Ana Sayfa / 

800 yıl sonra nerdeyiz?

6.10.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Magna Carta (Latince / Türkçesi; “Büyük Ferman”), eki var; Magna Carta Libertatum (Latince/ Türkçesi; “Büyük Özgürlük Fermanı”), 1215 yılında Papa 3.İnnosan – İngiltere Kralı John / Baronlar arasında imzalanmış anlaşmadır.

“Tarihin ilk yazılı anayasası olan” Manga Carta dünyanın özgürlük adına attığı en büyük adımı olarak kabul edilir.

İngiltere’de, Krallık yönetiminden şikayetler, ihtiraslı ve gözü doymaz kral “yurtsuz” lakaplı John zamanında iyice artmıştı. Feodal yapının soyluları, yani baronları ve derebeylerini bile bezdiren Kral John’un, bitmek bilmeyen lüks harcamaları ve savaş masrafları yüzünden devlet kasası boşalmış ve Kral, yeni vergiler koyma, gelir, toprak ve gümrük vergilerini arttırma, askere gitmeyenlerin bedellerini yükseltme ve bunları hemen uygulamaya koyma gibi kararlar almıştı. İngiltere de bütün topraklar kralın malıydı ve kral baronlara toprakların kullanma hakkını belirli ödemeler ve hizmetler karşılığında verirdi. 

Bu arada Papa II.Innocent ile de arasında “kiliselere konan ağır vergiler”

yüzünden  sorunlar çıkınca, İngiltere’deki din adamlarını da karşısına almıştı.

Bütün bunlar olurken, Kral John, İngiliz egemenliğinde bulunan Fransa’nın  Normandiya topraklarını elinde tutabilmek için 1214’te Fransa kralı Philippe ve ordusuyla savaşa girmek zorunda kaldı ve savaştan mağlup olarak döndü.

Bunu fırsat bilen baronlar ve piskoposlar Kral’a karşı koymak ve “kazanana kadar savaşmak” konusunda anlaştılar ve yemin ettiler. 1215’te Stanford’da başlayan ilk ayaklanma ile baronlar 17 Mayıs’ta Londra’yı ele geçirdiler. Yenilgiyi kabul eden “Yurtsuz” John 1215’de Runny çayırlığında "Magna Carta” sözleşmesini imzalamak ve ferman olarak ilan etmek zorunda kaldı. Bu fermanla önce din adamları ve soylulara verilen haklardan daha sonra bütün İngiliz halkı yararlanmaya başlayınca, John’dan sonra her gelen kral da “bu anlaşmayı onaylamak zorunda” kaldı ve anlaşma 44 kral tarafından onaylandı.

Böylece, soyluların ve din adamlarının, sonra da halkın yararlandığı Magna Carta sözleşmesi, “demokrasinin en önemli adımı” olarak tarihe geçti, başka ülkeleri de etkiledi. Fransız İhtilali’nin “İnsan ve Yurttaşlık Bildirisinin” ve “Amerikan Bağımsızlık Bildirgesinin” ve de daha sonra “demokratik rejim” ile yönetilen “hukuk” devletlerinin anayasalarının da temeli oldu.

63 maddeden oluşan Magna Carta'nın açtığı “Demokrasi kapısının birçok kanadı” vardı ama kanatlardan “3 tanesi” çok önemli idi: 

1) Hiç bir özgür insan, yürürlükteki yasalara başvurulmaksızın, tutuklanamaz, hapsedilemez, mülkü elinden alınamaz, sürülemez ya da yok edilemez. 

2) Adalet satılamaz, geciktirilemez, hiçbir özgür yurttaş adaletten yoksun bırakılamaz. Hiçbir hakim her hangi bir kimseyi ilgili olayda doğru ve güvenilir deliller ortaya koymadan dava edemez.

3) Yasalar dışında hiçbir vergi, yüksek rütbeli kilise adamları ile baronlardan oluşan bir kurula danışılmadan haiz (el koyma) yoluyla veya zor kullanarak toplanamaz.

Özellikle “kapının birinci kanadı”, yani 39’uncu madde ise aynen şu şekilde idi; : “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.”

O günlerden bugünlere 800 yüz yıl geçti ve işte bugün, işte dünya ve işte Türkiye!..

Yorumu ben yapmayayım, zira “belki eksik kalırım”; sevgili okurlarım yapsın!..

 

Haftanın Adamı

Devlet Bahçeli!..

Bu haftadan itibaren, sütunumda “haftanın adamını seçip” yazacağım.

İşte “ilk haftamızın adamı”; onu “Yeni Çağ Gazetesi yazarı” Ahmet Takan’ın yazısından aldığım bir paragraf ile takdim edeceğim; Devlet Bahçeli!..

Ve de işte sevgili Takan’ın satırları; “… Arkasında / yanında kalan Ülkücülerin sayısından habersiz ‘5 bin Ülkücü'yü Kerkük'e göndermeye’ kalkan Bahçeli, esti gürledi! ‘81 Düzce'den sonra, 82 Kerkük, 83 Musul’ dedi.  O Bahçeli ki, yakın zamanda vahşice gerçekleşen Türkmen soykırımlarına karşı sesini çıkarmadı. Bırakın 5 bin Ülkücü göndermeyi, yapılması gereken en insani yardımlar için bile parmağını kıpırdatmadı. Melih Gökçek'in oğlu Osman ile görüşüp sosyal medyada fotoğraf paylaşırken acılarını anlatmak, destek talep etmek için kapısında bekleyen Türkmen temsilcilerine 5 dakikalık bir randevu bile vermedi. Bırakın!.. Bahçeli'nin Ankara'nın Cebeci semtinde Ülkücü yardımseverlerin desteği ile barınan soykırımdan canını kurtaran bir Türkmen ailesinin evine çay içmeye gittiğini duyanınız var mı?.. Cebeciye gitmeyen muhterem, Kerkük'e 5 bin Ülkücü gönderecekmiş.”

 

Yorumsuz; Biz ve Onlar!..

Gazetelerden bir haber: “Üniversiteyi Amerika'da okuyan, doktora için gittiği İtalya'dan yurda dönen Bilal Erdoğan, TÜGVA Giresun İl Temsilciliği’nin açılışında yaptığı konuşmada ‘Türkiye’de hiçbir şeyin ‘Milli’ olarak yapılmasına olanak tanınmadığını’ belirterek “Kendi sanayimizi oluşturmamız Avrupa’nın işine gelir mi? Avrupa özentilerine sesleniyorum. Biz niye bu gavurların peşindeyiz. Ne gerek var? Biz dünyaya millet nedir öğretmişiz. Biz dünyada zulümler olmasın diye kılıç kuşanan, at binen, ok atan bir ecdadın torunlarıyız’ dedi.”

Gazetelerden haber iki; “2017 Nobel Tıp Ödülü'nün bu seneki sahipleri, ABD'li bilim insanları Jeffrey C. Hall, Michael Rosbash ve Michael W. Young oldu.

Biyolojik saatimizi inceleyen ve iç yüzünü aydınlatan Jeffrey C. Hall, Michael Rosbash ve Michael W. Young'un bulguları, bitkilerin, ‘hayvanların ve insanların biyolojik ritimlerini yeryüzünün evrimi doğrultusunda nasıl adapte ettiklerini’ açıklıyor.”

 

Sözün Özü

Türkiye İstatistik Kurumu, bu defa da vişneye, karaduta, kornişon salatalığına çok kızacak. Zira, fiyatları yüzde 20 – 50 arasında zam görmek üzere ve hem reçel, hem de turşu fiyatları artacak. TÜİK de, “alıp başını giden enflasyon rakamlarını dengede tutmak için, sepette ‘yeni düzenlemeler yapmak’ zorunda kalacak”; onlar kızmasın da, kim kızsın?..

 

Anaksagoras, yeni yerinde!..

Urla Meydanına heykeli konduğunda elindeki ay çalınan ve “birkaç” heykeltıraşın “medyada heykel için yangın çıkarma teşebbüsünde bulundukları” Urlalı filozof ve tarihin ilk astronomi bilgini Anaksagoras (ki, Ayın en büyük kraterlerinden birine onun adı verildi), bu defa Belediyenin yanındaki 0 güzel parkın içine yerleşti ve “ilk pozunu” da bana ve heykelini yapan heykeltıraş Tülay Çelikel Özler hanıma verdi.

Ona sordum; “Yeni yerinden memnun musun”, cevabı “Çoook” oldu; “Yapana da, burada getirenlere de, belediyenize de çok teşekkür ederim. Mutluyum ve burada hemşerilerimin arasında ilelebet yaşayacağım.”

Ne var ki, “bazı kişiler” ona rahat vermek istemiyor, anlaşılan. Daha ilk gece “elindeki ayı gene çalmak istediler” ama olmadı. “Gözleme kamerası” herhalde, bu çirkinlikleri önleyecek.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...