Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kışlalı: ''Erdoğan, Esad ile barışmalıdır!..''

7.9.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, “ABD gerilimi, İdlip’teki gelişmeler ve Türkiye’de muhalefetin durumu” ile ilgili sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Papaz Bronson krizi başladığı günlerde, “Erdoğan ABD’ye karşı dik duracaktır” demiştiniz. Bu tahmininiz “doğru” çıktı. Bu tahmininizi “hangi gerekçelere dayanarak” yapmıştınız?..

Erdoğan'ın ABD baskısı karşısında göz göre göre hukuku çiğneyip Trump'ın istediğini yapacağını düşünmemiştim. Tabii yerel seçimlere yaklaşıldığı bir dönemde, karizmasını düşürecek ve iç siyasetteki etkinliğini azaltacak bir adım atmayacağı da öngörülebilirdi.

GÖZLEM – Peki, “bundan sonrası” ne olabilir? ABD – Türkiye ilişkileri “bu gerginlik içinde” devam edebilir mi?..

İdlib'e operasyon ve Trump'ın ABD'deki başkanlığının tartışılıyor olması ABD - Türkiye ilişkilerini etkileyecek iki konu. Bunlarla beraber dikkate alındığında eğer ABD ile problemler kasıtlı olarak daha da tırmandırılmazsa, bu şekliyle devam edebilecek gibi gözüküyor. Daha da kötüye gidip ABD ile savaşılacak durum yok.

GÖZLEM – Doğrudan NATO’yu da ilgilendiren S – 400 ve F – 35 pazarlığının sonu ne olabilir?..

Türkiye Ruslardan alınan hava savunma sisteminden de vazgeçmez, ABD'den almak istediği F-35'lerden de. Bu konuya “NATO içinde bir formül bulunur” diye düşünüyorum.

GÖZLEM – Rus ajansları ve gazetelerine göre, bazı Rus yetkililer; “Türkiye İncirlik’i NATO’dan alabilir, bize verebilir” demeye kadar geldiler, mümkün mü?

İncirlik'in NATO'dan alınması uzun süredir çeşitli çevrelerde dile getiriliyor. Ama İncirlik'in NATO'nun elinden alınması bir yerde Batı'dan ciddi bir kopuş anlamına gelir. Ben bu günkü şartlarda o noktada olduğumuzu düşünmüyorum. ABD ile aramız kötü ama diğer taraftan Almanya ile Avrupa ile ilişkiler düzeltilmeye çalışılıyor. Ancak İncirlik NATO'dan alınsa bile Rusya'ya verileceğine hiç ihtimal vermem. Sonuçta Rusya da bir süper güç ama bizim komşumuz olduğu için Rusya ile böyle bir ilişkiye girmek, deyim yerindeyse "Ayıyla yatağa girmeye" benzeyeceğinden bunu gerçekçi bulmuyorum.

GÖZLEM – Trump’ın “azli” ile ilgili yeni gelişmeler ve tartışmalar, ABD’nin gündeminden, Türkiye’nin gündemine kadar geldi. ABD medyasının çoğunluğunun da “Trump’a karşı olarak konunun üzerine gitmesi” Amerika kamuoyunu da etkiliyor. Kasım seçimleri yaklaşırken, “Savcıları, Adalet Bakanlığını ve nihayet Senato ve Temsilciler Meclisi’ni de içine alan bir ‘azil mekanizması’ işletilebilir” mi ve “Trump’ın azli” gerçekleşebilir mi?..

Ben ABD gibi demokrasinin yaşandığı bir ülkede, seçimlerde özellikle belli kesimlerin tepki oylarını alarak seçilmiş bir başkanın azledilebileceğini düşünmüyorum. Bizim yakından izlediğimiz Trump'ın uluslararası arenadaki kararları ile yine ekonomiye dönük belli çıkışları kendisine iç siyasette puan kazandırıyor. ABD'de, bir sonraki seçimlerde bile Trump yeniden seçilirse kimse şaşırmamalı.

GÖZLEM – ABD’den gelen bu haberler, Türk basınında da yankı buluyor ve “Trump’a yapılan ağır eleştirilerle beraber, azledilebileceği yönünde de beklenti ve istekler” var. “Trump giderse”, sistem gereği “yerine Başkan Yardımcısı Mike Pence gelecek”; çok açık bir gerçek ki, “Pence, Papaz Bronson’un tarikatı Evanjeliklerin kahramanı”, dahası “Türkiye’ye karşı ABD politikalarının sertleşmesinin” de mimarı. “Yobaz / radikal muhafazakar / yalancı” ve de “ABD’nin başta Orta Doğu olmak üzere Dünya’nın ‘askeri şerifi’ olduğuna inanan” bir siyasetçi. Özetle “3 – 5 Trump” ölçeğinde bir siyasetçi. ABD’de sayıları 70 milyonu aşan Evanjeliklerin “Trump’ın azledilmesi ve yerine Pence’in gelmesi halinde bayram yapacakları” belirtiliyor; “böyle bir değişimin” Türkiye’nin ve Dünya’nın çok daha aleyhine olacağı ortada değil mi; görüşünüz?..

Doğru, katılıyorum. Ama Pence'in, Trump gibi şovmen olmaktan ziyade daha geleneksel bir siyasetçi olduğunu da unutmamak lazım.

GÖZLEM – Bir papaz yüzünden ABD ile papaz olunmuşken, “Türkiye için adeta hayati sorun” haline gelen “İdlip olayı” son derece riskli ve tehlikeli bir mecraya doğru sürükleniyor. Rus uçakları havadan, Esad Ordusu karadan İdlip’i vurmaya başladılar, sivil ölümler de var. İdlip sınırlarında üstlenen Esad Ordusu’nun karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gözetleme merkezleri bulunuyor. Rusya / İran / Esad ittifakı, İdlip’in “terörist” diye adlandırdıkları silahlı gruplardan kurtarılması konusunda kararlı görünüyorlar. Türkiye “İdlip girdabından” nasıl kurtulacak?..

En başından itibaren Suriye konusunda defalarca söylediğimizi tekrarlayacağım. Türkiye'nin bir an önce Esat rejimi ile barışıp bu konuyu masada halletmesi lazım. Bu olmazsa Türkiye'ye yeni bir göç dalgası başlayabilir. Şayet İdlib'deki yaklaşık 3.5 milyon kişinin arasında aşırı dinci-şeriatçı terörist gruplar da karışır ve Türkiye'ye geçerlerse bunun sonuçları çok kötü olur. Ekonomik olarak bu yeni gelecekler için yapılacak harcamaları hiç dikkate almıyorum bile. Ayrıca İdlib'den sonra sıranın Kuzey Suriye'de Türkiye'nin kontrolünde olan Afrin ve Cerablus-Mare hattına gelebileceği konuşuluyor.

GÖZLEM – “ABD’ye karşı yeni müttefikler olarak gösterilen” Rusya / İran / Çin, Suriye’de Esad’ın tarafında yer alırken, “Esad’a karşı ABD ile beraber olmak” durumunda kalan Türkiye’nin içine düştüğü çelişki konusunda ne düşünüyorsunuz?..

Buradaki çelişki Erdoğan'ın Esat karşıtı politikasında ısrarından geliyor. ABD'nin bize son derece düşmanca davrandığı ve Kuzey Suriye'de yeni bir Kürt devleti kurmak istediği ortadayken Türkiye Esat ile anlaşmadan bu Suriye batağından zarar görmeden kurtulamayacak. Şayet Erdoğan, Esat ile yeniden eskiden olduğu gibi "kardeş" yakınlığına girse, hem İdlib, hem PKK sorunu büyük ölçüde bizim lehimize sonuçlanabilir.

GÖZLEM – Siz, Türkiye’nin “gerçekten” bir başka ittifakın içinde, hem de “ABD ve NATO’ya karşı bir ittifakın içinde yer alabileceğine” inanıyor musunuz?..

Türkiye'nin açık seçik bir şekilde ABD ve NATO'nun karşısında bir ittifakta yer almasına gerek yok ki. Türkiye her ittifakla kendi çıkarlarını koruyarak zaman içerisinde değişik yakınlaşmalara girebilir. Böyle yakın bir diyalog sürecinde kendisiyle ilgili sıkıntıları en az yarayla atlatabilir.

GÖZLEM – Ülke “Dış politika / Ekonomi ve Sosyal krizler yaşarken”, muhalefet cephesindeki “dağınıklık”, CHP ile İYİ Parti’nin “iç sorunlarla uğraşması” ve “etkisizlik girdabı” içine düşmesi konusundaki görüşünüz?..

Muhalefetteki en büyük sorun Erdoğan'a karşı CHP - İYİ Parti arasında bir pakt, yakınlaşma kurulamamış olması. CHP içindeki liderlik sorunu yerel seçimlerin sonrasına kalmış gözüküyor. İyi Parti ise, “kadın ağırlıklı bir parti olarak” büyük bir rüzgâr yakalayabilecekken, kadınlara neredeyse hiç yer vermeyen seçim listeleri nedeniyle büyük bozguna uğradı. Şimdi Meral Akşener'in seçimlerdeki bu kötü sonucu iyi analiz edip partisini nasıl toparlayabileceğini düşünmesi lazım.

GÖZLEM – Bu tablo, Marttaki yerel seçimlerde “iktidara yarayacak” gibi görünüyor. İzmir’de bile “AKP kazanabilir mi” soruları sorulmaya başlandı, ne diyorsunuz?..

İzmir gibi cumhuriyetçi, Atatürkçü illerde AKP'nin kazanmasına olanak görmüyorum. Çünkü sonuçta AKP'nin Türkiye genelindeki oyu yüzde 50 civarında ama çağdaş kesimlerle yaratılan keskin ayrışmadan dolayı bu tür illeri kazanmasına olanak yok.

GÖZLEM – CHP’de, yerel seçimlere gidilirken ne yapılmalı?..

CHP'nin en önemli işlevi artık farklı görüşlerin gittikçe az yer bulduğu Türkiye'nin bu günkü siyaset ortamında, iktidarın belli politikalarına karşı olan CHP görüşlerini, gerektiği gibi, layığıyla ifade edilebileceği ortamları yaratmak olmalı. CHP, Halk TV'yi etkin olarak kullanmalı. Yazılı basında da yer almalı. Ayrıca yerel seçimlere, cumhurbaşkanlığı seçiminde yaptığı gibi, tabanda karşılığı olan tartışmasız ve etkin isimlerle katılmalı. Kılıçdaroğlu parti içi siyasetteki rekabeti buraya taşımamalı.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test