Ana Sayfa / 

Türkiye itibarsızlaştırılıyor!..

16.6.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Yooo, bu kadarı olmaz; Türkiye’yi karıştırmak, itibarsızlaştırmak, Türk insanını bölmek isteyen dış ve iç güçler ellerinden geleni artlarına koymazken ve ülke bin türlü dertle uğraşırken, şu yapılana bakın!..

Adeta “hukuki bir bomba hazırlandı ve sosyal / siyasi fitili de ateşlenerek” Türkiye’nin altına bırakıldı, hem de Türk Adaleti tarafından, tabii varsa!..

Referandum öncesinden beri, “ülkeyi ve siyaseti germemek için” elinden geleni yapan bir Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı’nı bile çileden çıkaran “bu hukuksal bombanın, sosyal ve siyasal fitili ile beraber hazırlanmasının sırası ve zamanı” mıydı?..

Siz “kaçmaları pek mümkün” FETO soruşturması sanıkları Damatları “Kaçmazlar” diye tahliye edeceksiniz, ama Ana Muhalefet Partisinin “eski gazeteci” bir milletvekilini 25 yıla mahkum edip, “Yargıtay Yolu açıkken ve hukuki süreç devam ederken ‘Kaçabilir’ gerekçesiyle tutuklayacaksınız”; olacak şey mi?..

Bu tutuklamadan sonra, “nelerin olabileceğini”, bugün gazetelere “şöyle bir bakan” ortaokul çağındaki çocuklar bile tahmin edebilecekken, koskoca ağır ceza hakimlerinin düşünememesi mümkün mü?..

O kararı verirken, hiç mi vicdanlarının sesini dinlemediler ve “Bu kararı açıkladığımız andan itibaren Türkiye’de olacakların bütün sorumluluğu bizde olmayacak mı” diye kendi kendilerine sormadılar?..

Dahası, “en az” başlayan “Adalet yürüyüşü” sürecinde, nasıl sokağa çıkacaklar, nasıl Türk insanlarının yüzüne bakacaklar, düşünemiyorum!..

Diyelim ki, “Değil ya, kaçmaz ya, Berberoğlu gerçekten suçlu ve gerçekten de kaçacak”; bırakın kaçsın ve “Suçlu olduğunu kendisi ilân etsin”; tıpkı “kaçan FETO’cü oldukları iddia edilen” bazı ünlüler gibi…

Şimdi soruyorum; “onların kaçması” Türkiye’de neyi etkilerdi ve neyi değiştirdi; hiiiç!..

Ama “Berberoğlu’nun tutuklanmasının Dünya’daki Türkiye’yi ve Türkiye’deki iktidarı itibarsızlaşma kampanyasına nasıl katkı yapacağı, dahası Türk insanını nasıl etkileyeceği ve nasıl yoğun tepkilerin başlayacağı” bu “talihsiz kararı” veren hakimler tarafından nasıl düşünülmedi?..

Bakın arkanızda olduğunu sandıklarınız, dönüp yarınlarda Dünya’ya diyeceklerdir ki; “Bizde yargı bağımsızdır, karışamayız”; şimdi söyleyin bu tabloya güler misiniz, ağlar mısınız, ey sayın Hakimler?..

 

Galatasaraylılar utansın!..

İnanamadım. Yazarımız Mahmut Tolon Hoca, Galatasaray Adası yıkılınca ve “Ne olacak” tartışmaları başlayınca, 28 Mayıs’ta bana  “nereden bulduğunu bilmediğim” bir fotoğrafı maillemişti ve benikahkahalarla güldürmüştü.

Aaa, o da ne; aradan 15 gün geçmiş, geçmemişti ki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi “bağımsız” Meclis üyesi (CHP’den genel başkan Kılıçdaroğlu^nun isteği ile istifa ettirilmişti) Hüseyin Avni Sipahi’den bir yazılı öneri geldi ve öneri, Meclis kararı ile başkanlığa gönderildi.

Sipahi önerisinde “Galatasaray Adası’na cami yapılmasını” istiyordu. “Bu kulüpte Fetöcüleri bile Fetöcülükten ihraç edemeyen aciz bir yönetim var” diye ağır bir suçlama da yapılan öneride Adadan “Suada” diye söz ediliyor ve “Gelin bütün dünyanın gözü olan, İstanbul’umuzun incisi boğaza bir mabet inşa edelim. İstanbul boğazının ortasında Kız Kulesi’nden başka simge bir yapımız yok. O da zaten ne Türkiye Cumhuriyeti zamanında ne de Osmanlı Devleti döneminde yapılmıştır. Artık Boğaz’a milli bir yapı yapma zamanı geldi. Boğaz’ımızda, geçenleri imrendirecek bir mabedimiz olsun” deniyordu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş “Böyle bir projemiz yok, düşünmüyoruz” açıklamasını yaparken, Ada’nın sahibi Galatasaray yönetiminden “gık” çıkmadı. Ne “Mal bizim, bu öneri nasıl yapılır, hadi ordan” denilebildi, ne de önerideki “Fetöcülerin ihracı” konusundaki ağır suçlamaya cevap verilebildi, dahası, ne de “Neden CHP’den istifa ettirildin, neden tıpış tıpış ayrıldın” diye sorulabildi!..

Ne yazık ki, Galatasaray Divan Kurulu’nda da, eski başkanlar, duayenler, hukuk profesörleri dahil, onca “ağır(!) top”, bu konuyu ne sordu, ne de konuştu; topyekun ve “utanç verici” bir suskunluk!..

Öyleyse buyrun “Mahmut Hoca’nın gönderdiği projenin fotoğrafını” görün ve sizler karar verin, sevgili okurlarım!..




600 yıl öncesinden gelen ders!..

Bu hafta “Sözün Özü” 1533-1592 yılları arasında yaşamış ünlü Fransız düşünür Michel de Montaigne’den, bütün siyasetçilerimize:

“Düşünce çatışmaları beni ne kırar, ne yıldırır; sadece kafamı çalıştırır. Eleştirilmekten kaçarız, oysaki bunu kendimiz istemeli, dostlara ‘Gelin beni eleştirin’ demeliyiz. Biri çıkıp düşüncemizin tersini söyledi mi, onun doğru söyleyip söylemediğine bakmaz, doğru veya yanlış kendi düşüncemize sarılıp, onu savunuruz. Bizi düzeltmek isteyene kollarımızı açmak yerine, yumruklarımızı sıkarız. Ben dostlarımın bana sert davranmasını istiyorum: Dostlarım bana yeri geldiğinde ‘Sen bir budalasın. Saçmalıyorsun’ diyebilmeliler. Dostlar arasında, yiğitçe konuşulmasını istiyorum; dostların düşünceleri ne ise sözleri de o doğrultuda olmalıdır. Ayrıca dostlar arasındaki bağlar da sert ve yırtıcı olmalı. Dostluk samimi ve kavgacı olmadı mı, sağlam ve cömert de değildir. Nazlı, yapmacık bir hava, birbirini kırmak korkusu dostluğa rahat nefes aldırmaz, Brütüs’ler yaratır.”

 

Sözün Özü

“Deprem öldürmez, bina öldürür” diyorlar, ya “bu katil binalarla ilgilenmeyen yetkililere, ilgililere ne demek” gerekiyor; mesela “katil binalara yardım ve yataklık edenler” desem; ne dersiniz?..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...