Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Seçimler sonrası ekonomik tablo aynıdır

11.5.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Doğrusu, erken seçim kararı alındığında piyasalar rahatlamıştı. Belirsizlik kısa bir süre sonra bitecek, öngörülebilirlik artacaktı. Ama öyle olmadı. Faizler yükselmeye, dış ticaret ve cari açık artmaya, enflasyon iki haneli niteliğini korumaya devam etti. Kurlar yine beklenilenin üstünde artmayı ve oynaklık göstermeyi sürdürdü. Bu kadarla da kalmadı ve bütçe açığını arttırıcı, gelir azaltıcı, enflasyonu körükleyici önlemler alınmaya başlandı.

Emeklilere iki bayram öncesi, 24 milyar liralık ek kaynak gerektiren, biner liralık ikramiye, vergi ve primlerde yeniden yapılandırmalar, konut sektöründe KDV indirimleri gibi önlemleri bu kapsamda sayabiliriz.  Seçimlere kadar benzer önlemlerin de yürürlüğe konulabileceği konusunda genel bir mutabakat vardır.

Hane halkının hayat standardını arttıracak, ekonomiyi canlandıracak, kurlardaki hızlı artışın etkisiyle sıkıntıya girmiş sektörleri destekleyecek önerilere katılmamak mümkün değildir. Ancak çare, kısa vadeli kazanımlar değildir. Bu tür önlemlerin yararı hem geçidir hem de makro açıdan bakıldığında zararları vardır. Çünkü ekonomik dengeleri bozucu etkileri olur. Tüketimi arttırırlar, enflasyonu yükseltirler, faiz hadlerini yukarı doğru etkilerler, tüketim de geniş ölçüde ithalata bağımlı olduğu için dış ticaret açığını genişletirler. Dış kaynağa bağımlılık sürdüğü için, kurlar da yükselir. Çare, makul bir büyüme hızının belirlenmesi, ithal edilen malların ülkede ve rekabet edici biçimde üretilmesi, teşvik sisteminin genel nitelikten çıkarılarak proje bazına indirilmesi, bu tür yatırımların aynı zamanda ihracata yönelik olması, hukuk, eğitim ve insan hakları dahil bir yapısal reform paketinin uygulamaya konulmasıdır.

Kurların artması ve oynaklığı hemen hemen bütün sektörleri sıkıntıya ve kararsızlığa sokmaktadır. Merkez Bankası, kurlarda bir denge sağlanması için hafta içinde piyasalara müdahale etmiş, zorunlu karşılık oranlarını değiştirmiş, piyasadan 6,4 milyar liralık kaynağı çekmeyi ve böylece 2,2 milyar dolarlık bir meblağı bankaların kullanımına bırakmayı amaçlamıştır. Ancak sonuç ortadadır. Önlemin olumlu etkisi çok kısa sürmüş ve beklenileni vermemiştir. Açıklamalar göre, ülkemizdeki toplam mevduatın yarısı döviz tevdiat hesaplarında tutulmakta ve döviz değerinin yükselmesi halinde bile bozulmamaktadır. Güven duygusu ile döviz değerinin daha da yükseleceği beklentisi böyle bir gelişmeye yol açmaktadır.

Döviz kurlarındaki artışın, teorik olarak ihracat sektörüne yaradığı doğrudur. Zaten sektör de ihracatta sürekli bir rekor kırıldığını açıklamaktadır. Haklarıdır da. Ancak olaya dış ticaret açısından bakıldığında durum değişmektedir.

Bu yılın ilk dört ayında ihracattaki artış % 8,8 iken, ithalattaki artış %20,8’dir. Dış ticaret açığı 17 milyar dolardan 27 milyar dolara çıkmıştır. İhracatın, ithalatı karşılama oranı %74,2 den % 66,8 e gerilemiştir. Sebep bellidir. Sanayi sektörü enerji ve hammadde açısından ithalata bağımlıdır. İhracatın ithalata bağımlılığı zaten bilinmektedir. Şimdi bunlara giderek artan tüketim de eklenmektedir.

Kurlardaki artış, piyasaları tedirgin etmektedir. Dış kaynak ihtiyacını karşılamakta zorluklar yaşanması söz konusudur. ABD tahvil faizleri artmaktadır. FED, parasal genişlemeyi kısmaktadır. Libor faizleri artmaktadır. Petrol fiyatları yükselmektedir. Döviz borçlusu işletmeler parite farkından zarar görmektedir. Derecelendirme kuruluşlarının not indirmesi, dışarıdaki ülke algısını olumsuz etkilemektedir.

Seçimler sonrası iktidarda olacak ekonomi yönetiminin önündeki tablo aynı olacaktır. Kısa vadeli önlemler yerine, yapısal önlemlere başvurmak durumunda kalacaklardır.

Aslında, yapısal reformlar, ancak seçimlerden sonra yapılır diye bir kural da yoktur.

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test