Ana Sayfa / 

Bir hazine buldum!..

14.4.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Güneşli bir bahar ve pazar günüydü. Eşimle “Ne yapalım” diye düşünürken, bir komşumuzun “Barbaros Köyü’nde korkuluk festivali var, gidelim” teklifiyle yola koyulduk. 7 kişilik bir komşu kafilesiyle Barbaros Köyü’ne vardığımızda bir gariplik hissettik. Ortalıkta “festival kalabalığı” yoktu, “festival tarihi yanlış öğrenilmişti” ve bize de köyü gezmek kalmıştı.

Urla ve Büyükşehir belediyelerinde “alt yapı hizmetlerinde önemli görevler üslenmiş olan” ve Barbaros Köyü’nü de “bu hizmetleri götürürken” iyi tanıma imkanı bulan jeoloji mühendisi komşum Hakan Keçeci, “Burada bir sanat evi var ve de kurucusu. Eğer daha önce gelmedi ve tanışmadıysanız, oraya gidelim tanıştırayım, enteresan bulacaksın, Öcal abi” dedi ve yürüdük.

Bir sanat evi görmeye gittim ve orada tam tabiri ile bir “hazine ve dört parmağında dört marifet” bir haznedar buldum!..

Batuhan Bozkurt, 1950 Osmaniye doğumlu. Bir çok köyde ilkokul öğretmenliği, sonra çeşitli yerlerde Kültür ve Turizm şube ve galeri müdürlükleri, Ege Üniversitesi Türk Müziği Konservatuarında da lisans eğitimi yapmış. Mersin İlk Öğretmen Okulunda yatılı okurken başladığı resim çalışmalarına, daha sonra, büyük ün yapacağı, “renkli taş ressamlığı” ile devam etmiş.

Bugün, Almanya’da patent aldığı “Mineral Modern Mozaik Çakıl Taşı Tekniği” ile resim çalışmalarının belki de Dünya’da tek sanatçısı. 45 yıldır içerde ve dışarda birçok sergi açmış. Yurt dışındaki müze ve galerilerde “bu teknikle yaptığı resimler” var, minyatürler var.

Ünlü Babür Şah’ın Babürnamesi’nden alınan büyük minyatüründe kullandığı taşlarının isimleri; pirit, hematit, malahait, Serpantin, kuvars, azurit, bazalt, opsidyen, soladit, opal, krizoplast, barit, gül kuvarsı, lapislazuli, kehribar, magnezit, turmalin, kaplangözü, akuamarin, agat, Kadıköy taşı, turkuvaz, topaz, amatist, akik, kalpoprit, zeolit, rodonit, jesper, manganez, feldspat, çakıl taşı, kayaç.

Taşların ve minerallerin “önce pirinç büyüklüğünde, sonra da bulgur büyüklüğünde kırılarak ve çakılarak” yapılan bir resim sanatı bu; bilmem “naif resim” ile “zorluk bakımından” kıyaslanırsa, sonuç ne olur?..

Ve Bozkurt Hocamızın resim sergilerinde bir “önerisi” oluyormuş, gezenler için ve yazılı olarak; “Resimlere lütfen dokununuz!”



Köylerde öğretmenlik yaparken, toplamaya başladığı taşlar ve mineraller, daha sonra “bütün yurdu gezerek” ve de “dünyanın dört bir yanında getirdiği, getirttiği” eklemelerle, tam bir “renk cümbüşlü hazine” oluvermiş. Barbaros Köyü’ndeki “Emek Kültür ve Sanat Evi’nin salonları, odaları “bu taşlardan yapılmış resimler, minyatürler, Birinci Dünya Şavası sonrasında başlayan Dadaizm akımından esinlenen kolajlar ve de… Kolyeler, alınlıklar, yanaklıklar, bilezikler, yüzükler, tespihler, heykelcikler ile dolu.

Hocamız, Barbaros Köyü’ne yakın Kadıovacık Köyü’nden Zeynep Hanım ile evliliğini yeni sonlandırmış. Sanat evinin kurulmasında ve yaşamasında ona yardımcı olan” eşinin yokluğunu anlatırken, gözleri buğulanıyor.

Diyor ki; “Parkinson hastasıyım. Bu çalışmalarım bana hayat veriyor, hastalığımın ilerlemesini durduruyor. İlaçlarımın yanında, bol bol da bakla filizi yiyorum, ama yalnızlık beni üzüyor.”

Sonra alıyor udunu, Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti Milli Marş yarışmasına katıldığı bestesini çalıyor ve “Türküz” diye bitirdiği marş, bugünlerin Türkiyesinde yaşayan bizleri heyecanlandırıyor, alkışlıyoruz. “Yanık Ömer” ile bitirdiği mini konserin sonrasında, 10 dakika gezmek için girdiğimiz Sanat Evi’nden 1 saat sonra zor ayrılıyoruz.

10 metre ötedeki bir kafede keşkekli, mantılı öğle yemeğimizi yedikten sonra da, otomobillerle dönerken, sanat evinin kapısında duran bu büyük sanatçıya el sallıyoruz; “Gene geleceğiz, Hocam!..”

+++++ 

Gazete ve Gazeteci!..

Kurucuları Erdoğan Köklüçınar, Dr. Akkan Suver ve de aynı gazetelerde ve aynı dönemlerde beraber olduğumuz Kenan Akın, Ergin Konuksever gibi “sevgili dostlarımı bulduğum” bir gazete İstanbul’da yayınlanan YENİGÜN.

Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün yurt çapında “yerel gazeteler arasında düzenlediği” 30’uncu Medya Özendirme Yarışmasını “mizanpaj dalında” birincilik ödülünü almasıyla ilgili bir “özel birinci sayfa” yapmış, arkadaşlarımız. O sayfada, “kurucu” Engin Köklüçınar’ın “Sevginin eseri” başlıklı bir yazısı var, gazetesini anlatan.

Bütün gazetelere ve o gazeteleri çıkaranlara ve de emek verenlere “örnek olacak” bir yazı:

“… YENİGÜN, yaptığı işi seviyor, gazetenin her sayfasına aşık gözlerle bakıyor. Kalemin yerine sopayı, saygının yerine küfürü, sevginin yerine nefreti koyanları içine sindiremiyor. Bu kutsal mesleği onlara yakıştıramıyor.

Gazete sahibi, gazeteci olan bu gazetede gazeteciliğin tadını çıkarıyor.

YENİGÜN’ün tirajı küçük ama ruhu büyüktür. Mesleğinin genlerini taşımaya devam ediyor. Sarraf titizliği, filozof bilgeliği, Bektaşi kalenderliği ve engin sabrıyla medya dünyamızda yer alıyor.

‘Sanat, ekmek peşinde koşarsa alçalır’ diyen Üstad’larının, Usta’larının ‘Madde adamı değil, mana adamı olun’ önerisini kulağına küpe, boynuna kolye yaparak hayatiyetini sürdürüyor. Gururluyuz…”

İlk yayınlanan kitabını okuduğumda, bilgi, kültür ve üslubuna hayran olduğum sevgili Engin Köklüçınar’ı ve arkadaşlarını kutlar, nice başarılarla dolu yıllar ve nice ödüller dilerim.

+++++++

Gerçek nerede?..

Türkeş’in partisini yönetenler halkı aldatmamalı; gazetelerde “MHP Kurucular Kurulu’ndan ‘Evet’e tam destek” başlıklarıyla çıkan bir açıklama yapıldı.

MHP’nin resmi sitesine giriniz, bakınız “Kurucular Kurulu” diye bir kurul bulabilecek misiniz? MHP Tüzüğü’ne bakınız, “böyle bir kurul var mı?”

MHP 1960’lı yılların sonlarında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi(CKMP)’nin kurultay kararı ile adının “Milliyetçi Hareket Partisi” olarak değiştirilmesiyle “MHP” oldu.

1980 sonrasında da partiler yeniden kurulurken, önce Muhafazakar Parti kuruldu, sonra bu partinin adı “Milliyetçi Çalışma Partisi” oldu, daha sonra gene kurultay kararı ile “MÇP oldu MHP”; o sırada ortaya çıktı, “Kurucular Kurulu”, ama “20 kişiydi”, bu kurul. Yukarıda yazdığım açıklamanın altında ise sadece 4 kişinin adı vardı; Naci Meriç, Mehmet Zeybek, Kemal İnandı ve Niyazi Ahıska.

Diğer 16 kişi ne olmuştu; hepsi rahmeti rahmana mı kavuşmuşlardı?..

Sadi Somuncuoğluları, Agah Oktay Günerler, Namık Kemal Zeybekler ve Türkeş’in siyasete atıldığı günlerden beri yanında olan ve de bugün hayatta olanlara bir sorunuz bakalım; “MHP Kurucular Kurulu’nu bu dört kişi temsil edebilir mi?..”

+++++

Sözün Özü

Artık söz bitmeli, ülkede siyasi, sosyal ve ekonomik barışın sağlanması, ülkenin büyük sorunlarının çözülebileceği bir ortamın yaratılması için “hızlı” adımların atılması gerekiyor; yoksa Türk halkının zor nefes alacağı günler gelecek!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar