Ana Sayfa / 

Referandum sonrası ekonomi

14.4.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye, uzunca bir süredir seçimler, terörle mücadele, bölge güvenliği ve dış politika uygulamalarında ortaya çıkan gerginlikler  ve  şimdi de referandum nedeniyle ekonomiye yeterli zaman ayıramadı. Bu dönemde alınan önlemler de, siyasi tartışmaların gölgesinde kaldı. Ekonomi ister istemez bir bekleme dönemine  girdi. Belirsizlikler arttı.

Ancak gerçek olan husus, referandum sonuçları ne olursa olsun, ekonominin biran önce gündemin ilk sırasına oturtulması gereğidir. Mevcut ekonomik veriler incelendiğinde bu aciliyet kendini daha belirgin şekilde ortaya koymaktadır.

Ekonomi,  geçen yılın son çeyreğinde % 3,5 ve yılın tamamında % 2,9 oranında büyümüştür. Bu oran, beklenilenin üstünde olduğu için sevinçle karşılanmıştır. Ancak bu büyüme hızı, ülkenin nüfus artışı, işsizlik oranı ve rekabet gücü ihtiyacı göz önünde tutulduğunda yeterli değildir. Kaldı ki, büyümeye destek kamu ve hane halkının harcamalarından gelmiştir yani tüketim esaslıdır. İçindeki  yatırım ve imalat sektörü katkısı sınırlıdır. İstihdamı arttırıcı etkisi zayıftır.  Bu itibarla, kaynakların reel  sektöre aktarılması, üretim ve ihracata yönelik bir kalkınma modeline ağırlık verilmesi son derece önemlidir. Geçen yıl açıklanan proje bazlı teşvik sistemi uygulamaya konulmalıdır. Proje seçiminde, ileriye dönük rekabet gücüne sahip olup olmadığı, ihracata katkısı, teknolojik içeriği ve pazar genişliği gibi hususlar dikkate alınmalıdır.

Cari açığın giderek azalmasının ana sebebi de, büyüme hızının düşmesi nedeniyle daha az ithalata ihtiyaç duyulması böylece cari açığa yol açan dış ticaret açığının azalmasıdır.  Büyüme hızı arttıkça, ithalat ihtiyacı da artacak ve daha düşük hızla artan ihracat, cari açığın yükselmesine  sebep olacaktır. Bu durumda, ihracatın arttırılması, ithalatın azaltılması veya her ikisinin birden gerçekleştirilmesi gerekecektir. İhracatın, çok az ileri teknoloji içeren yapısı değişmedikçe, ar-ge ve innovasyona yeterli kaynak ve eleman ayrılmadıkça, teşvik sisteminde genellik yerine selektif bir baza gidilmedikçe, istenilen ölçüde artması oldukça güçtür. İthalatın azaltılması ise, büyümeden fedakarlık yolu ile değil, ithal edilen ürünlerin bir kısmının, rekabet edebilir düzeyde ve miktarda  olmak kaydıyla, içeride üretilmesinin teşviki ile mümkündür.

Ekonomik büyümenin sağlıklı kaynaklarla finansmanı ve arzın arttırılması enflasyon hadlerinin gerilemesine ve işsizliğin düşmesine de yardımcı olacaktır . Enflasyon, Mart ayında % 1,02 ve yıllık bazda % 11,29 oranında artmıştır. Bu artışın, faiz hadlerinin  ve kredi maliyetlerinin yükselmesine ve dolayısıyla  yatırım kararlarının ertelenmesine yol açması muhtemeldir. Aralık 2016 ayı itibariyle işsizlik oranı % 12,7 düzeyine çıkmıştır. Bu oran son 7 yılın en yüksek artışını ifade etmektedir. İşsizlik düzeyinin artmasının sosyal dengeleri olumsuz yönde etkilemesi ihtimali yüksektir. Haklı ve insani nedenlerle de olsa göçmen sayısının artması bu konudaki kaygıları arttırabilecek niteliktedir.

Cari açığın finansmanında en önemli kaynaklardan biri de ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırımlardır. Mevcut ekonomik ve siyasi ortam bu tür yatırımların giderek azalmasına yol açmaktadır. Dış ekonomik ilişkilerde, yatırım yapılacak ülke ile ilgili algı çok önemlidir. Yatırımcı güven, ekonomik ve siyasi istikrar ile karlılık ister. Kendi ülkesi ile olan ilişkilerin barışçı, saygılı, kalıcı ve dengeli çıkar esasına dayalı olmasını arzular. Aksi durum sadece sermaye akışını değil, turizmi, müteahhitlik hizmetlerini, uluslararası taşımacılığı, teknoloji transferini, dış pazar genişlemesini de doğrudan etkiler.

Bu konuya  Rusya ve AB’yi iki somut  örnek olarak verebiliriz.

Avrupa, yıllık ihracatımızın yaklaşık yarısını yaptığımız, yabancı yatırım stokumuzun üçte ikisine sahip olan, Gümrük Birliği Anlaşmasını revize etmeye çalıştığımız bir topluluktur.

Yıllık 2 milyar dolar olan yaş meyve ve sebze ihracatımızın yarısı Rusya’ya yapılmaktadır. Bu miktar uçak krizinden sonra 330 milyon dolara kadar düşmüştür. Daha sonra durum biraz düzeldiyse de, halen domates ve salatalık gibi ana ihraç ürünlerde yasak sürmektedir. Türkiye de buna karşılık, buğday, arpa, bitkisel yağ gibi bazı maddelerin Rusya’dan alımını durdurmuştur. Doğal gaz ithalatımızın çok büyük bir bölümü  Rusya’dan yapılmaktadır. Boru hatları yolu ile enerji naklinde ortaklığımız vardır. En önemli dış müteahhitlik pazarımız Rusya’dır. Ülkemize yılda 3-3,5 Rus turist gelmektedir.

Dış ilişkilerin, ekonomik açıdan önemi elbette bu iki gurupla sınırlı değildir. Bu durum, başta komşularımız olmak üzere bütün ülkeler için geçerlidir.

Söylemek istediğimiz şey şudur. Dünyanın ekonomik yapısı değişmektedir. Küreselleşme bile tartışılır hale gelmiştir. ABD, daha önce imzaladığı anlaşmalardan çekilmekte veya yeniden müzakere istemektedir. Korumacılık ile birlikte yeni ticaret ve kur savaşları ortaya çıkmaktadır. Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışlarının azalması veya maliyetlerinin yükselmesi söz konusudur. Bizim gibi ekonomik büyümesi dış kaynaklara bağlı ülkelerin, gecikmeksizin yapısal reformlarını tamamlamaları ve ekonomilerini yeni gelişmelere  uyumlu hale getirmeleri kaçınılmazdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...