Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

İLLUMİNATİ!..

10.8.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Eğer “İlluminati” ile ilgili “ciddi” bir kitap okumamışsanız, eğer sadece “bilim kurgu” ya da “aksiyon” türüne yakın kitap / film içinde geçen İlluminatı konusunda “birkaç bilgi kırıntısından öteye” birşeyler öğrenememişseniz, 1700’lerden bugüne Dünya’da “olup biten çok şeyin arkasını göremez, ne, nerede, neden, nasıl, kim’ sorularının cevabını “tam olarak” bulamazsınız!..

“Yeni Dünya Düzeni”  deyin, “Rothschild Ailesi / Rockefeller Ailesi / J. P. Morgan ailesi” deyin, “Marx / Troçki / Lenin” deyin, Yale Üniversi’tesi “Kuru Kafa / Kemikler Derneği” deyin, “Sabetay Sevi” deyin,  “Hegel / Tez – Anti Tez – Sentez” değin, “Kapitalizm – Kominizm” deyin, “Washinton’dan bugüne ABD başkanları” deyin, “Hitler” deyin, ”General Eisenhower’den, General McArthur’a kadar İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük komutanları” deyin, “Birleşmiş Milletler / NATO” deyin,  “Bilderberg, CFR” deyin, “Evanjelistler” deyin, “Papaz Bronson” deyin, deyin oğlu deyin, işte “bunlar da ne, nereden çıktılar” sorularına cevap bulmak istiyorsanız, “Ciddi olarak yazılmış / Güvenilir” bir İlluminati” kitabı okumanız gerekiyor.

Ben “ordan burdan” bir yığın yazı / makale / kitap okumuştum, İlluminati hakkında. “Kökü, Tapınak Şövalyelerine kadar uzanan bir tarikat” sanıyordum, önceleri. Ama, “okudukça” yavaş yavaş “bir tarikatten da çok öte, bir büyükten de çok öte organizasyon olduğunu” anlamaya başladım; “Yeni Dünya Düzeni, Tek Dünya Devleti, Sermaye Hükümranlığı!..”

Yooo, “Bunlara nasıl inanalım” derseniz, işte “inanmayanların durumuna düşersiniz!..”

“Bizden, son örnek”; Türk hariciyesinde “bu konuda birazcık bilgi sahibi olan birkaç uzman olsa idi”; Türkiye bugün “Evanjelik Papaz Bronson açmazına düşmezdi!..”

Gerisini, internete girin, “dünyalar kadar” kitap var; “İlluminati” adı altında. Şansınıza “birini alırsınız”, belki “güvenilir” iyisi çıkar!..

Ben, son olarak  “Faik Kurtulan’ın kitabını” okudum, bitirdim. “İlluminati Üstadları’nın neler yaptığını, ne yapmak istediklerini, nasıl yapacaklarını” biraz olsun biliyorum, artık!..

 

 

Bir ananın sigorta primi, koskoca bir marketi yıkar mı?..

Koskoca bir market, koskoca! İzmir’den Urla’ya evime gidiyorum. Marketin önünde meyve ve sebze satılıyor; geçerken, üzümler gördüm. Otomobilimi park edip, markete yürüdüm. Bir poşete üzümleri koymaya başladım. Bir kadın görevli vardı, bir müşteriye yardım ediyordu, konuşmalarından “tanıdık olduklarını” anladım. Görevli kadın “Bugün, beni sigortadan çıkardılar” deyince, başımı kaldırıp ona baktım. Müşteri kadın, “İşi bırakacak mısın” diye sordu. Görevli kadın “Nasıl bırakırım, çalışmak zorundayım” cevabını verdi. Sonra beraber içeri girdiler, sıra para ödemeye gelmişti.

Ben de “seçtiğim üzümleri poşete koyma işlemini tamamlamıştım” ki, müşteri kadın çıktı, gitti. Görevli kadın da yanıma geldi; “Başka alacağınız bir şey var mı” diye sordu. Şeftali de hoşuma gitmişti, ondan da aldım ve bu arada sordum; “Sigortadan mı çıkartıldınız” diye, son derece üzgün bir sesle “Evet” dedi. Ben de “Bakın hanımefendi, Sosyal Güvenlik Kurumu canlarına okur, büyük cezaları var. Bir dilekçe yeter” diye konuştum. Yüzüme baktı; “Konuşacağım, belki düzeltirler, düzeltmezlerse, şikâyet edeceğim” derken, sesinden umutsuzluk akıyordu.

Parayı ödemek için içeri girdim. Kasada 7 – 8 yaşlarında cin gibi bir kız oturuyordu, şirin mi, şirin. Kredi kartını çıkardım, “Kasadar sen misin” diye sordum, “Evet” dedi. “Aferin, şimdiden hayatını kazanmaya başlamışsın, gündeliğin kaç para” diye sordum. “Sıfır” dedi, sonra “Sıfııır” ve sonra da “Sıfııııırrr!..”

Bu sırada görevli kadın da yanımıza gelmişti; “Sizin çocuğunuz mu” diye sordum, “Evet” dedi. Henüz “Annesinin işsiz kalabileceğinden, sosyal güvencesinin sona erdiğinden haberi yoktu” ve Market sahibine “sıfır paraya, cıvıl cıvıl hizmet ediyordu!..”

Etrafa baktım, “etinden, sütüne, peynirinden, ekmeğine, sucuğundan, kolasına, çamaşır suyundan, kibritine kadar her şey satılıyordu bu büyük, büüyük, büüüyük mekanda, “Yok, yoktu!..”

Fişi imzaladım, kartımı aldım, üzüm ve şeftali poşetlerini de, “İyi günler” dileyerek marketten çıkarken, küçük kasiyerin sesi arkamdan çınladı; “Sana da iyi günler amca, gene de gel!..”

Otomobilime bindim, Urla’da evime gelene kadar düşündüm; “Ben o markete belki gene uğrayacaktım, ama anne ve o şirin kasiyer, o markette olacaklar mıydı, acaba?..”

Hayat çok acımasızdı ve ne yazık ki, dünyaya “acımasız adamlar” hükmediyorlardı!..

“Ekonomik krizin yıkamadığı” koskoca ve de koskoca marketi, anlaşılıyordu ki, “bir ananın uç – otuz paralık sigorta primi yıkacaktı” ve o “şirin kasiyerin anası” belki de bir ay sonra okullar açılırken, “işsiz bir kadın” olarak, “çocuğuna bir yeni kıyafet, bir çift ayakkabı alamamanın üzüntüsü içinde”, evinde oturacak, gizli gizli göz yaşı dökecekti!..

 

Haftanın Adamı

Muharrem İnce!..

 

Bu gidişle “Haftanın Adamı olmak” bir yana, “yılın adamı” bile olacak; zira “sayesinde CHP, yerel seçimlerde hezimete uğrayacak!”

Zaten “Ben gelmezsem partinin başına, elimizdeki belediyelerin yarısını da kaybederiz” anlamına gelen sözler sarf etmedi mi?

CHP’nin başına gelemeyeceğini anlayınca, “şimdi bu sözünün gerçek olması için” elinden geleni ardına koymuyor!..

CHP’yi “fiilen böldü”; şimdi imzacılara sık sık soruluyor; “Yeni bir parti kuracak mısınız?..”

“Tam bir fiyasko ile sonuçlanan” imza kampanyasının “Kurultay yok” kararı ile noktalanmasına rağmen, hâlâ “zorlama ve gülünç” ve dahası “inat dolu ve ısmarlama” uzatmalar oynanıyor, siyaset sahnesinde!..

AKP’yi ve Erdoğan’ı destekleyen gazeteler, zaten “Cumhurbaşkanlığı seçiminde ‘kolay lokma olacağı hesaplanan’ Muharrem İnce’ye destek vermişlerdi”; Cumhuriyet Gazetesi ve Halk TV’de “İnce yandaşlığını” zirveye vurdurmuşlardı.

Şimdi de “aynı hava sürdürülüyor”; sürdürülüyor ki; CHP yerel seçimlerde hezimete uğrasın!..

Kılıçdaroğlu da “bunları hak etti”; sen “Muharrem İnce’yi tanımamışsan ve Cumhurbaşkanı adayı yaparsan”, işte olacağı buydu!..

 

Sözün Özü

Papaz Bronson, ne biçim bir hazine imiş ki, “Bronson Krizini çözmek için” ABD’ye gönderdiğimiz heyette “Hazinecilerimiz var” ve heyetimiz orada “ABD Hazinecileri” ile görüşüyor. Böyle bir “hazine elimize geçmiş, hapse atmışız” da, Dışişleri Bakanımız “Haberimiz yoktu, ABD elçiliği müracaat etmese, olmayacaktı da” diyor. Gülmek mi, ağlamak mı lazım, siz söyleyin, sayın okurlarım?..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test