Ana Sayfa / 

Enflasyon artışı

6.10.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Geçen haftaki yazımızda Orta Vadeli Plan’daki tutarsızlık ve çelişkilere değinmiştik. Eylül 2017 enflasyon rakamları açıklandı. Yıllık enflasyon (TÜFE) % 11.20 ile yüksek kalmaya deva ediyor. Çekirdek enflasyon (Gıda ve içecek, içki, sigara, altın fiyatları artışları hariç) %10.98 ile 2004 sonrası yani 13 yılın en yüksek seviyesi. Üretici fiyatlarındaki artışı gösteren ÜFE ise % 16.3 ile 2008 yılından bu yana yani dokuz yılın en yüksek oranına çok yakın. Tüketici fiyatlarındaki en yüksek artış kalemleri eğitim ve ulaştırma hizmetleri.

Merkez Bankası, bu enflasyon gelişmelerine ilişkin duyurusunda; “mevsimsellikten arındırılmış verilerle çekirdek enflasyon göstergelerinin üç aylık ortalamaları incelendiğinde, enflasyonun ana eğilimindeki yükselişin Eylül ayında da sürdüğünün” gözlendiğini belirtmiş bulunmaktadır.

Üretici fiyatlarındaki yükselişin devam ediyor olması henüz kur geçişkenliğinin tamamen tüketici fiyatlarında yansımadığını gösteriyor. Talep koşullarının elverişli olması durumunda bu yansıma gerçekleşecek.

Dokuz aylık TÜFE artışının % 7.29 olduğunu göz önüne alacak olursak geçen haftaki OVP da yıl sonu enflasyon tahmini olarak gösterilen % 9.5’un tutturulması şimdiden zorlaştı. Zira yılın son üç ayındaki toplam fiyat artışını bu koşullarda %2.43 te tutmak mümkün değil. Yılsonunu çift haneli ile kapatacağız.

Aslında yılın son ayından itibaren 2018 in ilk çeyreğinde enflasyonu baz etkisiyle düşürebilmek mümkün. Ancak gerek büyüme politikası, gerekse gevşek maliye politikası bu düşürmeye izin vermeyecek gibi görünüyor. Ayrıca KGF kefaleti ile genişletilen kredi arzı da enflasyonun düşürülmesini zorlaştırıyor.

2016 son çeyreğinden itibaren fiyatlama davranışları bozuluyor. Enflasyon sepetindeki kalemlerin yaklaşık üçte ikisinin fiyatları sürekli artıyor. Bu da ÜFE geçişkenliğinin hala devam ettiğini gösteriyor.

Orta Vadeli Program % 5.5 büyümenin % 7, % 6 ve % 5 enflasyonla gerçekleştireceğini öngörüyor. Bu, iki yönden imkansız. Birincisi, potansiyel büyümenin ne olduğu belirsiz Eski milli gelir hesaplamalarına göre potansiyel büyüme uzun yıllar ortalaması % 4.9. Ancak, yeni serilerle bu oran nedir, açıklanmadığı için bilmiyoruz. Eğer potansiyel büyüme oranı son yıllardaki düşüşe paralel % 3’ler civarındaysa % 5.5 büyüme kesinlikle talep artışı yaratacak ve enflasyon yüksek kalmaya devam edecek. İkincisi gevşek maliye politikası ve genişleyen kredi arzıyla enflasyonu düşürmek zor, neredeyse imkansız.

Bu açıdan Orta Vadeli Programın hazırlanışında tutarsız planlama ve hesaplamalar olduğunu görüyoruz. Ülkemizdeki dolarizasyon gerçeği ve kur değişkenliğinin fiyatlara aktarımı hususlarını göz önüne alacak olursak programdaki % 4’ler civarındaki kur artışı öngörüsü hayali gibi.

Vergi artışlarından bazılarının tekrar kısmen geriye alınmaları da programın bir başka yönden hesaplama stratejilerinin hatalı olduğunu açıklıyor. Nitekim Sn. Cumhurbaşkanı bu konuda Meclis açılış konuşmasında eleştiride bulundu.

Bütün bu çelişki ve tutarsızlıkların nedeninin 2013 yılından sonra başlayan ekonomi politikasındaki değişim ve yorgunluklar olduğunu düşünüyoruz. Küresel ekonomik koşulların gidişatında pasif bir politika izlemek bu sonuçları yaratıyor.

Enflasyonu önleme politikaları tespit edilirken daha gerçekçi olmamız gerekiyor. Döviz giderimizin döviz gelirimizden fazla olduğu, üretimimizin de ithalata bağımlılığının gittikçe arttığı, döviz kuru değişkenliğinin eninde sonunda fiyatlara yansıyacağı parametrelerini daima göz önünde tutmalıyız.

Bütçe açığı artışı

Merkezi Yönetim Bütçe Açığının GSYİH’ya oranı 2016 yılında % 11 iken 2017 yılını % 2 oranıyla kapatması beklenmektedir. (Orta Vadeli Program) Bunun nedeni, kamu harcamalarında sosyal güvenlik, savunma harcamaları artışından kaynaklanıyor. Bunlara ilaveten kredi genişlemesine verilen desteklerin 2018 den itibaren devreye girmesi bu harcama potansiyelini ayrıca arttıracaktır.

Ağustos ayında bütçe harcamaları geçen yılın aynı ayına kıyasla % 24.4 oranında artarken bütçe gelirlerinin aynı dönemdeki artış oranı ancak %12 oranında kalmıştır. Yine aynı dönemde faiz dışı fazla % 46.1 oranında daralarak 8.4 milyar TL’den 4.6 milyar TL düzeyine inmiştir.

Dahilde alınan vergilerde zayıf görünüm devam etmiştir. Bu dönemde harcamalardaki % 22.4’lük artışı 9.4 puanı cari transferlerden 5.8 puanı ise gayrimenkul sermaye ve üretim giderlerinden oluşmuştur.

Görüldüğü üzere gelirler daha düşük, giderler daha yüksek oranda artmakta, dolayısıyla faiz dışı fazla da yaklaşık yarıya inmiş bulunmaktadır. Bu nedenle yıl sonunda bütçe açığı /GSYİH’nın geçen yıla (% 1.1) göre yaklaşık bir misli artarak %2’ye yükselmesi beklenmektedir. Kuşkusuz, güvenlik ve büyüme amaçlı harcamaların bunda katkısı büyüktür.

Orta Vadeli Programa göre vergi artışları planlamasına rağmen, vergi barışı hasılatlarının arızi olarak bu rakamlarda yer almasına rağmen bütçe açığı devam etmiştir.

Borçlanma’daki artış

Hazine Müsteşarlığının yayınladığı istatistiklere göre 2017 1.çeyreğindeki kamu net borç stoku 232.6 milyar TL’den 2. çeyrek sonu itibariyle 236.8 milyar TL’ye yükselmiştir.

2015 yılında 161 milyar TL’ye kadar düşen kamu net borcu 2016 yılından itibaren artmaya devam etmiş 2016 sonu itibariyle 219.2 milyar TL olan borç 2017/6 ay itibariyle 236.8 milyar TL’ye ulaşmıştır. 2013 sonu itibariyle sıfıra inen reel borçlanma faiz oranı 2017 yılında tekrar %2 ler civarına yükselmiştir.

Ülkemizin Brüt dış borç stoku ise 2016 sonu itibariyle (119.8 i kamu 283.8’i Özel sektöre ait olmak üzere toplam) 403.6 milyar dolar iken 2017 2.çeyrek itibariyle (129.3 milyar doları kamu 302.2 milyar doları özel sektöre ait olmak üzere toplam) 532.4 milyar dolara yükselmiş bulunmaktadır. Türkiye Brüt Dış Borç stoku / GSYİH oranı 2011 yılında % 36.5 iken 2017 2.çeyreğinde % 51.8’e yükselmiş bulunmaktadır. Borçların bu artışının yansımasını borç servisi oranlarında da görüyoruz. Bu oran % 140’ları aşmış durumdadır. Yani 100 lira ödeme yapılırken 140 lira borçlanılmaktadır.

Borçlanma konusuna değinmişken bir hususu daha burada belirtmekte yarar var. Kamu Finansman ve Borç Yönetimi yasasına göre kamunun ne kadar borçlanma yapabileceği koşullarıyla bu yasada belirtiliyor. Bu imkanların dışında limitin arttırılamayacağı hükme bağlanıyor. Bu yasaya göre bu seneki borçlanma limiti ek imkanlarda 52.3 milyar TL dir. Ancak Hazine’nin ihtiyacı bu rakamdan da fazla olduğundan torba yasa değişikliği ile 37 milyar TL daha borçlanabileceği hükmü getiriliyor. Burada yapılması gereken ek bütçe yasası ile yeni bütçe açığı büyüklüğünü belirlemek olmalıydı. Aksi halde hukuki tartışmalar söz konusu olacaktır.

Küresel sermaye hareketlerinin elverişli olduğu ortamı maalesef kötü harcadık. 2009 sonrası gayri safi sabit sermaye oluşumunu azalttık, inşaat yatırımlarını sürekli arttırdık. Bu nedenle ihracatımız yaklaşık beş yıldır 150 milyar dolarlar civarında seyrediyor. Tasarruf açığı olan ülkemizde kalkınmanın finansmanı için yabancı kaynağa muhtacız. FED ve AMB ‘nın normalleşme koşullarını arttırdığı anda şimdi yüksek diye eleştirdiğimiz bu faizleri daha da yükseltmek zorunda kalabiliriz. Faiz konusunda yapılan eleştirileri öncelikle enflasyon konusunda yapmalıyız. Enflasyonu çözmeden hiçbir şey yapamayız. Bunu çözmenin yolu da sadece konuyu Merkez Bankasına yüklemekten geçmez. Kuşkusuz etkin para ve maliye politikalarının yanında katma değeri yüksek üretime odaklanmak, yapısal reformları tamamlamak (eğitim, vergi, hukuk vs)  ve verimliliğimizi arttırmak, daha tutarlı, daha gerçekçi orta vadeli programlar yapmalıyız.

Mustafa Saim Uysal

Yeminli Mali Müşavir

uysalsaim@gmail.com

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...