Marifet

31.7.2015
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır



Ülkemizde tarım alanında 17 bin örgüt var. Bunlar 5 Bakanlığın sorumluluğunda, 13 kanuni dayanağı olan, 15 farklı türde kurulabiliyor. Çiftçi yetiştirdiği ürüne göre ve desteklemeden faydalanabilmek için bunların en az 3-4 tanesine üye oluyor. Yani çiftçi dilediği her alanda ve her tipte tarımsal üretici örgütüne hemen ulaşabiliyor. Aslında bu durum için çiftçinin örgütlenme sorunu yok denilebilir. Peki sorun ne?

Sorun, çiftçi her ürünü için, her faaliyeti için ayrı ayrı bir sürü örgüte üye olmak, aidat ödemek, yönetimlerini takip etmek, örgüte karşı sorumlulukları yerine getirmek zorunda olması. Çünkü bir örgütün faydalı olabilmesi üyelerinin etkinliğine ve verdiği katkıya bağlıdır. Fakat bir çiftçinin birçok yerde bu sorumluluğunu yerine getirmesi zorlaşmaktadır. 

Yönetimi kaybedince gidip kendine yeni örgüt kuran koltuk meraklısı yöneticiler nedeniyle bir bölgede aynı konuda faaliyet gösteren birden fazla örgüt kurulabilmektedir. Bu örgütler çiftçiye hizmette birbirleri ile yarışmak yerine rekabete girip üyelerinin ürünlerinin değerini düşürmekte, hak ettikeri alın değerini almalarını engellemektedirler. Üstelik her fırsatta ilgili Bakanlık yetkililerine diğerlerini şikayet etmektedirler.

Sektörde birçok örgütün bulunmasından kaynaklanan ve örgüt kirliliği olarak adlandırılan bu durum AB ülkelerinde de görülmektedir. AB’de genellikle tarım alanında ürün ya da ürün grupları temelinde örgütler kurulduğunu görürüz. Ama buna ilaveten ülkelerin ekonomik ve sosyal şartlarına göre ülkeden ülkeye hatta bazen aynı ülkede eyaletler arasında ırk ve din gibi ülkeye özgü sosyolojik, kültürel ihtiyaçlara göre örgütlerin olduğu da görülür. Özellikle Fransa gibi Akdeniz bölgesi ülkelerinde bunun tipik örneklerine sıklıkla rastlanır. Fakat sektörde birbirinin rakibi olarak görülen örgütler piyasada ortaklarının menfaati sözkonusu olduğu zaman bir araya gelmesini bilmektedirler. Almanya’da her geçen yıl kooperatif sayısı azalırken ortak sayısının artmaktadır.

Şimdi tekrar ülkemizdeki durumu düşünelim. Yukarıda belirtildiği üzere; ülkemizde kanunlar çerçevesinde birçok tipte örgütün çok sayıda kurulabiliyor olması bir kirlilik mi, yoksa Fransa’da olduğu gibi bir zenginlik mi olduğunu iyi irdelemek gereklidir. Devletin görevi örgütlenmenin önünü açmaktadır. Demokratik bir ülkede kanunlar ile örgütlenmeye bir sınırlama getirilmesi düşünülemez. Bu nedenle, örgüt sayısının çok olduğu bir ülkede bu fazlalığın bir zenginliğe mi, yoksa bir kirliliğe yol açtığı birbirleri ile uyumlarına ve piyasada mensuplarının menfaatlerini koruyacak tedbirler alabilmelerine yani örgütlerin kendilerine bağlıdır. Sonuç olarak, örgütlerin gerektiğinde bir araya gelebilme ya da birleşebilme bilinçleri ve kabiliyetleri bu sorunun çözümü için verilecek cevabı oluşturacaktır. Bu alanda öncü olan, ilk davranan örgütler bu işten karlı çıkacaklardır. Çünkü birleşmede gösterecekleri başarı diğer örgütlere de örnek olacak hatta onları da bu güçlü yapının altına çekecektir. Daha önceki yıllarda da gündeme gelen ve kanuni bir engeli bulunmayan birleşme konusunda bilinçli örgütlerimizin üstlerine düşen sorumluluğu yerine getirebileceklerine inanıyorum. 

150 yıllık bir örgütlenme geçmişine sahip ülkemizde; marifet bir kooperatif kurmakta değil, gerektiğinde daha büyük birliktelikleri başarabilmektedir.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...