Ana Sayfa / 

Avrupa ne? Avrupa kim?

14.4.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Hayret ediyorum kendilerine “Avrupalı” deyip örneğin Türkiye’yi ve tabii Suriye’yi, İrak’ı, Lübnan’ı dışlayanlara. Örneğin Türkiye deyince, ya’hu Avrupa denilen kıtanın yaklaşık üçte birini yaklaşık 300 yıl yönetmiş bir ülkeden  bahis ediyoruz.

Hayret ediyorum Müslüman olup da diğer dinlere mensup olanlara ciddi ciddi “gavur” veya “kafir” diyenlere. Hoş, Kuran’da da bu ayrımcılık yok değil ya! Hayret ediyorum Hristiyan olup da Müslümanları dışlamak isteyenlere. Bu devirde okumayıp, araştırmayıp kültürlerin bir parçası olan dinleri kelime anlamıyla inanç ve geçim kapısı yapıp onun üstünden politika, ticaret yapanlara! Halbuki bunlar (ortak) kültür ve bizi uğraşmaya sevkeden tarihsel yaklaşımların külliyeleri! İnsanlık olarak bunları aşıp olan problemleri çözmek yerine birbirimizle uğraşmayı tercih ediyoruz. Yetersiz duyularımızla gerçeği anlayamamanın ve kolaya kaçma eğilimimizin bir neticesi olarak.

Kant zaten savaşmanın bir normal durum olduğunu ve barış için çaba gerektiğini söylememiş miydi?

Kaos da normal durum, düzen, uzlaşma ve huzur için de çaba gerekiyor. Halbuki hedefler doğru konulunca ve paylaşılabilir olunca yapamayacağımız şeylerin sayısı aniden azalmıyor mu? Bir kısmı kısa vadede, bir kısmı daha uzun vadede, çözülebilir sorunlar haline geliveriyorlar hedeflerde anlaşılınca.

Avrupa ne?  Hristiyanlık veya Müslümanlık mı? Yok, bu dinlerden daha eski! Peki, Avrupa kim?

Leipzig’de bu yıl “Kompass” yani “Pusula” adlı kitabıyla ödül alan Mathias Enard’ın teşekkür konuşmasını okudum. Durumu gayet güzel özetliyor. “Kim Avrupa” diyor? Lübnanlı bir Prenses! Boğa kılığına giren Zeus tarafından kaçırılıyor ve oğlu Sarpedon Truva savaşında Truvalıların yanında savaşıyor…

Bin bir gece masallarından Heinrich Heine’ye, oradan Sırpların Sevdalinka şarkısına giden ayni aşkın yansımaları. Servantes’in Don Kişot’unun kökeni Arabistan Yarımada’sında. Louis Aragon Leyla ile Mecnun’dan alıyor Leyla’nın aşkı ile kendinden geçmeyi.

Halbuki çekici bir oryantal prensesten (zorla kaçırılan bir göçmenden? ) ismini almış olan kıtanın bugünkü sakinleri kibir içindeler. Merkel çok oy kaybetmesine rağmen bir milyondan fazla göçmeni ülkesine alarak büyük bir Devlet İnsanı olduğunu ispat etti komşularına. Bakalım oradaki tutucu – islamofob kesimden oy alabilecek mi?

Bu arada Trump da tabii her an, herkesin sevgilisi olmak isteyen bir yapıda. O da dine göre vize ile oy alabileceği hesabında. Suriye’den göçen Steve Jobbs olmasa idi, Apple  bilgisayarları olmayacaktı. Türkiye’nin bütçesinden fazla ciro yapan bir şirketten bahis ediyoruz!

Erdoğan da iki milyondan fazla göçmene kapıları açtı. Bu da takdire şayan bir tutum. Bizdeki tutucular hiç hoşlanmadılar. Fakat devlet idaresinde artık yorgunluk ve güç tutkusu ve dış ilişkilerde kültürel farklar çok ön plana çıktı.

Ne olursa olsun uzlaşma ile Suriye sorunu biterse ekonomi de düzelir, kültürel farklar da zamanla aşılır. Olmaz ise zor bir döneme gireceğiz korkarım. Avrupa yanlış politikaları ile Türkiye’yi yanına alamadı ve Irak - Suriye sorununda masanın dışında kaldı.  Biraz “testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur” durumu sanki.

İlginç bir karikatür gördüm: birkaç tavuk masa başında birbirlerine soruyorlar: “Fetö mü AKP’den çıktı, AKP mi Fetö’den?” diye.  Dinleyicileri İnekler temsil ediyorlar ve biri  “Cevabı çok merak ediyorum” diyor. Sanki Selçuk Erdem’in çizgileri ama internette karikatürde bir imza bulamadım.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar