Ana Sayfa / 

Tarım politikamız: Önce ihmal et sonra ithal et!

14.7.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Tarımın ve tarım uygarlığının beşiği Anadolu bugün kendini beslemekten dahi uzak. Bizlere ilkokul sıralarında öğretilen ilk klişe bilgilerden olan ‘tarımda kendine yetebilen 7 ülkeden’ biri değiliz artık. Coğrafyanın, doğanın bizlere bahşettiği sınırsız avantajları tarımsal üretime dönüştüremiyoruz. Nohut, mercimek, fasulye gibi bakliyat ürünlerinin gen merkezi ve dünyaya yayıldığı yer Anadolu’da yaşayan bizler, bu ürünleri Arjantin’den Kanada’ya farklı ülkelerden ithal ederek karnımızı doyurmaya başladık. Her geçen gün ithal edilen tarım ürünlerine bir yenisi ekleniyor. Adeta birbirini tamamlayan döngü var; önce ihmal et, sonra ithal et!

Tarımı ayak bağı görmenin faturası fakirlik ve açlık

Tarımda tehlike çanları bugün değil, liberal ekonomi politikalarının yanlış okunması ile 1980’lerde başladı. Özallı yıllarda kapalı ekonomiden dışa açılmaya ne kadar başarılı adım atıldıysa tarımda o kadar yanlış politikalar uygulamaya alındı. Sanayi ve teknoloji üretiminin kutsandığı bu yıllarda tarım adeta dışlandı, ayak bağı olarak görüldü. Yine Özallı yıllar ile birlikte ekonomiden politikaya etkinlikleri artan neo-liberal politika savunucularına göre zenginleşmek için tarım gerekli değil, hatta engeldi. Onlara göre Türkiye’nin gelişmesi için tarım önemli değildi, parayı bastırdığın gibi istediğin ürünü istediğin kadar ithal edebiliyordun.  Tarımda ithalatı çözüm gören anlayış ilk olarak işte bu dönemde uç verdi ve taraftar topladı. Özallı yıllarda yıldızı parlayan ve bugün de çok satan bir gazetede yazmaya devam eden köşe yazarı, tarımsal üretim ile uğraşmanın gereksiz olduğunu o günlerde hararetle anlatıyordu. Suudi Arabistan’daki pahalı buğday üretimini olumsuz örnekleyen yazar, eğer bir ürün yurt dışında yerli üretimden daha ucuzsa ithal edilmesinin doğru olduğunu savunuyordu. Her dönem iktidarlar ile yanaşık düzen giden bu yazar, dünya fiyatlarının çok üzerinde maliyet ile çölde buğday üretmeye çalışan Suudileri örnek vererek,“biz petrol zengini miyiz ki pahalı üretmeye devam ediyoruz” diyor ve tarımda ithalatı çözüm olarak dile getiriyordu. 

Tarımda ithalatı yöntem olarak benimseyenlerin sayısı süreç içinde arttı ve sonunda ithalat, devlet tercihi haline getirildi. İlk önceleri iç tüketimin karşılanmakta zorlanıldığı zirai ürünler ithal edildi ardından samandan arpaya her şey… Üstelik ithalat yapılırken oluşabilecek haksız rekabete karşı yerli üreticiye ‘başının çaresine bak!’ dendi. İthalat ile belki kısa süreli fiyat kontrolü sağlandı ancak tarıma salt fiyat gözlüğü ile bakılmasının doğurduğu tehlikeli sonuçlar hemen görülmeye başlandı. Öncelikle ithal ürünler karşısında savunmasız kalan ve artık kar edemeyen üretici üretimden çekildi. Ardından sanayileşme ve çarpık kentleşme ile tarım alanları daraldı. Kent rantlarının cazibesi her kesimi ve doğal olarak arazi sahibi çiftçilerin de başına döndürdü. Geleneksel olarak niteleyebileceğimiz ürünlerin bir-ikisi dışında üretim açığı meydana geldi.  Tarımdaki tehlike çanlarına kulağını tıkayan devlet ithalatta hızını artırdı. Neredeyse dünyanın hemen her ülkesinden bir veya daha fazla çeşit tarım ürünü ithal etmeye başlamıştık.

Başta AB ülkeleri olmak üzere tüm gelişmiş ekonomiler çiftçilerini agresif şekilde sübvanse ederken Türkiye’de bütünlük arz etmeyen kısa vadeli destekleme politikaları sorunları çözmeye elbette yetmedi. Dünya devi teknoloji markalarına sahip ülkeler tarıma stratejik önem atfederken, Türkiye’de tarımın önemi, karşılığı olmayan bir söylem olarak kaldı ve yapısal çözümler üretilmedi. İthalat, ilk sıkışıklıkta ilk başvurulan yöntem olmaya devam etti. Fiyat istikrarı sağlayacağım diye ithalat, tarımı yönetenlerce hep cepte tutuldu. Tarım ve hayvancılık ürünlerindeki herhangi bir fiyat artışında üretici ithalat sopası ile hizaya çekilmeye devam ediliyor. Bir başka deyiş ile tarımda iflası getiren yöntemler hala uygulamada.

Tarımsal destekler neden destek olamıyor!

Dönem dönem ürün bazında veya makro düzeyde tarımsal destekler gürültülü kampanyalar ile uygulamaya konulur. Ancak sormak gerekiyor son yıllarda uygulamaya konan hangi destekleme politikası hangi tarımsal soruna çözüm oldu? Geçtiğimiz ay açıklanan 2017 yılı tarımsal destekleri beklentileri karşılamanın çok uzağındaydı. Girdi bazında desteklemeye ağırlık vereceklerini ifade eden Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in açıkladığı mazot, gübre ve tohum destekleri kısıtlı kaldı ve çiftçileri mutlu etmedi. Tarımda uygulanan politikaların başarı performansını tespit etmek diğer sektörlere göre çok daha kolaydır. Çiftçi para kazanamıyorsa, düşük gelir baskısını kıramıyorsa üretimden çekilir hatta köyünü terk eder kente yerleşir. Türkiye’de tarım nüfusu hala çift basamaklı oranlarda ancak bir adım ötesi riski beraberinde getirecek hassas bir oran bu.

Doğrudan gelir desteğinin içeriği doldurulmalı

Türkiye’de üretim açığı ve tarımsal ithalat eğilimi eşgüdüm içinde birlikte büyüyorsa, bu, işlerin yolunda gitmediği ve yeni şeyler söylemenin zamanının gelip geçtiğini gösteriyor demektir. Aslında doğru tarım politikaları için Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Birçok AB ülkesi doğru destekleme politikaları ile adeta tarım ekonomisi olma yolunda ilerliyor. AB’yi tarımda zirve yaptıran uygulamaların başında doğrudan gelir desteği geliyor. Türkiye’deki doğrudan gelir desteği, AB ile kıyaslanmayacak şekilde düşük profilli ve çiftçiyi mutlu etmekten uzak. AB örneğinde görüldüğü gibi tarım kesimine verilen destekler ilk tahlil de bütçe yükü gibi görünse de orta ve uzun vadede ekonomiye getirisinin bunun çok üzerinde olduğu bir gerçek.

Türk tarımı S.O.S vereli uzun süre oldu. Kayıpların telafisi zaman alacak ancak bugünden sonrasının geç olacağını unutmayarak başta doğrudan gelir desteği ve ağır maliyet koşulları olmak üzere tarım için daha radikal kararlar almak zorundayız. Aksi takdirde Uruguay sığırı, Yeni Zelanda koyunu, Rus buğdayı, Kanada mercimeği derken soframızda bize ait bir şey kalmayacak.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar