Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Atatürkçü cepheyi güçlendiriyorlar!..

25.5.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladık. “Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet ve açtığı Ankara’da Büyük Millet Meclisi için” en önemli günlerden biridir ve “milli” bayramdır, 19 Mayıs; tıpkı 29 Ekim gibi, tıpkı 30 Ağustos gibi, tıpkı 23 Nisan gibi!..

Ne var ki, “garip zihniyetli” bazı kişiler, “bu bayramları bayram saymazlar”, ancak “bulundukları mevki itibariyle ‘zorunlu olduklarında” bu bayramların törenlerine katılırlar, bazen de “şu veya bu mazereti öne sürerek” katılmamayı da başarırlar(!).

Dahası, bazıları da mevkileri icabı, 19 Mayıs’ta olduğu gibi öyle günlerde ve bayramlarda “mesajlar yayınlamak, açıklamalar yapmak zorunda kaldıklarında”, allem eder, kallem eder “Atatürk’ün adını” kullanmazlar, “zorunda kaldıklarında” da, zorlukla “Mustafa Kemal” derler!..

Bu kişilere hiç kızmam, öfkelenmem; “Atatürk’ü sevmek zorunda değildirler”; amma, “saymamaları” şartı ile ve de “bulundukları makamlar, Atatürk’e saygıyı gerektiriyorsa, bu saygıyı göstermek zorundadırlar; işte “bunu yapmayanlara” kızarım ve eleştirim.

Dahası ve “asıl öfkelendiğim” kişiler, “Atatürk’e hakaret edenlerdir” ve ne yazık ki, bunların sayısı çok daha fazladır ve de çok daha fazla yazık olarak, “bunu da İslam Dini için yaptıklarını” söyleyen ve yayanlardır!..

Atatürk, “İslam’a, İslam Tarihi içinde en fazla sahip çıkan, savunan ve koruyan” devlet adamlarından biridir.

Alınız Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yazdırdığı ve bastırdığı “İslam ve Atatürk” kitapları dizisini, okuyunuz, “bir önceki cümlemin ne kadar doğru olduğunu” göreceksiniz!..

Millet Meclisi Başkanı’nın, 19 Mayıs mesajında “Samsun’a çıkanın bir heyet olduğunu” yazarak, “Atatürk’ün adını anmamasını” arkadaşlarla konuşuyor, tartışıyorduk. Öyle sözler sarf edildi ki, “buraya alamam”; tepki çok büyüktü!..

Dedim ki; “İnanamıyorum, insanlar bu kadar düşüncesiz nasıl olabilir? Her yaptıklarında, her söylediklerinde, her söylemeleri gerekirken söylemediklerinde ve yapmaları gerekşirken yapmadıklarında, Atatürkçü cepheyi sıklaştırıyor, çelik gibi yapıyor, büyütüyorlar. Her defasında ‘binler uyanıyor’ ve Atatürk’ün izinde olanların yanına ‘Askerleriyiz’ diye geçiyorlar. Gençleri ve kadınları kitap fuarlarında izleyiniz, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bunların hiç olmazsa bazıları aptal değilse, gizli Atatürkçü, herhalde. Mantık öyle diyor; Zira Atatürkçü cepheye onların yaptığı ‘toparlanma ve birlik olma’ hizmetini, çok Atatürkçü yapamaz.”

Gruptaki arkadaşların bazıları bu sözlerime karşı tebessüm ettiler, kimi itiraz etti, kimi “Haklı olabilirsin” dedi. Ama “Haklısın” diyen çıkmadı.

Bu düşüncem üzerine, iyi düşünmem gerekiyor, herhalde. Belki de ben yanılıyorum: Ama yanılmıyorum, hayır yanılmıyorum; “Her hakaret, her kem söz ya da tavır, Atatürkçü cepheye yüzlerce ve yüzlerce ‘yeni ya da uyanmış Atatürkçü’ taşıyor”; iyi bakın etrafınıza “Atatürkçü cephede yığın yığın gençler ve kadınlar başta olmak üzere yeni yüzler göreceksiniz!..

Ve de bilesiniz ki, Türkiye’nin yarınlarında “onlar” olacak, hem de ezici çoğunlukla!..

 

İşte siyaset!..

Henüz “siyasetten nefret edecek hâle gelmedim”, ama sevmiyorum, hiç sevmiyorum; neden sevmiyorum; hiç ama hiç sevmiyorum?..

Zira 62 yıllık gazetecilik hayatımda, “siyasetin zirvelerinde oturanların, siyaset sahnesinde ‘nankörlüğün her çeşidi ile oynama hakları’ olduğunu”, ama “hemen eteklerinde başlayan ‘aşağı doğru inen’ merdivenlerde olanların, sadakat, fedakarlık, vefa ve feragat ile görevli olmaya mecbur olduklarını” yüzlerce örneği ile gördüm ve yaşadım!..

İşte ve mesela bugünden iki örnek; CHP’de Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen ile İyi Parti’de Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’na yapılanlar ortada!...

AKP’dekiler dahil seçime katılan partilerimizde, “600 kişilik milletvekili listelerine damga vuran” benzer birçok”acı” örneği görmek, demokrasinin “en zayıf karnını” ortaya koyduğu için insanı üzüyor. Hele bizim gibi “liderin, en fazla 3 – 4 kişiyle bir odaya kapanıp, 600 milletvekili adayını tayin ettiği” ülkelerde yaşıyorsanız!..

Ben, “kitaplarda okuduğumuz demokrasiyi ve partilerdeki uygulamasını” göremeyeceğimi biliyorum, çocuklarımı da geçtim, acaba torunlarım görüp yaşayabilecekler mi; ondan bile ümidim az. 62 yıldır, “Böyle gelmiş, böyle gider” sözünün gerçekliğini yaşayıp, durdum; bundan sonrası “nasıl” değişecek ve “kim” değiştirebilecek ki?

 

Haftanın Adamı

Devlet Bahçeli

Cumhur İttifakı’nın “beklenmeyen, sürpriz ve çarpıcı adımlar atan” ortağı Devlet Bahçeli, bu defa da “hastanede Alaaddin Çakıcı’yı ziyaret ederek” gündem oldu.

Zaten yaygın şekilde, “Recep Tayyip Erdoğan’a sormadan yaptığı af talebinin Alaaddin Çakıcı örneği ‘kader kurbanları’ için olduğu” kulaktan kulağa fısıldanıyordu.

Ne var ki, ziyaretin ardından Cumhuriyet Gazetesi, Çakıcı’nın Bahçeli’ye 2015 yılının şubat ayında Edirne F tipi hapishanesinden gönderdiği bir mektubu yayınladı. Mektup “çok ağır hakaretlerle doluydu.”

Enteresan bir lider Bahçeli, “kendisi ve partisi için” söylenmedik “ağır söz bırakmayan” Erdoğan’la “kol kola girip, onu Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterip” ittifak kurduktan sonra, şimdi de “o çok ağır mektubu yazan” Çakıcı’ya önce “görüşmek için” heyetler gönderip, sonra da “onu bizzat ziyaret etmesi”, köşemin “Haftanın Adamı” sütununa oturması için yetti de arttı, bile; haksız mıyım?..

Sözün Özü

19 Mayıs mesajında “Atatürk’ün adını anmayan” Millet Meclisi Başkanı “millici” İsmail Kahraman ve onun gibi “Atatürk fobisi” olanlara ithafımdır!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test