Ana Sayfa / 

Üç adım attılar, fındıkta verimlilik yüzde 30 arttı

18.5.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Savaş döneminde yani 1946 yılında İtalya’nın Alba kentinde kuruldu Ferrero. Bugün 10 milyar Euro’yu aşan toplam iş hacmi ile şekerlemenin pazar liderleri arasında yer alıyor. 53 ülkede 40 bin çalışanı olan Ferrero 19. fabrikasını 2013 yılında Türkiye'de Manisa’da kurdu. İşte o ondan sonra birbirimizden haberimiz olmadan çoğu Karadenizli gibi bende Ferrero’ya küstüm.

Çünkü Ferrero’nun üretimde 6 önemli hammaddesi bulunuyor. Bunların arasında en önemlisi fındık… Buna rağmen fabrika Ordu-Giresun gibi fındığın başkentlerinde değil de bir başka yerde kurulunca üzüldük, hatta küstük. Onlarda bizim küskünlüğümüz fark edip (burası şaka tabi ki)  bizimle ilişkilerini kestiler.

Bu ilişki kopukluğu bir meslektaşımız Yasemin Taşkın Ferrero’da Kurumsal İlişkiler Müdürü olunca ortadan kalktı.

Ve Ferrero’nun Grubu’nun Global Sürdürülebilirlik Raporu kapsamında Venedik Sarayı’nda gerçekleştirilen bir etkinlik bir araya geldik. Zaten Ferrero ile bir Karedeniz’in yolları fındık ortak paydasında mutlaka kesişecektir… Bütün mesele bu kesişmenin doğru düzlemde olması…

Toplantı önemliydi… Değerli Tarım Projesi’nin uygulaması başlatılmıştı ve bunun ayrıntıları paylaşılıyordu.

Önce Ferrero Türkiye Genel Müdürü Azmi Gümüşlüoğlu söz aldı. Grubun ilk Türk Genel Müdürü Gümüşlüoğlu şu noktaların altını çizdi:

  • Türk fındığının en büyük elçisi olarak Türkiye için değer yaratmaya devam ediyoruz.
  • Fındık ihtiyacımızın çok büyük bir bölümünü Türkiye'den karşılıyoruz. Türk fındığını 100’den fazla ülkede milyonlarca insanla buluşturuyoruz.
  • Türkiye’de 1 milyar euroluk bir iş hacmi yürütüyoruz. Burada yaptığımız üretimle 3 kıtada 100’den fazla ülkeye ihracat yapıyoruz.

Sonra sözü Ferrero Fındık Şirketi Global Satın Alma Direktörü Stefano Gagliasso aldı.  “Değerli Tarım Projesi”ni şu sözlerle anlattı:

  • Türkiye’nin fındık üretiminde maksimum kaliteyi ve en yüksek verimi yakalaması hedefiyle çalışmalarımıza devam ediyoruz.
  • Bugüne kadar yaptığımız eğitimlerle 34 bin çiftçiye ulaştık. 55 örnek fındık bahçesi geliştirdik.
  • Proje kapsamında, fındık hasatında uygulanan temel tarım teknikleri ile üretimin yaklaşık olarak yüzde 30 artabileceğini ve kalitenin önemli ölçüde iyileştiğini görüyoruz.
  • Ziraat teknisyenleri ve sosyal uzmanlardan oluşan 70 kişilik saha ekibimizle fındık üreticilerine ulaşarak eğitimlerimizi sürdüreceğiz.
  • Türk fındığının dünya pazarlarında hak ettiği yeri alması en büyük idealimizdir. Ferrero Grubu, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da dünyada Türk fındığının en büyük destekçisi olmaya devam edecek.

Bu sözlerden sonra yeniden dizayn edilmiş 55 fındık bahçesi ilgimizi çekti. Projenin başındaki isim Ersin Arısoy ile sohbet ettik. Projenin ayrıntılarını şöyle anlattı:

“Fındık üreticisi verime çok önem veriyor. Verimi artırmak için yaptığımız çalışmalara, eğitime müthiş bir katılım sağlıyor. 55 bahçede yaptığımız uygulamada bir yıl içinde yüzde 30 verimlilik sağladık. Üç şeye dikkat ettik. Doğru ilaçlama, doğru budama, doğru gübreleme… Bunlara dikkat edildi. Daha az para harcandı ve verimlilik yüzde 30 arttı. Yani bir ton fındık alınan bahçeden 300 kilo daha fazladan alındı.”

Küçük bir dokunuşla fındıkta verimi artırmak çok önemli… Bahçe çalışmaları önümüzdeki dönemde de devam edecek.

Bu sosyal sorumluluk projesi fındık üreticisi ile Ferrero arasındaki bağın güçlenmesini sağlayacak. Aradaki soğukluğu giderecek.

Mesela son olarak Ferrero’nun doğduğu yer ile Giresun kardeş kent yapılmış.

Olumlu bir adım ama bu konular Karadeniz’de çok hassastır. Mesela Ordu’da yapılan havalimanının adı Ordu-Giresun diye anılır. Fındıkla ilgili olan Karadeniz’in hassasiyetlerini de bilmeli… yoksa kaş yaparken göz çıkarılabilir.

Ürünleri 160’dan fazla ülkede tüketici ile buluşan Ferrero’nun başarısının devamı için lezzetin yanına başka unsurları da koyması gerektiğini zaten biliyordur.

 

 

Kiğılı’da üçüncü kuşak

gençlik rüzgarı estiriyor

Abdullah Kiğılı kuşkusuz Türkiye’nin giyim denince akla gelen ilk isimlerinden biri… Başarı öyküsünü biz dahil ekonomi gazetecileri onlarca defa yazdı. Başarısı sektörde kabul edilen bir isim oldu. Sektörün Abdullah Abisi oldu hep…

Başarısı onlarca defa test edildi. Son olarak Vodafone reklamlarında bu başarı bir kere daha testten geçti ve onaylandı.

Reklam büyük ses getirdi. Vodafon benzer reklamlar yapmıştı ama bu defa beklemediği bir sonuç aldı. Çünkü Abdullah Kiğılı sahiciydi… Başarısının ötesinde kendisini bir markaydı. Sempati ile bakılan bir isimdi. Önderdi… Doğal olarak sonuç da beklenen üzerinde olumluydu.  Abdullah Kiğılı damadı Hilal Suerdem’i de iyi yetiştirdi. Oğlum dediği damadı da onun izinden gitti. Özellikle e-ticaret gibi yeni alanlarda büyük başarılara imza attı. Ve son olarak gördük ki üçüncü kuşak yavaş yavaş Kiğılı’da etkinliğini artırıyor…

Lider erkek giyim markaları arasında yer alan Kiğılı yeni koleksiyonunu tanıtan bir defile yaptı. Defile sosyal sorumluluk amaçlı yapılmıştı.

Bu nedenle Medipol Başakşehir Teknik Direktörü Abdullah Avcı ve futbolcuları da bu defileye destek verdi ve podyuma çıktı.

Amaç kansersiz bir yaşam için bir adım atmaktı. Atıldı da… Kansersiz Yaşam Derneği farkındalık noktasında önemli bir mesafe aldı.

Ancak gördük ki… Kiğılı da artık yeni bir dönem başlıyor… Dedik ya üçüncü kuşak yönetime ağırlığını koyuyor diye… İşte defile de onun izlerini, etkilerini gördük.

Takım elbise denildiğin ilk akla gelen marka olan Kiğılı artık yeni bir alana da giriyordu…

Üçüncü kuşak Sena Suerdem marka da gençlerin ağırlığını artırmıştı.

Kiğılı artık modern şehir hayatının koşturmacasına uyum sağlayacak rahatlıkta birbirinden şık giysileri de sistemine dahil etmişti.

Bu uzun süredir deneniyordu ama bu kadar baskın olarak ilk defa sunuldu.

Defile tamamen gençlerin ya da kendini genç hissedenlerin tercihlerine hitap eden giysilerden oluşuyordu.

Torun Sena Suerdem babasının ve dedesinin izinden gitmiş yeni dönemi keşfetmişti. Takım elbisedeki etkinliği farklı alanlara da taşımak için adım atmıştı.

Yeni giysiler hafif, terletmeyen ve kırışmayan kumaşlardan yapılmıştı.

Sena Suerdem şirkette neredeyse çocuk yaşlarından beri staj yapmıştı. Eğitimini, babası Hilal Suerdem’in şirketin her departmanını bilen bilgisini ve dedesi Abdullah Kiğılı’nın emsalsiz tecrübesini gençliği buluşturup çok önemli bir adım atmıştı.

Bütün bunlara üniversitelerle çalışmanın, yeniliklere açık olmanın ve yeni kuşaklardaki ön yargısız anlayışın da büyük katkısı olduğunu eklemek gerekiyor.

Ve ortaya muhteşem bir yenilik çıkmış… Önümüzdeki dönemde sektör bu yeniliği konuşacak.

Kiğılı artık erkek giyiminin her aşamasında olacak. Takım elbisedeki liderliği başka alanlara da kaydıracak. Yeni dede, baba ve torunu giydiren bir marka olacak. Anladığımız bu… Defile gecesi bu yüzden Abdullah Kiğılı misafir gibi duruyor, Sena Suerdem bütün ayrıntılarla ilgileniyordu.

Yeni sektörün Abdullah Abisi görev teslimi için hazırlanıyordu.

Peki Kiğılı’da bu kadar öne çıkan torun Sena Suerdem kim? Olayları nasıl yorumluyor?

Bir kere en sıkıntılı sorunlara bile dedesi gibi espirili yaklaşabiliyor. Bakın defile gecesi ne dedi?

  • Dedeme çok teşekkür ediyorum. Bu kadar zor telaffuz edilen bir ismi markalaştırıp bize teslim etti. Biz zorlukları aşmayı ondan öğrendik…

İlginç defile öncesi de bu konuyu Abdullah Kiğılı ile konuşmuştuk… Şöyle demişti…

  • Bizim adamızı söylemek bile zor. Biz marka yaptık. Markada hem “ ı “var… Hem” ğ “var. Çok zor. Ama Çinliler bile artık çok iyi öğrendi. Siz doğru iş yaptığınız da sorun bir şekilde çözülüyor.

O sırada yanımızda Hotiç’in sahibi da vardı. Aynı sıkıntının kendilerinde de olduğunu vurguladı.

Evet torun Sena Suerdem bu sıkıntıyı herkesle paylaşacak  kadar kendine güvenli bir noktada… Kendine güveni üniversite yıllarından geliyor Sena Suerdem’in… Şu sözler ilginç değil mi:

  • Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri bölümü mezunuyum. Üniversite öğrencisi olduğum dönemden itibaren gelecek planlarımı aile şirketinde görev almak üzere kurdum. Mezun olduğumun ertesi günü babam işe geliyorsun dedi ve şirkete ilk profesyonel adımımı atmış oldum. O dönem perakende sektörünün büyüdüğü, satış ağımızı genişlettiğimiz ancak bununla birlikte babam ve dedemin iş sebebiyle sürekli seyahat etmek durumunda kaldıkları bir dönemdi. Bu nedenle profesyonel hayata biraz daha hızlı adapte oldum. 6-7 ay aralıksız çalıştıktan sonra dedem benim ilgimi ve şevkimi gördü ve Ermenegildo Zegna’da staj yapmam için beni İtalya’ya gönderdi.

 

Yol haritasını çizdiler, hibrit

tohumu anlatma kararı aldılar

Türkiye Tohumcular Birliği ile üçüncü defa biraraya geldik. Önce Bursa’da… Ardından Kartepe’de sonra da İstanbul’da buluştuk.

Aslında çok önemli bir sektör… tam 791 tohum sanayicisi bulunuyor sektörde...

6100 dağıtıcı, 28 bin yetiştirici ile Türkiye’nin en hızlı büyüyen  sektörlerinden biri…

Bu önemli sektörün de en büyük sorunlarından biri bilgi kirliliği… İşte bu yüzden bir araya gelmiştik daha önceleri…

İstanbul’da da aynı sorun gündeme geldi… Mesela yasak olmasına rağmen GDO ana konulardan biriydi…

Ama önceki başkan şimdinin başkan yardımcısı Yıldıray Gençer’in yaptığı gibi yeni başkan Kamil Yılmaz da sabırla anlattı sıkıntıları. Önce TÜBİTAK ile geliştirdikleri projeden bahsetti daha sonra da sektörden… İşte o sözleri:

  • Yaklaşık 1.5 yıl boyunca TÜRKTOB’a bağlı olan 7 Alt Birliğimizle birlikte çok yoğun çalışmalar, toplantılar yaptık.
  • TÜBİTAK- TÜSSİDE’nin katkıları ile bilimsel temele dayanarak sektörümüzün fotoğrafını çektik.
  • Birliklerin ve üyelerin kurumsal kapasitelerinin arttırılması, kaliteli ve yeterli sertifikalı tohumluk üretiminin sağlanması, Ar-Ge alt yapısının geliştirilmesi ve markalaşmaya önem verilmesini doğru buluyoruz.
  • 2018 yılından itibaren tüm tohumlukların sertifikalı olması ile Milli Tarım Projesi’nin en önemli ayaklarından biri olan Havza Bazlı Üretim ve Destekleme Modeli’nde belirlenen ürünleri 5 dekarın üzerindeki alanlarda üreten çiftçilerin ancak sertifikalı tohum kullanmaları durumunda destek alacak olmaları sektörümüz üzerine büyük sorumluluk ve görev yükledi.
  • Sertifikalı tohum üretimi 2002 yılında 145 bin tondu. 2009 yılında 385 bin tonu aşan üretim, 2013’te 743 bin tona, 2015’te ise 896 bin tona ulaştı. 2016 yılında ise 957 bin 925 ton üretim yapıldı.
  • Son zamanlarda AR-GE çalışmaları sonucu geliştirilen yeni ve üstün nitelikli çeşitler üretime alındı. Tohumculuk sektörü içinde değerlendirilen fide, fidan ve süs bitkileri üretimlerimiz de arttı.
  • Bugün Türkiye’de 4 milyar adet fide, 138.2 milyon adet fidan, 1,5 milyar adet süs bitkisi üretilmektedir. Bu rakamlar 10 yıl öncesiyle kıyaslandığında fide üretiminde yüzde 300, fidan üretiminde yüzde 50 artış demektir.
  • Türkiye Tohumcular Birliği olarak, 2023 yılı için bir milyon tonluk sertifikalı tohum üretimini hedeflemiştik. Bu durumda hedefi aştık.
  • Bazı çevreler bilimsellikten ve gerçeklerden uzak bir şekilde yerel tohumların kullanımının yasak olduğunu ya da yasaklanacağını ve ülkemizde yerel tohumların kullanımının giderek azalacağını iddia ediyor.
  • Aynı çevreler, tohumculuk politikalarını ve Türkiye Tohumcular Birliğine Alt Birlikler vasıtasıyla bağlı olan tohumculuk şirketlerini de bu gerçek dışı durumun nedenlerinden biri olarak göstermeye çalışıyor.
  • Türkiye Tohumcular Birliği olarak Tohumun İzinde isimli sosyal sorumluluk projemiz ile içinde yerel tohumlarda olmak üzere tüm yerel çeşitlerin korunması, toplanması ve değerlendirilmesi için gelen projelere maddi destek sağlıyoruz.
  • Başta çocuklarımız olmak üzere toplumumuzun tüm kesimlerine tohumun önemini ve gelecekteki rolünü anlatan çalışmalar yapıyoruz. Projemiz ile aynı zamanda biyokaçakçılık ile mücadele ediyoruz.
  • Ne kadar uğraşsak dahi GDO kadar gündemden düşüremediğimiz bir konu daha var. Ne yazık ki Hibrit (melez) tohumlarla üretilen ürünlerin sağlığa zararlı olduğu, kısırlık yaptığı zaman zaman gündeme geliyor.
  • Hibrit tohum üretimi doğal bir yöntemdir. Hele GDO ve GDO teknolojileri ile uzaktan yakından ilgisi yoktur.


Yeni kalkınma modelini tartıştılar

Son dönemde yaptığı çalışmalarla dikkat çeken, Türkiye ekonomisinin atağa geçmesi için değişik kentlerde önemli zirvelere imza atan, ticaret köprüleri oluşturan, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) bu defa kalkınmaya yeni bir boyut getirdi.

Yeni kalkınma önerisi TÜRKONFED Diyarbakır’da yaptığı 39. Girişim ve İş Dünyası Konseyi toplantısında dile getirildi.

Diyarbakır Sanayici ve İş İnsanları Derneği (DİSİAD) ev sahipliğinde yapılan toplantıda paylaşılan raporda dile getirilen yeni kalkınma modeli kentlerin öne çıkarılması şeklinde formüle edildi.

TÜRKONFED ve İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) işbirliği ile hazırlanan ve Türkiye’de kentler bağlamında gelişim dinamiklerini ortaya koyan raporun ana sloganı olarak da “Türkiye’nin kentlerinden kentleri Türkiye’sine’ şeklinde formüle edildi.

Bugüne kadar hazırladıklarını bütün raporları hayata geçirdiklerini belirten Başkan TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu’nun şu ifadeleri dikkat çekti…

  • Bizim çatımız altında 25 federasyon ve 194 dernek ve 40 bine yakın şirket yer alıyor.
  • Üyelerimiz toplan dış ticaretin yüzde 83'ünü, tarım ve kamu dışı kayıtlı istihdamın yaklaşık yüzde 55’ini sağlıyor.
  • Bu nedenle taşın altına elimizi koymamız gerekiyor. Bu raporun ortaya koyduğu sonuçların Türkiye’ni orta gelir çıkmazından kurtaracağını düşünüyoruz.

Raporu hazırlayan ekibin başındaki isim olan İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü Başkanı Prof Dr Fuat Keyman, dünyada kentlere dayalı yeni bir kalkınma anlayışının yaygınlaştığını Türkiye'nin bu süreci ıskalamanın eşiğinde olduğuna dikkat çekti ve şu noktaların altını çizdi…

  • Artık kalkınmada kentlere öne geçiyor. Biz bu duruma uygun bir çalışma yaptık. Bir model hazırlıyoruz. Bu modelde kentlerin kalkınma modeli ortaya konulacak.
  • Öncelikle kalkınma için kentlerin etkin kurumlarının bir koalisyon oluşturmalı. Ardından biz yol harıtası çıkaracağız.
  • İlk etapta 4 kenttin yol haritası çıkacak. Bunlara  İzmir, Adana-Mersin veya Erzurum, Konya ve Van olarak belirledik kentleri…
  • Bu kentler için hazırlanan modeli örneğin Samsun alıp kendine göre uyarlayacak. Böylece kentlerin ekonominin lokomotif olduğu bir proje hayata geçmiş olacak.

Keyman, pek çok belediyenin ve şirketin kayyum ile yönetildiği bu dönemde sahneye çıkmanın 'talihsiz ancak gerekli' bir hareket olduğunu vurguladı. Keyman, yerel yönetimlerin yerel demokrasinin ve yerel ekonominin güçlendirilmesi ile orta sınıfın hakim olduğu ve sermaye birikimlerine ev sahipliği yapan bölge-kentlerinin ekonomik gelişim açısından gelecek yıllarda büyük önem taşımaya başlayacağını aktardı. Açıklamlarında "Bölge kentler kilit kentler" tespitini yapan Keyman, raporu şöyle özetledi: "Bütün bu Anadolu kentlerinin gelişmesini engelleyen, darbelerdir, çatışmalardır, darbe girişimleridir. Bir de merkezden yerele olan şüphedir. Merkez hiçbir zaman yerelin önünü açmadı. Şu anki sistem ile yüzde beş büyüme sağlamak mümkün değil. Referandum sonuçlarında beş kentin 4'ü, 30 kentin 18 tanesi hayır dedi. Anayasa referandumu sonrasındaki tartışmalar kent olgusu üzerine odaklandı. Türkiye öyle bir noktaya geldi ki Türkiye'nin nasıl yönetileceği çok önemli artık.

Cazibe merkezleri vizyonsuz

Raporda cazibe merkezleri politikası ile teşvik sisteminin bölgeler üzerindeki etkisine de değinen Keyman, çatışmasızlık ortamının yatırımları artırdığını ancak şu anki sistemin uygulamada bir anlam ifade etmediğini dile getirdi. Dünyada Amsterdam ve Rotterdam gibi şehirlerin de cazibe merkezi ilan edilerek yatırım akışının artırılmasını sağladığına dikkat çeken Keyman, "Eğer cazibe merkezlerini bir vizyona oturtmazsanız uygulamada başarılı olamaz. Rotterdam ve Amsterdam da cazibe merkezi ancak belli bir vizyon üzerine oturtulmuş. Cazibe merkezleri güzel kavram ama bir vizyona oturtulmazsa Türkiye bu sıkışıklığı aşamaz" diye konuştu.

TÜRKONFED ve İP tarafından hazırlanan Türkiye’nin Kentlerinden Kentlerin Türkiyesi’ne raporu kapsamında 12 şehirde kent-bölge oluşumunun dinamikleri ve potansiyelleri incelendi. Adana-Mersin, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Samsun ve Van olarak raporumuzda detaylı bir şekilde incelenirken, bu şehirlerin dünya standartlarında kent özelliği taşımadığına dikkat çekildi. Araştırma bulgularında, yerel ve merkezi yönetim çatışması nedeni ile   İzmir'in çatışma ortamı nedeni ile de Diyarbakır'ın kentleşme konusunda büyük sıkıntı yaşadığı örnekleri verildi.

Toplantıya kimler katıldı

Diyarbakır’daki toplantıya Türkiye’nin dört bir yanından işadamları katıldı. En yoğun katılım Çukurova Bölgesi’nden geldi.

Toplantıya ayrıca TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, Nihat Özdemir, Batu Aksoy gibi iş dünyasının yakından tanıdığı isimler ile Şahismail Bedirhanoğlu ve Burç Baysal gibi Diyarbakırlı iş insanları katıldı.

 

Göç ile ilgili en çarpıcı açıklama

TÜRKONFED’in Diyarbakır toplantısında en çarpıcı bilgiyi Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu verdi… Göç rakamlarına dayanan bilgi çok çarpıcıydı… İşte o bilginin özeti…

  • Diyarbakır, Mardin ve Şırnak gibi bölgenin önemli illerinden 300 bin insanın göç etmesi kentlere, bölgeye ve dolayısıyla ülke ekonomisine önemli kayıplar yaşattı.
  • TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre Türkiye nüfusunun yüzde 3.3’ü olan 2 milyon 550 bin kişi göç etmiş durumdadır.
  • Yine araştırmalar, bir kişinin göç etmesinin kamuya maliyetinin ortalama 200 bin TL’yi bulduğunu ortaya koymaktadır.
  • Bu rakamı TÜİK’in göç rakamlarıyla birleştirdiğinizde ortaya çıkan rakam 506 milyar TL’yi bulmaktadır. 300 bin kişinin Doğu ve Güneydoğu’dan göç etmesinin kamuya maliyeti ise ortalama 70 milyar TL yani yaklaşık 18 milyar Euro’luk bir kayıp yaratmaktadır.
  • Bu korkunç bir rakamdır. Özellikle dış borçlanma, yani yabancı sermaye çekme zorunluluğu olan ekonomimizin, iç göçten kaynaklanan bu kayıpları daha verimli alanlara yönlendirmesi için planlı bir ekonomik ve sosyal politikalar uygulaması elzemdir.
  • Bu parayı göç nedeniyle harcayacağımıza, Doğu ve Güneydoğu’da istihdama ve yatırıma harcamış olsak, inanın ne dış borç ne de cari açık sorunumuz kalırdı.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar