Ana Sayfa / 

Akıntıya kürek yerine yeni formül

21.4.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İstediğimiz kadar itiraz edelim, bir milyondan fazla mühürsüz oy kullanıldığını örnekleriyle söyleyelim, sonucu kabul etmiyoruz diyelim, hiçbir şey değişmeyecek.

Doğrudur, atı alan Üsküdar'ı geçti ama, çok güçlü olduğu Üsküdar'ı değil, sandıktan yenik çıktığı Üsküdar'ı geçti. Kaldı ki, buna geçti filan denilmez, attan düştü gözüyle bakılır. Efendim yüzde 51'i geçen bir sonuca başarısız denilemezmiş. Kim demiş onu, bütün büyük şehirlerde yenilen bir anlayışa madalya takmak mümkün mü?

Sen devletin bütün imkanlarını yasaları hiçe sayarak dibine kadar kullan. Rakibine propaganda imkanı tanıma, afişlerini pankartlarını söktür, toplantılarını engelle, salon filan verme. Milletin muhalefet görevi verdiği MHP'yi de yanına çek. Tüm bürokratlarını, camilerdeki maaşlarını vergilerimizle ödediğin din adamlarını seferber et. Hayır oyu kullananları terörist, vatan haini gibi suçlamalarla yandaşlarına hedef göster. Sonuçta alabildiğin oy yüzde 51... Bu imkanları bir spor kulübüne versen, oylarını yüzde 75'e çıkarırdı...

Kimse kimseyi kandırmasın. Hesap açıkça ortada. AKP'nin oyu yüzde 40'a düşmüştür. 6 puan da MHP'den gelmiş, geri kalan 5 puanı ise HDP'ye yüz vermeyen Kürt seçmenden eklenmiştir. Hesap bu kadar basittir işte. Peki muhalefetin yüzde 48'i aşan oyu CHP'ye mi aittir? Elbette ki değil... CHP bu referandum kampanyasında çok iyi çalışmış, eldeki cılız imkanları iyi değerlendirmeye gayret etmiş, buna rağmen yüzde 48'deki payı 30'u aşmamıştır. Geri kalanı MHP muhaliflerinin, mağdur asker, polis ve bürokratların, Doğu Perinçek Ekibinin (Vatan partisi) eski demokratların ve ANAP'lılarla, iktidara kızgın yurttaş kesiminin oylarıdır.

Şimdi sandıktan çıkan şaibeli de olsa sonuca itiraz, kimseye bir şey kazandırmaz. Anamı seven kadı hesabı, kararı kesin olan Yüksek Seçim Kuruluna itirazdan sonuç alınamaz. Yanlışı yapan kuruldan, sonucu değiştirecek kararı beklemek, Godot'yu beklemekle eşdeğerdedir. Son itiraz kapısı Anayasa Mahkemesine gelince,o kapının açılıp açılmayacağı bile şüphelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise tam bir hikayedir, ölme eşeğim ölme...

Onun için bırakalım havanda su dövmeyi. Akıntıya kürek çekerek vakit kaybetmeyelim. Şapkamızı önümüze koyarak, acil bir karar almak zorundayız. Bu iktidara karşı çıkanlar, hatırı sayılacak bir oy almışlar ve iktidarın karizmasını çizmişlerdir. Sandıklar açıldıktan sonra balkonlarda konuşanların ilk yüz ifadeleri, gerçeği ortaya koyan çarpıcı fotoğraflardır. Onun için, muhalefetin eline geçen bu ikinci fırsatı iyi kullanmalıyız. Hatırlayacaksınız, ilk fırsatı yine Devlet Bahçeli yüzünden kaçırmış, kendisine Başbakanlık teklif edilmesine rağmen reddederek, AKP'nin kapanan kısmetini tekrar açmıştır. Bu kere aynı yanlışı yapmamak gerek. Peki ne yapmalıyız ki, ülkeyi torba kanunlarla yöneten, aklına eseni yapan ve ben yaptım oldu anlayışındaki bir iktidarı ilk seçimlerde alaşağı edelim... Artık iyice anlaşılmıştır ki, Kemal Kılıçdaroğlu ile hayli kan kaybeden CHP'yi eski gücüne kavuşturabilmek imkansız hale gelmiştir. İlk olarak CHP'ye mücadeleci, ağzı iyi laf yapan, yenilikçi bir lider bulunmalıdır. O yeni lider, tüm küskün ve kırgın CHP'lileri tekrar partiye ve siyasete kazandırmalı, sekizinci defa kaybedilen seçimleri artık kazanacak bir dinamizm ve inancı hayata geçirmelidir. Peki Kılıçdaroğlu ne olacak? Onu da partinin onursal Başkanlık koltuğuna oturtabilirler. Böylece ortalığı kırıp dökmeden bir formül yaratılmış olur. Bu durumda CHP'nin yeni genel Başkan'ı kim olur? Onu da partililerin iradesi pek çok aday içinden bulup çıkarabilir. CHP'nin içini ve kadrosunu iyi incelerseniz, o değerde hayli seçkin, deneyimli ve donanımlı politikacıya rastlarsınız.

Şimdi gelelim, işin en can alıcı noktasına. Ülkenin bir merkez partisine şu sıralarda çok ihtiyacı vardır. Türkiye sevdalılarının, memleketimizin başına gelebilecek bir tehlikeden korkanların ve sandığa koşmaya hazır çok büyük bir oy kaynağının beklentisi de budur. İddiayla söylüyorum ki, böyle bir parti ilk seçim denemesinde iktidar veya en azından iktidarın en büyük ortağı olabilir. Türkiye'nin geleceğinden ve meçhule doğru dörtnala gidişinden endişelenen o kadar çok insan var ki, işte asıl bunlar sandıkları patlatabilirler. Öyleyse vakit kaybetmeden işe başlamalı ve hemen kolları sıvayarak yola çıkmalıyız. Bu saatten sonra yeni bir parti kurmak, o partiyi yasalara uygun şekilde tüm ülkede teşkilatlandırmak kolay bir iş olmadığı gibi, hayli vakit ve para gerektirir. Bu durumda izlenecek en kestirme yol, mevcut partilerden birinde buluşmak ve yönetim kadrosunu çarpıcı ve renkli bir hale getirerek meydanlara çıkmaktır. Bu parti, teşkilatı tamam ama sadece tabela gücü mevcut Demokrat Parti olabilir. Böyle bir merkez partisi, yepyeni bir heyecan ve kadroyla ortaya çıkarsa, kısa zamanda çok  çok büyük sonuç ve destek alabilir. Bu partinin başındaki mevcut genel Başkan ikna edilebilir, yerine Ali Koç veya olmazsa Mehmet Haberal, İlhan Kesici, Ümit Özdağ, Meral Akşener, Muharrem İnce düşünülebilir ya da hiçbirimizin aklına gelmeyen çok seçkin ve değerli bir Türk büyüğü önerilebilir. MHP'nin kayan tabanı, eski demokrat ve ANAP'lılar, gerçek sosyal demokratlar, hatta AKP ve CHP tabanındaki kızgın, kırgın ve umutsuz partililer, mevcut iktidar tarafından görevden alınan memurlar ve onların yakınları, yani AKP mağdurları bu yeni partiyi sırtlar ve mutlak başarıya götürür.

Rahmetli Demirel (demokrasilerde çare tükenmez) derdi. Gerçekten çare tükenmiyor, ancak kararlı, azimli ve Türkiye'nin menfaatinden başka menfaat tanımamak kaydıyla...

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...