Ana Sayfa / 

"9 Eylül ve İzmir"

8.9.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Zaferler haftası devam ediyor. Milli Mücadele'nin başarıya ulaşmasında Anadolu’nun her karış toprağının, her yurttaşımızın hakkı vardır. Ama İzmir'in yeri bir başkadır. İzmir yeni Türk devletinin varoluş kapısının anahtarıdır.

Fahrettin Altay Paşa komutasındaki Suvari Kolordusu'nun İzmir'e girişi, Mareşal Mustafa Kemal Paşa'nın "Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz'dir " emrinin yerine getirilmesi, dolayısıyla 26 Ağustos Başkumandanlık Meydan Muharebesi'nin zaferle sonuçlanmasıdır.Bir başka deyişle 9 Eylül 1922 tarihi Türk'ün,  İzmir'den dünyaya ateşle imtihanından aldığı diplomasını gösterdiği gündür.

Gene İzmir'in kurtuluşu Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı tarihtir. Zira buradan Mudanya'ya geçilecektir. Mudanya Mütarekesi'nden Lozan'a, Lozan'dan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna gidilen yolun haritası İzmir'de çizilmiştir.

Yanmış, tahrip edilmiş İzmir 10 Eylül günü Mareşal Mustafa Kemal Paşa ile tanışacaktır.

Falih Rıfkı Atay'dan dinleyelim;

"-Gündüzleri en ciddi işleri, ayaküstü,  şaka eder gibi bir yapışı vardı. Nitekim İzmir'de, İngiliz donanmasının limanda kalmasını doğru bulmuyordu. İngiliz Harp Gemileri'nin limandan yirmi dört saat içinde çekip gitmesi için Ordu Kumandanı'na ültimatom verdi. Ultimatom, istenilen şey yapılmazsa onu zorla yaptırmak demektir. O bunu yaparken, Latife Hanıma Fransızcasını yazdırıp, dil meselesi üstünde konuştuğu vakit,  bir tercüme eğlencesi yaptığı zannedilebilirdi. Bazıları telaş etmişler: (-Ah! İşte şimdi İngilizlerle muharebeye girdik. Şimdi her şey tehlikede! diyorlardı.)

Yirmi dört saatin sonunda ise, Mustafa Kemal, Göztepe'de oturduğu köşkün penceresinden, buraya Yunan Ordularının çıkmasını destekleyen İngiliz donanmasının çekilip gittiğini gördü.

Mudanya Komisyonu'nda Mustafa Kemal'in şartı, İstanbul'un ve Trakya'nın boşaltılması ve Türk Ordusu'na teslim edilmesi idi. Çetin görüşmelerden sonra devletler bu şartları kabul ettiler. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin için bir İngiliz zırhlısına binerek kaçmaktan ve böylece altı asırlık hanedanının saltanatına kendi eliyle son vermekten başka çare kalmamıştı.

Türk askerleri mızıkalar ve halkın çıldırasıya alkışları arasında İstanbul'a girdi ve oradan Edirne'ye doğru yollandılar. Vatan kurtulmuştu"

Mareşal Mustafa Kemal Paşa bir hesap adamıydı. İzmir'den Ankara'ya döndüğünde, karşılaştığı bir dostuna Falih Rıfkı Atay'ın yanında,"-Bir gün geç kaldım" der.

Evet, hesap adamı oluşuna dair bir bilgi de Celal Bayar'dan. Aynı hatırayı Demirel'den de dinlemiştim. Bayar sorar bir gün Atatürk'e; "-Paşam, Selanik doğduğunuz şehir. Selanik'i Lozan'da milli misaka niye dahil etmediniz?" Atatürk, "- Dahil edebilirdik. Ancak o zaman İzmir'den vazgeçerdik. Ben İzmir'i tercih ettim" der. Büyük Atatürk hesap adamıydı dediğimin bir başka örneği,  Nutuk'unu :"-Sizlerden dileğim Beni unutmayınız." diye bitirmesidir... Önce arkadaşlarının sonra Milli Meclis'in ısrarı ile Nutku'nun sonundan çıkarılan bu cümle dahi O'nun o günlerden bugünleri görüp sezdiğinin, ileri görüşlülüğün işareti değildir de nedir?

Söz konusu İzmir olunca, bir tarihi hakikati de dile getirmeği vazife telakki ediyorum. İzmir'e ilk adımı atan Fahrettin Altay Paşa ile, 1960'lı yılların sonunda arkadaşım Engin Köklüçınar ile birlikte mülakat yapıyoruz. Diyor ki; "-Ben Mustafa Kemal Paşa'dan bir sınıf büyüktüm. Ordumuzda aralarında benim de olduğum nice orgeneral vardı. Ama Kemal Paşa olmasa biz hiç bir şey yapamazdık."Mülakatında bu sözleri büyük bir içtenlikle söylemesi, bugün dahi gözümün önündedir.

Yazımı gene Falih Rıfkı Atay ile bitirmek istiyorum: "-Gençler, bizim çektiklerimizi çekmemek ve bu halka çektirmemek için, siz de Atatürk'ü unutmayınız. Mustafa Kemal bizimdi. Atatürk sizindir."

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...