Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Kışlalı: 'Erdoğan’ın ilk turda kazanma şansı giderek azalıyor'

14.6.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, ülke gündeminin başında yer alan konularındaki sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar’ın “adaylık süreci içinde” Abdullah Gül’ü ziyaretinden sonra, bu defa da İkinci Ordu Komutanı Korgeneral İsmail Metin Temel “üniformalı” olarak gittiği bir iftar sofrasının protokol masasında, “Cumhurbaşkanı adayı” olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Cumhurbaşkanı Adayı” Muharrem İnce’yi eleştiren sözlerini alkışladı. Görüşünüz?

Askerin apaçık bir şekilde, üstelik de üzerinde üniforması varken, böyle bir siyasi propagandayı onaylaması veya buna karşı bir tavır takınması gibi bu kadar tarafgir, siyasi bir yaklaşımını hatırlamıyorum. Askerin mevcut hükümetin yanında, onu onaylama veya onaylamama şeklinde bir tavır takınması büyük tartışmalara yol açar. Silahlı Kuvvetler siyasete karşı tarafsız bir kurum. Böyle bir durum Silahlı Kuvvetleri en azından işin içine çekme ortamı yaratır ki bu, bugüne kadar iktidarlar karşısında hep tarafsız kalarak görevini sürdürmüş; olayları dışarıda kalarak meşru çerçeve içinde izlemiş ve kendine verilen resmi görevleri üstlenmiş olan bu çok önemli bir kurumun tarafsızlığını bozar. Bugüne kadar uygulamaları kendine verilen görevin sınırları içinde kalan ve bundan dolayı da halkın nezdinde en büyük güveni telkin etmiş olan bu kurum hakkında en azından soru işaretleri yaratır. Orada bazı başka askerler olsaydı ve Erdoğan'ın sözlerini alkışlamamış olsaydı ne olacaktı? Erdoğan'a karşı mı gelmiş olacaktı? Bu durum Silahlı Kuvvetlerin konumuna uymayan ve yarın çok daha hayati görevleri üstleneceği durumlardaki etkinliğini bozacak olan bir durum da yaratır. Silahlı Kuvvetlere bütün vatandaşların güvenmesi ve kendisine verilen görevi yapacağını düşünmesi gerekir. Ama burada Silahlı Kuvvetler içine ayrılık sokmak gibi bir durum yaratılıyor. Biri alkışlar, biri alkışlamaz, Silahlı Kuvvetler de bölünmüş gibi oluyor. Silahlı Kuvvetler gibi yargı kurumları da aynı şekilde demokrasilerde tarafsız kalmış olmaları ve dolayısıyla tarafsız görüntü vermeleri gereken kurumlar. Böyle uygulama ve görüntüler demokrasiden uzaklaşıldığının da işaretleri. Öte yandan tabii "Ben geldiğimde apoletlerini sökeceğim" tarzı yaklaşımların da en azından gereksiz kaldığını söylemeliyim. 

GÖZLEM – “Asker vesayetinin kalktığı bir Türkiye’den” söz edilirken, şimdi de “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üzerinde sivil vesayetin kurulduğu ve bu sebeple Hulusi Akar ve İsmail Metin Temel olaylarının yaşandığı” söyleniyor, ne diyorsunuz?

Eskiden siyasi iktidarın iddia ettiği gibi bir askeri vesayet vardıysa ve bunu kaldırmışlarsa, şimdi de bunun tersinin olduğunu yani sivilin asker üzerinde bir vesayeti olduğunu kabul etmeleri gerekir. Eskiden nasıl askerin siyaseti baştan sona dizayn ettiği ve karıştığı görüşleri yanlıştıysa, şimdi de sivillerin askeri işlere karışması, askeri siyasete bulaştırması aynı derecede yanlıştır. Erdoğan'ın askeri siyasete karıştırması ve Akar ve Temel olaylarında görüldüğü gibi çeşitli vesilelerle bu stratejisini her fırsatta uygulaması hiç şüphesiz ilk başta demokrasiye çok aykırı bir durum yaratıyor. Böyle uygulamaların Amerika'da, Fransa'da öyle veya böyle demokrasi ile yönetildiklerini iddia ettiğimiz gelişmiş ülkelerde gerçekleşmesi mümkün mü?

GÖZLEM – Korgeneral Temel’in geçen 30 ağustosta orgeneralliğe terfi ettirilmediği ama İkinci Ordu Komutanı yapıldığı, “Kuzey Suriye / Afrin Operasyonunu başarı ile yürüttüğü ve bu 30 ağustosta terfi beklediği” konusu da “Alkış resim ve haberleri ile ilişkilendiriliyor”; ne diyorsunuz?..

Bunu söylemek, “böyle davrandı” diye Türk ordusunun bir korgeneralini küçültmek doğru değil. Adam alkışladı diye, “Bunun apoletlerini sökerim” demek, bunu “terfi etmek için yaptığını” ileri sürmek Ordu'yu küçük düşürür. Bunu doğru bulmuyorum.

GÖZLEM – Benzer olaylar yaşanırsa, bu durum, 1500 yıllık bir mazisi ve köklü gelenekleri olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin disiplin ve terfi ilkelerini yaralamaz mı?

Tabii ki yaralar. Ayrıca demokrasiyi de zedeler. Özetle askerin siyasete şu taraftan, bu taraftan, şu vesileyle, bu vesileyle karıştırılması son derece hatalı bir yaklaşım. Normal olarak asker böyle yetişmiyor. Görevini yapmaya çalışıyor.

GÖZLEM –  Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın, Piri Reis Üniversitesi’ndeki diploma töreninde diploma alan “üniformalı” öğrencilerin İzmir Marşı’nı söylemeleri üzerine, törene gelen Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Aslan ile beraber salonu terk etmesi konusunda görüşünüz? (Bu törende Bakana, fahri doktorluk unvanı da verilmişti.)

İzmir Marşı artık Cumhuriyet'e inananların, Atatürk'ü sevenlerin ve dolayısıyla Erdoğan ve hükümete muhalefet edenlerin simgelerinden biri haline geldi. Muhtemelen bakanlar, bu marşın çalınmasını kendilerine ve hükümete bir tepki olarak gördüklerinden töreni terk etmişlerdir. Esas ilginç olan, onların bu tepkisinden ziyade, üniformalı öğrencilerin bu korku ortamında çekinmeden o marşı okuyabilmeleridir.

GÖZLEM – Tam da seçim günü yaklaşmışken, Menbiç konusunda “ABD ile uzlaşma sağlandığı” haberleri geldi, Washington’dan. Dışişleri Bakanımızın “çok olumlu açıklamaları”, Ankara’da “Acaba ABD, seçim öncesi Erdoğan’ın elini mi güçlendirmek istiyor, buna karşılık ne tavizler verildi” spekülasyonlarına yol açtı. Görüşünüz?

Söylediklerinizin ilk kısmına katılıyorum. Bu gelişmeler çok olumlu. İkinci kısmına gelince, Türkiye bu gelişmeleri elde etmek için bir ödün mü verdi, yoksa her şeye rağmen bir kararlılık mı gösterdi? Açık tavrını mı koydu? Burada esas olan şu: Amerika'nın bir politikası var. Bu hiç değişmiyor. Amerika, Türkiye ile Suriye arasında bir Kürt devleti kurmaya çalışıyor. Bunun doğruluk olasılığı da çok yüksek, çünkü onu da şuna dayandırıyorum: Zamanında, şu anda ismi bende saklı kalsın, bundan çok önce, bir Genelkurmay Başkanı ile Kurmay Başkanı ve benim bulunduğum ortamda “ABD’nin birliklerini Kuzey Irak'ta kullanmak üzere Türkiye'den geçirmek istediği” konuşuluyordu. Genelkurmay Başkanımız "Amerika bu güçleri bizim üzerimizden sokmak istiyor, bunu Meclis'ten geçirmek istiyor" demişti. TSK kendini çekti, o karar Meclis'ten çıkmadı, bundan sonra zaten TSK üzerine çeşitli oyunlar oynandı. O zamandan beri ABD'nin niyeti belli. Burada kendi güdümünde bir Kürt devleti kurmak. Şimdi de "Menbiç'i verdiler ama Fırat'ın doğusundaki Kürt varlığını Türkiye'ye kabul ettirmiş oldular" tarzında bir algı var. Amerika bakıyor ki Türkiye'de bir kararlılık var, hareket tarzını esnetiyor. Menbiç'i verip belki de Fırat'ın doğusunu alıyor. Amerika bu bölgede bir Kürt devleti kurma hedefinden vazgeçmeyecektir. 

GÖZLEM – Menbiç konusundaki gelişmelerden hemen sonra “Kandil Harekatı” başladı ve “Kandil Harekatı” ile beraber spekülasyonlar da başladı. “PKK üst yönetimi ve silahlı militanları Kandil’i terk edip, Sincar’a taşındılar” deniliyor. Bu iddia doğru ise, seçim sandığına dönük bir tablo mu vardı, ortada?

Sincar da olabilir, Kandil'in 100 küsur kilometre güneyindeki Hewravan da olabilir. Sonuçta hükümetin bu hareketi seçimle ilgili bir puan alma amacı taşıyabilir. Ama Kürt terörünün temizlenmesi açısından bakıldığında bu yapılan, o zaman yapılmış, bu zaman yapılmış iyi bir hareket. Ayrıca bu hareket “Erdoğan'ın topyekun artık Kürt'lerden vazgeçmiş olduğu, Kürt oylarından vazgeçtiği” anlamına geldiğini de gösterebilir. Bu bir taraftan Kürt terörü karşıtlığından oy alırken, öte yandan özellikle ikinci tura kalırsa seçimi belirleyici etkisi olacağı düşünülen Kürt oylarının Erdoğan'a gitmeyeceğini de gösterebilir.

 

GÖZLEM – ABD Başkanı Trump ile Kuzey Kore Başkanı Kim arasındaki görüşme “gerçekten Dünyada yeni bir sayfa açabilir mi”; AB ülkeleri ve Rusya ile gerilen ABD ilişkilerine karşılık, Trump “Kim ve Kuzey Kore kozunu” mu oynuyor?

Tüm bu gelişmelerin temeli, bize bu işin esasını anlatan kısmı "Hiç bir şeye güvenme" anlayışının bir kez daha karşımıza çıkması. "O onun dostu, bu bunun düşmanı" derken bir anda atılan bir adım, tüm dengelerin yeniden oluşmasına neden olabiliyor. Onun için büyük devletlerden ziyade küçük devletlerin daha dikkatli olup, analizlerini daha iyi yapıp, büyükler tepişirken arada ezilmemeleri için gerekli önlemleri almaları lazım. Onun için de Türkiye'de bu konuların ayrı ayrı uzmanları olan bilim adamları, diplomatlar, askerler yetiştirilmesi lazım. Kore'de savaşa katılmışız, bir yığın şehit vermişiz, bizde bilmiyorum kimdir Kore uzmanı. Kore, Çin ilişkileri ile ilgili uzmanlarımız kimdir? Bunların yetiştirilmesi lazım.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanlığı yarışında adayların durumu ile ilgili görüşlerinizi 15 gün önce almıştık. Geçen 15 günlük süre içinde, o görüşlerinizi değiştirecek bir tablo ortaya çıktı mı? Erdoğan / İnce / Akşener / Demirtaş / Karamollaoğlu’nun bugünkü durumları için neler söyleyebilirsiniz?

Çok büyük bir değişiklik olduğu kanaatinde değilim. Ancak CHP'nin adayı İnce'nin, Kılıçdaroğlu'ndan farklı olarak, olayların içine daha çok girdiği, daha hazırlıklı olduğu, halk nezdinde daha fazla karşılığı olduğu görülüyor. Akşener'in de performansı artarak iyileşiyor. Ancak Erdoğan ile birlikte ikinci tura İnce'nin kalabileceği daha büyük olasılık olarak öne çıkıyor. Ancak kampanyadan önceki dönemde Erdoğan çok başarılı gitti. Başbakan Yıldırım da öyleydi. Ancak işin içine İnce ile Akşener girince ve AKP'nin getirdiği ittifak yasasını kendi lehine kullanıp uygulayarak dengeyi değiştirecekleri bir ortam yaratmaya başladıkları kanısındayım. Dolayısıyla ilk turda Erdoğan'ın seçilme olasılığının ciddi biçimde azaldığını düşünüyorum. İkinci turda belirleyici olacak Erdoğan'ın karşısına çıkacak ismin, kimleri içine alabileceği sorusunun cevabı gösterecek. Buradaki iki önemli unsur Kürt seçmenin oyları ile İyi Parti ve Saadet Partisi gibi sağa oy veren muhafazakar kesimin ne yapacağı olacak. Muhalefetin ilk etaptaki en büyük başarısı, Erdoğan'ın ilk turda cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamaması olacaktır. Ondan sonra ikinci turda kıran kırana bir seçim beklenebilir.

GÖZLEM –  Milletvekili seçimleri için de “HDP barajı aşarsa, AKP çoğunluğu kaybedecek” tahminleri ağır basmaya başladı, sizin yorumunuz?

HDP'nin barajı aşması Doğu'da onun tek alternatifi olan AKP'nin ciddi biçimde milletvekili kaybetmesine yol açacak. Bu dediğiniz doğru. Ama bunun yanı sıra İyi Parti'nin oy oranının ne olacağı dolayısıyla MHP'nin ne kadar oy kaybedeceği ve artık baraj sorunu kalmayan Saadet Partisi'nin AKP'den ne kadar oy 'çalacağı', milletvekili seçimlerinin sonucunu en çok etkileyecek konular olacaktır. Burada milletvekili seçimlerine ilişkin CHP veya diğer muhalefet partileri açısından söylenebilecek en önemli eksiklik şudur: Örneğin CHP, seçime etkisi olacak kadar büyük bir kitleyi kendine çekecek programları belirleyip, bu programların uygulanacağına dair bu kesimleri ikna edecek mesajları verebildi mi? Bir konu işsizler ordusu. CHP bu işsizler ordusuna iş kazandıracak programları, taahhütleri verebildi mi? Kaç yüz bin işsiz öğretmeni işe alacağını, kaç milyon işsize ne şekilde iş bulacağını açıklayabildi mi? Evet genel olarak Muharrem İnce olumlu bir hava yaratmış olabilir ama bunları yapmadan ciddi biçimde bir oy kaymasını Erdoğan'dan kendisine doğru çekebilir mi? Bilemiyorum. Bir başka konu 18 yaş üzerindeki kişilere milletvekili seçilme hakkının verilmesi AKP'ye ne kadar oy kazandırdı, bunun hesabı yapıldı mı? CHP bu kesimi kendine angaje edecek aktif olarak ne yaptı? Neler yapabilirdi? Bunların yeterince irdelendiğini düşünmüyorum.

GÖZLEM – HDP’nin barajı aşıp aşamayacağı konusundaki görüşünüz?

İlk turda cumhurbaşkanı adayı olarak İnce'ye oy vereceğini ama sırf milletvekili seçimlerinde AKP'den milletvekili çalacağı için HDP'yi tercih edeceğini belirten bir kesim de var. CHP'li ailelerin kendi içlerinde milletvekili seçimi için HDP'ye oy ayıracaklarına dair hikayeleri de dinliyoruz. 1 Haziran seçimlerinden sonra PKK'nın baskısına boyun eğen HDP, Türkiye genelinden destek alamadığı Kasım seçimlerinde bile barajı geçmişti. Eğer büyük bir oyun olmazsa, bu seçimlerde de barajı aşma ihtimali, aşmama ihtimaline göre daha olası gözüküyor.

 

GÖZLEM – Fenerbahçe’de Ali Koç, 20 yıllık Başkan Aziz Yıldırım’ı hezimete uğrattı; sizce sebepleri ne olabilir?

Birkaç önemli sebebi var. Bunlardan bir tanesi Ali Koç'un geçmişinin, güzel organize ettiği ortaya çıkan mücadele planının ve yaklaşımının çok çağdaş olması. Güven vermesi. Vizyonunun arzulanan bir vizyon olması. Alttan gelen büyük bir istek vardı Koç'un gelmesi için ve Ali Koç daha fazla bu baskının karşısında duramadı. Zaten istediği bir işe, biraz da Aziz Yıldırım'ın tahrikiyle kalkıştı ve sonuçta da kazandı. Öte yandan Aziz Yıldırım'ın artık gitgide daha antipatik olması. Ayrıca hem futbolda Türkiye Süper Ligi,  hem basketbolda Euroleague şampiyonluklarını kaçırması önemliydi. Özellikle en önemli olan futbolda 20 yıllık süreçte sadece 6 defa şampiyon olabilmesi, (Bu dönemde sadece Fatih Terim Galatasaray’a 8 yılda 7 şampiyonluk kazandırdı ve Galatasaray bu 20 yılda iki yıldız taktı) bunlardan ikisinde takımı şampiyon yapan antrenörleri izleyen sezon başlamadan göndermiş olması, Yıldırım'ın yönetim tarzının Fenerbahçe'ye başarı getirmediğini ortaya koydu.

 

 

GÖZLEM – Ali Koç’un bu zaferi için “dipten gelen derin dalga” yakıştırmaları yapıldı ve sonunda “Acaba 24 Haziran’da da böyle bir dalga seçim sandığına etki eder mi” tartışmaları başladı; ne diyorsunuz?

Özellikle Erdoğan'ın Fenerbahçe'deki seçimler öncesi "Tecrübeye oy verin" diyerek Aziz Yıldırım'ı işaret etmesi, Ali Koç'un ezici bir oranla seçildiği seçimden sonra pek çok kesimde bu hissiyatın oluşmasına ve muhalif kesimlerin moralinin ciddi biçimde yükselmesine neden oldu. "Eğer Aziz Yıldırım, hem de böyle bir farkla gidebiliyorsa, niye Erdoğan da gitmesin?" düşüncesi dillendirilmeye başlandı. Ancak seçimlerde oy verecek olan büyük kitlelerin demografik yapısının Fenerbahçe delege yapısından ne derece farklı olduğu sonucu belirleyecek gözüküyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test