Ana Sayfa / 

Bol ve ucuz dış kaynağın sonuna mı geliniyor?

13.10.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Dış piyasalarda ve özellikle ABD’deki son gelişmeleri dikkate aldığımızda bu soruya  ‘öyle gibi görünüyor’ diye cevap vermemiz mümkündür. Böyle bir durumdan bütün gelişmekte olan ülkelerin ve bu arada özel koşullarının da eklenmesiyle Türkiye’nin olumsuz yönde etkileneceğini söylemek te doğru bir tespit olacaktır. Uluslararası iki anapara birimi dolar ve Euro’da son zamanlarda görülen değer artışları bu tespitin temel gerekçesidir. Idlib harekâtı ve ABD ile vize restleşmesinden önceki rakamlara baktığımızda, son bir ayda dolarda % 6,5 ve Euro’da % 3,5, yılbaşına göre Euroda % 15 bir yıl öncesine göre % 25 ve dolarda yılbaşına göre % 2,8 ve bir yıl öncesine göre % 19’luk bir artış meydana geldiğini görüyoruz.

Döviz değerlerindeki artışları biri genel diğeri Türkiye’ye özel şartlar olmak üzere iki nedenle izah etmek mümkündür.

Genel sebepler ABD menşelidir

ABD Merkez Bankası FED son iki-üç yıldır piyasaların beklediği faiz artışını ertelemiştir. Gerekçe olarak ta işsizliğin yeteri kadar aşağıya çekilemediğini, büyüme ve enflasyonun ise yeterince yükselmemesini göstermiştir. Bu duruma bir de yeni seçilen Başkan’ın seçim çalışmaları sırasında alacağını söylediği ekonomik tedbirlerin gerçekleşme belirsizliği eklenince, sermaye piyasalarındaki kaynaklar gelişmekte olan ülkelere akmaya devam etmiştir. Türkiye de bu durumdan yararlanan ülkeler arasındadır.

Ancak durum değişmeye başlamıştır

ABD işsizlik oranını aşamalı olarak istediği düzeye getirmiş gibidir. Enflasyon hedefi % 2’ dir ve bu düzeye çok yaklaşılmıştır. Yıllık ücret artışı % 2,9 a yükselmiştir. Bu durumda enflasyonun ve büyümenin yukarı doğru hareketlenme beklentisi artmıştır. Bu gelişme faiz artışının önünü de açmış gibidir.

Faizlerin artacağı yönündeki diğer bir beklenti, ABD yönetiminin vergi indirim paketini Kongreye sunmasından kaynaklanmıştır. Bu paketin 200 milyar dolarlık bir vergi indirimini ifade ettiği tahmin edilmektedir. Paket Temsilciler Meclisinden geçmiştir. Senato’da Cumhuriyetçi Parti’nin 52-48 lik bir çoğunluğu olduğu için burada da onaylanması beklenmektedir. Paketin piyasadaki etkileri görülmeye başlamıştır. 2 ve 10 yıllık Hazine tahvillerinin faizleri yükselmeye, borsalar rekor kırmaya başlamıştır.

Bilindiği gibi FED’de bilançosunu daraltma kararı almış yani piyasaya daha önce sürdüğü paraları aşamalı olarak geri çekmeye başlamış ve gelecek yıl muhtemelen üç kez faiz arttırabileceğini açıklamıştır. Böyle bir durumda dış kaynakların hem karlı ve hem de güvenli bir liman olarak kabul edilen ABD’ye yönelmesi ve gelişmekte olan ülkelere yönelik sermayenin azalması ve dolayısıyla pahalı hale gelmesi söz konusudur.

Türkiye’nin özel koşullarına gelince şunları söyleyebiliriz

Şirketlerimizin döviz varlıkları ile döviz yükümlülükleri arasındaki fark 200 milyar doların üzerindedir. Bu nedenle şirketler, risklerini azaltmak için döviz piyasasına alıcı olarak girmektedirler. Tasarruf sahipleri de yani hane halkı da ya dövizin daha da yükseleceği beklentisi ya da daha güvenli para olduğu inancı ile döviz almaktadırlar. Döviz Tevdiat Hesapları hacmi yükselmektedir. Bu durum döviz değerini arttırmaktadır.

Döviz değerlerindeki artışlar ekonomimizi nasıl etkiler?

Dolar ve Euro’nun değer artışları kısa vadede ihracatımızı olumlu şekilde etkileyebilir. Ancak ihracatçıyı en fazla rahatsız eden şey kur oynaklığıdır. Çünkü ihracatçı bu durumda maliyetini ve satış fiyatını belirlemekte zorluk çekmektedir. Kaldı ki, ihracatımızın önemli ölçüde ithalata bağımlı olduğu da unutulmamalıdır.

Dövizin değer kazanması, enerji faturamızı yükseltecektir.  Bu da ciddi bir maliyet artışı demektir. Kamu ve şirketlerin döviz cinsinden borçlarının Türk Lirası karşılıkları yükselecektir.

Portföy ve doğrudan yabancı yatırımlarının gelişi için gerekli güvenli ve karlı bir ortamın yaratılması, faiz hadleri ve TL değeri arasındaki dengenin kurulmasına bağlı olacaktır. Özellikle çekirdek enflasyonunun yükselme eğiliminde olması, faiz hadlerinin yukarı yönlü yeni bir değerlendirmeye ihtiyaç göstermesine yol açabilecektir

Türkiye’nin jeopolitik konumu ve ikili dış ilişkilerinin mevcut durumunun ekonomiye etkisini bu aşamada sağlıklı bir şekilde tahmin etmek kolay değildir. Son alınan karşılıklı vize yasağının etkileri, yasak kararının süresine bağlı olacaktır. Bu yasağın uzun sürmesi halinde ekonomimizin zarar görmesi söz konusudur. Ülkenin güvenliği ve itibarı elbette her şeyin üstündedir. Ancak gelişmelerin ekonomiye yansımalarının hesabı ve asgari zarar verecek önlemlerin zamanında alınması son derecede önemlidir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...