Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Ekonominin ‘hâli pürmelâli’

16.3.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Dostlarımız, dikkatli okurlarımız bilirler; yazılarımızda mümkün olduğunca Osmanlıca sözcük kullanmamaya ve doğru bir Türkçe ile yazmaya özen gösteririz. Bu haftaki yazımızın başlığında Osmanlıca sözcüklerin yer alması sizi yanıltmasın; amacımızın, derdimizin daha net anlaşılması için yalnızca bu haftaya özgü bir farklılık oluşturduk. Osmanlıca bir sözcük olan ve ‘can sıkıcı, hüzünlü durum’ anlamına gelen ‘hali pürmelâli’; ekonominin içinde bulunduğu belirsizliği ve olumsuzluğu, çarpıcı biçimde yansıtıyor.

Türkiye ekonomisinin görünümü ve içinde bulunduğu durum ile ilgili farklı değerlendirmeler var. Bu durum da karmaşaya ve kafa karışıklığına yol açıyor. Vatandaş kime inanacağını şaşırmış durumda. Ama bizce en doğrusu ve gerçekçi olanı, günlük hayatın içinde yaşananlar, bizzat yaşadıklarımız…

16 yılın bilançosu

Ekonominin rakamsal gerçekleri ile ilgili olarak geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkan Yardımcısı Çetin Osman Budak tarafından açıklanan rapor, maalesef basında yeterince yer bulmadı. Oysa bizce önemli bir çalışmaydı. Rapor, siyasal iktidarın 16 yıllık ekonomi karnesini rakamlarla ortaya koyuyordu. Buna göre, 16 yılda kişi başına 2 bin 677 TL olan kamu borcu, 10 bin 981 TL’ye ulaştı. 52 yılda verilen cari açık toplamda 43,7 milyar dolar iken, AKP’nin 16 yılında cari açık, 52 yılın toplam açığını 13’e katladı ve 561,6 milyar dolar oldu. 80 yıllık dış ticaret açığı 247 milyar dolardan, 960,6 milyar dolara fırladı. Karşılıksız çek yaklaşık 8 kat arttı, bu yüzden 8 yılda 929 bin kişi ceza aldı ve hapse düştü. Su, elektrik ve doğalgaz yaklaşık 3 kat artarken, 12 kilogramlık tüp 4 kat arttı. 2002’de 1 kilogram ekmeğin fiyatı 1.03 TL idi, ancak 2017’de aynı ekmek 4.19 TL oldu. Halk yoksullaşırken milyonerler arttı. Son 6 yılda milyonerlerin sayısı 32 binden 127 bine çıktı.

2002 yılının Aralık ayından 2017 yılının Aralık ayına kadar uzanan sürecin değerlendirildiği raporda, şu rakamlar da çarpıcıydı: Aralık 2002’de devletin borcu 242,7 milyar TL iken, Aralık 2017’de 3 kattan fazla büyüyerek 876,5 milyar TL oldu. İç borç stoku 149,9 milyar TL’den 535,4 milyar TL’ye çıktı. Özel sektörün dış borcu 43 Milyar dolardan 307,8 milyar dolara çıktı. 2002’de yüzde 8,3 olan işsizlik oranı, 2017’de 10,3’e yükselerek çift haneli oldu.

Ekonominin alarm sinyalleri

Ekonomi yönetiminden sorumlu olan çevrelerin, büyüme ve ihracat rakamlarını öne çıkararak oluşturmaya çalıştıkları olumlu ekonomik durum algısına aldanmamak gerekiyor. Büyüme rakamlarının hormonlu oluşu ile ilgili tartışmalar bir yana; bizce asıl sorun, büyümenin ve ihracatın üretime değil tüketime ve ithalat girdilere dayanıyor oluşudur. Bu gerçeklerin TÜSİAD tarafından bile kabul edilmesi, doğrusu dikkat çekicidir.

Merkez Bankası’nın açıkladığı rakamlara göre, Türkiye’nin cari işlemler açığı 2018 yılı Ocak ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre 4,4 milyar dolar artışla 7 milyar 96 milyon dolara çıkarken, yıllık bazda 51 milyar 572 milyon dolara yükseldi. Daha da önemlisi, cari açığın milli gelire oranı ise yüzde 6’ya dayandı. Bu orandaki bir cari açık ve finansmanı, ekonomimiz için ciddi risk oluşturuyor. Yine ekonominin gidişatı ile ilgili bir başka önemli bir veri de, çift haneli oranlara neredeyse çakılmış olan enflasyon rakamlarıdır. Enflasyonun tek haneye düşmesi hedefinin gerçekleşmediği görülmektedir. Bu durum vatandaşın günlük yaşamına da yansımaktadır. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moodys’in not indirimi de, ekonominin geleceği ve görünümü bakımından önemlidir, ciddiye alınmalıdır.

Acı şeker!

Son günlerde ülke gündeminde çok önemli bir konu var; şeker fabrikalarının satılması… İnsan sağlığından ulusal ekonomiye kadar pek çok konuyla da bağlantılı olan bu konu, hayatın gerçekliğinde adeta turnusol işlevi görüyor. Kimin ‘yerli ve milli’ olduğunu, kimin halkın sağlığını düşündüğünü ortaya çıkarıyor. Bu nedenle de siyasal açıdan da büyük önem taşıyor. İşte bunun içindir ki 16 Nisan referandumunda ‘hayır’ı savunan muhalefet çevreleri, anayasa oylamasından sonra, yine en geniş biçimde böylesi somut bir konuda bir araya geliyorlar.

Şeker pancarı üreticisi on binlerce aile, satışa çıkarılan fabrikalarda çalışan binlerce işçi ve bu kararla meydanın nişasta bazlı şeker - mısırı şurubuna terk edilmesinden dolayı sağlıkları tehdit altında olan milyonlarca yurttaşımız için, şeker maalesef acılaşıyor!..

Özelde şeker tartışmasını daha iyi anlayabilmek ve genelde gıdalardaki sağlığımızı tehdit eden ekonomik-politik gelişmeleri daha derinliğine irdeleyebilmek için; gazeteci-yazar Soner Yalçın’ın ‘Saklı Seçilmişler‘ kitabının okunmasını hararetle öneriyoruz.

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test