Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Kışlalı: “Erdoğan erken seçime gidemez!..”

12.1.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in Türkiye gündeminin ilk sıralarında yer alan konularla ilgili sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Boğaziçi Üniversitesi’ni eleştirirken “Bakınız hep söylenir; eğitim-öğretim özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, bunlar hep konuşulur. Konuşulması güzel de acaba uygulamaya gelindiği zaman, diyelim ki Boğaziçi Üniversitesi, buradaki hocalarımız, bu işe nereye kadar acaba şöyle pergellerini açıyorlar? Burası çok önemli. Çünkü belli bir fikrin savunucusu olanlara kapıyı aç, belli bir fikrin savunucusu değilse ona kapıyı kapa. Bu mu özgürlük? Çünkü eğitim öğretim kurumlarının bu noktada bir defa kefeni yırtması lazım. Ehliyet liyakat kimdeyse onun girmesi lazım, önünün de kapatılmaması lazım. Rabbimiz bize Kuranı Kerim’de defalarca, 'akletmez misiniz, düşünmez misin' diye buyuruyor. Birisi sadece, 'sen söyleneni yerine getir gerisine karışma' diyorsa orada bir şeytanlık vardır. Pensilvanya olayı böyle değil mi?” diyen Erdoğan, Abdullah Gül başta, “KHK’daki bir maddenin kendisi için değil, sadece yazılımı konusunda tereddütleri olduğunu, düzeltilmesi gerektiğini” söyleyen AKP’lilere “Geçmişte partimiz çatısı altında olup da bugün başka havalarda gezen kimsenin partimizle ilgili söz söylemeye hakkı yoktur. Herkes ağzını açmadan önce nerede bulunduğuna, kimlerle aynı safa geçtiğine dikkat etmelidir. Bu birlikteliği, bu beraberliği, bu dayanışmayı zedeleyenler bilsinler ki artık bu kervanın samimi yolcuları değillerdir. Bu trenden düşenler, kusura bakmasınlar düştükleri yerde kalırlar ama bu tren yoluna devam eder” diyor, yorumunuz?..

 

Erdoğan'ın Abdullah Gül'ü eleştirmesinin bir mantığı var. Erdoğan, Gül'ü "Partinin yeni hedefleri olmuşsa ve bu yeni hedefler de ilgili mercii ve kurulları tarafından onaylanmışsa, bu prensiplerin dışında kalmak dava disiplinine uymaz" diyerek eleştiriyor. Partinin başındaki kim? Erdoğan. Gül "Eskiden bu partiliydim, bu partiliyken şu inançlarımız vardı, şimdi bunlar döndü dolaştı şu oldu" diyor. Gül'ün dönemindeki partinin prensipleri değiştiyse, Gül'ün bunların değişmesini eleştirmesini Erdoğan'ın yadırgamaması lazım. Ama Gül'ün de kendisinin eleştirilmesini yadırgamaması lazım. Öte yandan “Üniversitelerin her fikre açık olması gerekir” diye bir zorunluluk olabilir mi? Diyelim ki "Üniversiteler kapatılsın, tekke ve zaviyeler açılsın" fikrinde olan birisinin üniversitelere alınması doğru olabilir mi? Aynı şekilde demokrasiye karşı olanlara, terörü destekleyenlere "fikir özgürlüğü" diye kapı açılması kabul edilebilir mi? Bu iki konuyu ayrı ayrı bu şekilde değerlendirdikten sonra, bir de beraber bakalım: Erdoğan'ın iki konuşmasından ilki fikir özgürlüğüyle ilgili, ikincisi ise doğru bulduğun fikirlerin yönetime egemen olmasıyla ilgili. Ben bu konuların birbirine karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Üniversitelerde aykırı fikir sahiplerine yer verilebilir ama belli prensipleri olan partilerde fikir ayrılıklarına hoş bakılmayabilir. 

 

GÖZLEM – Sizce Erdoğan, neden “beraber yola çıktıkları, beraber parti kurdukları, beraber siyaset yaptıkları, beraber ikbale ulaştıkları” Abdullah Gül’e karşı çok öfkeli?..

 

 

Açık değil mi? Gül'le beraber mücadele yapmışlar, onu cumhurbaşkanlığına seçtirmiş. Şimdi Gül ona karşı çıkıyor, kendi düşüncelerine uymayan fikirleri savunmasına razı olmuyor. Yolları ayrılıyor. Bunu da yadırgamamak lazım. Aslında Gül'ün bulunduğu nokta, özgür fikirlerin savunulmasına müsait. "Artık partili değilim, özgürüm" diyor. Bu şekilde istediğini söylemeye hakkı var. Erdoğan da "o zaman sen bizden ayrıldın" diye tepki gösteriyor. Aslında Gül'ün bu çıkışları yapmasını isteyen bir cephe var. O Erdoğan'ın cephesi değil. Erdoğan bu durumdan rahatsız.

 

GÖZLEM – Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi konusundaki görüş ve eleştirileri için ne diyorsunuz?..

 

Erdoğan'ın Boğaziçi Üniversitesi'nin belli fikirlere kapıyı açan, belli fikirlere açmayan "fikir özgürlüğü" anlayışında olduğunu düşünüyor ve bunu eleştiriyor. Herhalde Erdoğan'ın burada üniversitenin kapısının açılmadığını düşündüğü fikirler Atatürkçülük değil. Bence Erdoğan burada üniversitenin kapısını kendi anlayışındaki dini görüşlere açmadığını düşünüyor. Erdoğan'ın siyaset tarzından da bu eleştirilerinin yakında kendi istediği şekilde düzeltileceği bir uygulamaya bürüneceğini tahmin etmek mümkün.

 

GÖZLEM – TRT ekranlarına çıkarılan ve “Nuh tufanı sırasında Hazreti Nuh'un oğlunu cep telefonuyla aradığını, gemisinin nükleer enerjiyle çalıştığını, insansız hava aracı kullandığını” iddia eden İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi ya da katıldığı TV programında “Ülkeyi ayakta tutacak olanların okumamış cahil halk olduğunu savunup ‘Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor’ diyen” ve sonra “istifa etmek zorunda kalan” İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı gibi görüşlere sahip  insanların mı “o üniversitede konuşturulması” isteniyor; görüşünüz?..

 

Açıkçası Erdoğan kendi anladığı şekliyle dinin üniversite düzeyinde daha çok ve baskın şekilde irdelenmesini istediği anlaşılıyor.

 

GÖZLEM – THY “çok büyük zararlar içinde iken” ve ABD’liler ve Avrupalılar “güvenlik sorunu” sebebiyle Türkiye’ye gelmek istemez ve Dünyanın en büyük hava şirketleri İstanbul uçuşlarına son verirken, ekonomimiz bütçe ve cari açıkların baskısı altında sıkıntı yaşarken, “Trump’la görüşmeler için” gidilen ABD’den 11 milyar dolarlık 40 “en büyük” Boeing ve “Macron’la görüşmek için” gidilen Fransa’dan 7.5 milyar dolarlık ve “20 + 5 opsiyonlu” 25 “en büyük” Airbus uçağı almak için sözleşmeler yapıldı. “Sebepleri konusunda çeşitli iddialar” var; sizin görüşünüz?..

 

Politika yaparken ticari konular da işin içine giriyor. "Ne verirken, ne alırsın?" şeklindeki düşüncelerin burada da etkili olabileceğini düşünmek lazım.

 

GÖZLEM – Macron’un, Erdoğan’ın ziyareti konusundaki tepkilere karşı, Fransızlara “Ona insan hakları ve basın özgürlüğü konusunu anlatacağım ve uçak satacağım” açıklaması yapması konusundaki yorumunuz?..

 

Her devletin, eğer ekonomik gücü varsa, bunu kullanıp siyasi konularda destek sağlaması için gayret etmesi veyahut tersini yapması makul ve bunu da Macron kendince gayet makul bir şekilde itiraf etmiş.

 

GÖZLEM – Daha düne kadar “birbirlerine karşı söylemediklerini bırakmayan ve hakarete varan sözler sarf eden” iki liderden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleri için AKP ile ittifak yapıp destekleyeceğiz. Cumhurbaşkanlığı için aday çıkarmayacağız, adayımız Erdoğan olacak. Erdoğan’ın seçimi kazanması hâlinde 5 yıl daha onu ve hükümetini destekleyeceğiz” şeklinde özetlenecek grup konuşması için yorumunuz?..

 

Çok açık. MHP'nin Bahçeli liderliğinde iflas ettiğini, bunu önlemek için de en büyük desteği AKP iktidarından aldığını daha önce gördük. Olağanüstü kongre toplamak için gerekli bütün yasal şartlar tamamlandığı halde, bunun yargı tarafından engellenmesinin ne anlama geldiğini kamuoyu anlamıştı. O günden itibaren de giderek artan bir şeklide MHP'nin AKP'nin uydusu haline geldiği görüldü. Şimdi artık Bahçeli ve MHP, Erdoğan ve AKP'nin tam bir sözcüsü halini aldı. Hiçbir konuda farklı bir şey söylemiyor, yüzde 100 destekliyor.

 

GÖZLEM – “Türk Milliyetçiliği ve ülkücüler için” çok ağır sözler söyleyen Erdoğan’ın “7 yıl desteklenmesi sözü” MHP ve Ülkücü camiada büyük tepki görürken, Meclis Grubunda alkış almasını nasıl yorumluyorsunuz?..

 

MHP'nin Meclis Grubu tamamen Bahçeli'nin kontrolünde, kendi varlıklarını devamı için AKP ile ortaklıktan başka çıkar bir yol görmüyorlar. Hal böyle olunca da alkışlamalarından başka bir şey beklenemez.

 

GÖZLEM – “Erken seçim” iddiaları, Erdoğan’ın ve AKP yöneticilerinin “Seçimler zamanında yapılacak” açıklamalarına rağmen gündemden düşmüyor, sizin görüşünüz, erken seçim olabilir mi?..

 

Eğer Erdoğan, AKP'nin garanti kazanacağına inanırsa, erken seçim olur, niye olmasın. Ancak bugünkü durumda ekonomiyi hissedilir şekilde düzeltmeden ve çeşitli seçim yatırımlarını tamamlamadan Erdoğan'ın seçime gideceğini sanmıyorum.

 

GÖZLEM – “Hata yapıldı” denilerek “generaller başta” hakimler, savcılar, iş adamları, bürokratlar, gazeteciler için tahliyeler yapılıyor. Oysa iktidarı destekleyen medyada bugünlerde tahliye edilenler “mahkûm olmuşlar gibi” ağır hakaretlere uğramış, teşhir edilmişler, OHAL kararnameleri ile rütbeleri, unvanları alınmış, maaşları kesilmiş, banka hesapları dondurulmuştu. İçlerinde hapishanelerde ölenler olmuştu. Tabir yerinde ise “sadece onları değil, çoluk çocuklarının da hayatları kaymıştı”. Hatta “tek tip elbise” uygulaması başlatılsa, mahkemelere, duruşma salonlarına o tek renkli kıyafetlerle getirileceklerdi. Kim bilir daha kaç insan “onların durumunda” ve soruşturmaların sonucunu bekliyor. Evrensel hukukun “Suçlu olduğu adalet tarafından tescil edilip karara bağlanmadıkça herkes masum sayılmalıdır” prensibinin unutulması “acı tabloyu” ortaya çıkardı, ne diyorsunuz?..

 

En basit adalet prensiplerinin artık nasıl unutulup ya da "unutturulup" ne şekilde adli uygulamalar yapıldığını bütün kamuoyu çok iyi biliyor. Bunu, bundan zarar görenler de biliyor, fayda sağlayanlar da biliyor.

 

GÖZLEM – “Suçlu olmadıkları” hâlde, “suçlu muamelesi yapılan” bu insanların “maddi ve manevi kayıpları, çoluk çocuklarının çektikleri” nasıl telafi edilecek, ne yapmak gerekiyor; düşünceniz?..

 

Tabii ki yargı yoluyla tazminat isteme yöntemine başvurabilirler. Ama bunların gerçek anlamda telafi edilebileceğini düşünmüyorum. Bu kişiler ve aileleri bu zararların ıstırabını ömürleri boyunca çekecekler.

 

GÖZLEM – Tutuklu olan Selahattin Demirtaş’ın “eşbaşkanlığa aday olmayacağını” açıklamasından sonra, “yeni eşbaşkan adaylarıyla ilgili iddialar” basına yansımaya başladı ve bu arada HDP'nin eski milletvekillerinden Hasip Kaplan'ın sosyal medya hesabından “Demirtaş'ın yerine sakın bir Türk göz dikmesin. Sırrı gitsin film çeksin” tweetini attı. Bu açıklama büyük tepki gördü. HDP yönetimi “Anlayışımız ve politikalarımız ile hiçbir ilgisi yok. Kınıyor ve ayıplıyoruz” dedi. Kaplan’ın “Türk olduğunu” işaret ettiği Sırrı Süreyya Önder ise, “Eşbaşkanlığa talip ve aday olmadığını” açıklayarak, “Hasip zihniyeti, ancak tükürülecek değersizliktedir” cevabını verdi. Parti Disiplin Kurulu’na verilmek üzere iken Kaplan “Partiden de, siyasetten de istifa ediyorum” açıklamasını yaptı, görüşünüz?..

 

Olayı çok güzel özetlemişsiniz. Kürt kökenli Türkler ile ilgili son yıllardaki gelişme ve değişmelerin incelemesini yapmak herhalde çok ilginç olurdu.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test