Ana Sayfa / 

Atatürk düşmanlarına sarı / yeşil ışıklar!..

18.5.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır



Bakınız sevgili okurlarım, 14 Mayıs 1950 seçimlerinde “tek başına iktidar olacak büyük çoğunluğu sağlayarak” Meclis’e gelen Demokrat Parti (DP)’nin 14 ay 11 gün sonra çıkardığı bir “kanun” vardır; “ATATÜRK ALEYHiNE iŞLENEN SUÇLAR HAKKINDA KANUN; işte “o kanun” bugün de yürürlüktedir:

Kanun Numarası: 5816

Kabul Tarihi : 25/7/1951

YayımlandığıResmi Gazete : Tarih : 31/7/1951 Sayı: 7872

Madde 1 Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üçyıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır.

Atatürk'ütemsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beşyıla kadar ağır hapis cezasıverilir.

Yukardaki fıkralarda yazılısuçlarıişlemeye başkalarınıteşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.

Madde 2 Birinci maddede yazılısuçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarınispetinde artırılır.

Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılısuçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.

Madde 3 Bu kanunda yazılısuçlardan dolayıCumhuriyet savcılıklarınca re'sen takibat yapılır.

Madde 4 Bu kanun yayımıtarihinde yürürlüğe girer.

Madde 5 Bu kanunu Adalet Bakanıyürütür.

Kanun yürürlüktedir ama, “yürütecek olanlar” nerdedir; nerededir Adalet Bakanlığı, nerededir Cumhuriyet Savcıları, nerededir mahkemeler ve nerededir Yargıtay?..

Bakınız Sözcü Gazetesi’nde meslektaşımız Saygı Öztürk’ün verdiği “tüyler ürpertici” örneğe de, anlayın Adalet Bakanlığı’nın, savcıların, hem de cumhuriyet savcılarının, hakimlerin, Yargıtay’ın nerede olduklarını!..

Atatürk düşmanlarının kümelendiği bir mevkutede, hem de Atatürk’ün ölümünün 75’inci yıldönümü günü “Atatürk’e ağır şekilde hakaret eden” iğrenç bir ilan yayınlandı!..

“Atatürk aleyhine işlenen suçlar” hakkındaki kanunun uygulayıcılarının kılı kıpırdamadı. Bunun üzerine içlerinde avukatların da bulunduğu 24 Türk vatandaşı, “suç duyurusunda bulundu” ve de “Atatürk’e hakaret davası” açtı.

İşte, Bakırköy 2 Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararı; “İlan, Türk kamuoyu açısından ne kadar rahatsız edici, şoka uğratıcı olsa da, çok seslilik ve düşünce açıklama bağlamında, demokratik toplum açısından hakaret olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, bu şekilde tartışma konusu yapılmasının Ulu Önder'in büyüklüğünü etkilemeyeceği, aksine büyüklüğünün ortaya çıkmasını sağlayacağı anlaşılmakla suçun yasal unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle; BERAAT!..”

“Türk kamuoyu açısından çok rahatsız edici ve şoka uğratıcı” bir hakaret var ortada, ama “Bu tür hakaretlerin, Atatürk’ün büyüklüğünün ortaya çıkaracağına” karar veren ve ilan eden bir de mahkeme; olacak şey mi?

Bugünün Türkiye’sinde oluyor ve “durun” asıl “şoka uğratıcı” bir gelişme de “Yargıtay’da yaşanıyor”; davayı açan yurttaşların “beraat kararını temyiz ettikleri” yüce mahkemede!..

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yerine karar veren Yargıtay Cumhuriyet Savcısı “Dosya incelendi. Sanıklara atılı bulunan ‘Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret suçundan doğrudan doğruya zarar görmeyen şikayetçinin, davaya katılma ve hükmü temyiz etme yetkisi bulunmadığından’ temyiz isteminin CMUK'nın 317. Maddesi gereğince REDDİNE…” diyerek, “temyiz başvurusunu işleme koymuyor!..”

Halbuki Yargıtay kararları arasında “Atatürk’e hakaret davalarında her Türk vatandaşının iştirak ve dava açma hakkı olduğuna dair” birçok örnek var.

Dahası, “Kanuna göre hem de ‘resen’ harekete geçmesi gereken başta Cumhuriyet Savcıları olmak üzere sorumlu merci ve kişiler harekete geçmez ve giderek artan hakaretlere yeşil ışık yakarlarsa”, ne olacak; elbette “Atasına sahip çıkan Türk milletinin fertleri” harekete geçecek ve davalar açacaklar; siz hem de “Yargıtay Cumhuriyet Savcısı” unvanını taşıyan kanun adamının yaptığına bakın!..

İşte, Türk Milletini “sağcı – solcu / Türk – Kürt / Alevi – Sünni” diye bölemeyenlerin, şimdi “Dinci – Laik” ve de “Atatürkçü – Atatürk Düşmanı” diye özetlenebilecek bir cepheleşmenin yaygınlaşması için gösterdikleri çabaya, “bu tip kararların nasıl sarı / yeşil ışık yakacağını” anlayın artık, ne olur!..

Hakaret yarışı!..

“Atatürk düşmanı” sözde yazarlar, “Atatürk düşmanlığı” ticareti ile hayatlarını idame ettiren sözde yazar – çizerler, TV ekranlarında, gazete sayfalarında “yer bulma imkanlarını arttırınca” ve de bunlara valiliklerin, kaymakamlıkların, cumhuriyet savcılıklarının müsamahası ile, hatta “rektör ve dekanların empati ile karşılamaları” yüzünden üniversitelerde konferanslar verme, sohbetler yapma ve gençleri zehirleme imkanları da verilince, ortaya “organize bir suç kampanyası” çıktı. Bunların bazılarının “devlet zirvelerinde ağırlanması” da konunun tuzu biberi oldu.

Sonuç, “bardak taştı”, millet ayaklandı ve  bu defa gazete sayfalarında, TV ekranlarında, siyaset kürsülerinde, toplantılarda “Atatürk’e hakaret edenlere karşı” ağır bir tepki ve de “ağır bir hakaret salvosu” başladı. Akla ve ağza gelen her türlü “küfrün dolu olduğu” bir fırtına!..

Bir örnek vereyim; Eski Balıkesir Belediye Başkanı, kimya öğretmeni, bugünün MHP Balıkesir Milletvekili İsmail Ok, Meclis’te basın toplantısı düzenledi ve dedi ki; “Son günlerde bazı meczuplar Atatürk’ün ailesine, namusuna dil uzatma cüretinde bulunmuşlardır. Açık ve net bir şekilde ifade ediyorum ki Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu, baş komutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ailesine ve namusuna dil uzatanlar soysuz, namussuz, alçak köpeklerin tümü veledi zinadır. Bu rezilleri konuşmaya gerek bile yoktur. Bu soysuzlar bu cesareti kim ya da kimlerde almaktadır? Bütün mesele bunlara destek verenlerin ve kurumların deşifre edilmesi ve hukuk önünde bunun hesabının sorulmasıdır. AKP’li belediyeler bu meczuplara sözde konferans verdirmek için sıraya girmişlerdir.”

Evet “özü doğru” bir açıklama, ama ya “üslup?..”

 

Sözün Özü

Bu hafta “Sözün Özü”; bir İzmirli avukattan; “1980 öncesi solcu militanların yerleştiği ‘kurtarılmış bölgeler’ vardı. Şimdi onların yerine ‘işgal edilmiş bölgeler’ çıktı. İzmir’de de var. Mesela, Suriyeliler, yerleştikleri bir bölgeye ‘İzmiriye’ diyorlar ve “gece” o bölgedeki para makinelerinden hiç kimse, hiçbir esnaf “korkudan” para çekemiyor. Çektikleri paraları gasbedilen müvekkillerim var. Hele etrafta dolaşan ve müşteri bekleyen Suriyeli kadınlardan biri ile otele gittiniz mi, eğer cebinizde çokça para varsa, yandınız. New York Harlem’de “gece 20 dolardan fazla para ile sokağa çıkamazsınız”, İzmiriye bölgesi de ona benzedi!”

 

Adaletin bu mu dünya?..

1400 yıl önce bir “Çinli Bilge” söylemiş, aşağıdaki 4 paragrafı ve o günlerden beri pek değişmemiş Dünya’da “adaletin damgası!..”

Hele hele bir de Türkiye’deki gibi “güçler birliği rejimi” uygulamada ise, anlayın artık “adından ‘Yüksek’in de çıkarıldığı” HSK’lı Adalet’in koridorlarında “hakkın aranıp” da nasıl bulunacağını? İşte Çinli bilgenin sözleri:  

 

Davacı  zengin, davalı  yoksulsa
zenginden yana i
şler yasa.

********  

Davacı  yoksul, davalı  zenginse  
daval
ıda kalır nizalıarsa.

********  
Davac
ı  da, davalı  da zenginse davada,  
Özür diler, çekilir aradan kadı.

********
Davac
ı  da, davalı  da yoksulsa bak,
Sadece o zaman yerini bulur hak.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...