Ağlamamak elde değil

5.8.2016
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Biz millet olarak şükretmeyi biliriz.

Örneğin; ‘Bugün sağlıklı olduğum için şükrediyorum, sevdiklerim ve sevenlerim için şükrediyorum, evlatlarım için şükrediyorum, karnımı doyurduğum için şükrediyorum, sahip olduğum her şey için şükrediyorum’ deriz, dua ederiz.

Prof. Dr. Erdal İnönü bir zamanlar ne demişti:

‘Demokrasi su ise testisi laikliktir. Testi kırıldı mı bu toplumu kimse bir arada tutamaz!’

Bu arada ben de her zaman söylüyorum:

Ormanımıza ve suyumuza nasıl sahip çıkıyorsak, geleceğimize de 15 Temmuz’da olduğu gibi birlikte sahip çıkmalıyız.

Şunu da unutmamalıyız; Sen doğru da yapsan, yanlış da yapsan illa ki eleştiren olacaktır. O yüzden hayatı, ‘Başkası ne der?’ diye düşünmemeliyiz.

Emin olun, o eleştirenler senden, benden daha masum değildir.

Şimdi size bu nedenle ağlatan bir mektuptan söz edeceğim:

 *- Beklenmedik son...

Manisa’nın Ahmetli ilçesi Kaymakamı Necmi Akman’ın darbe girişimi sonrasında 17 Temmuz’da görevden alınmış, 20 Temmuz’da ise intihar ederek yaşamına son vermişti.

Bazı gazeteler ve medya olayı büyütmüştü...

Çoğunluk ne düşündü?

‘Vay FETÖ’cü vay?’

Ya da ‘Vay vatan haini!’ diye...

Ancak; ‘Ben kendimden eminim. Hiçbir zaman Cumhurbaşkanıma, başkomutanıma, hükümetime bağlı olmaktan ayrılmadım. Ancak şimdi benim varlığım ülkem, vatanım, bayrağımız, başkomutanımız, hükümetimiz için tehditse bir kaymakam olarak benim görevim de onu ortadan kaldırmaktır’ diye yazarak yaşamına son vermişti.

Kaymakam Necmi Akman, yapılan bir ihbarla ’Fetullahçı’ ilan edilmiş ve  bunu gururuna yediremediği için canına kıymıştı.

 *- Söyledikleri gerçek çıktı

 Manisa Milletvekili Özgür Özel’in TBMM’deki konuşmasından öğrendik:

Özel, Kaymakam Necmi Akman’ın mektubunda 15 Temmuz gecesi görüştüğünü belirttiği kişilerle irtibata geçtiğini kaydederek hepsinin o gece yaşananları doğruladığını vurguladı.

Özgür Özel, Akman’ın cenazesinin memleketi Samsun’a götürüldüğünü, merkezin dışında bir yere defnedildiğini kaydederek şöyle konuştu:

‘Ailesi ölümüne mi yansın, inançlı bir kişinin cenaze namazının kılınmamasına mı yansın, cenazeyi defnedecekleri yer arayışlarına mı yansın? Hepimiz çok hırslıyız. Biz onlarca yıldır bu örgütten kurtulmak istiyoruz.

Ama hukukun dışına çıkarak hiçbir şey yapılamaz.

Bugün bir telefonla bir ihbarla geçmişteki bir selamlaşmayla kişiler FETÖ

darbesi yiyerek yıllardır görev yaptıkları ordudan kamu kurumlarından uzaklaştırılıyorlar.

Ve belki alınan kararların önemli kısmı doğru olabilir ama bunun belki hukuk süzgecinden geçmesi OHAL kararnamesi ile hukuka kapalı şekilde yapılmaması lazım.

Yoksa bir sürü doğru yaparsınız ama bir tane Necmi Akman’ı kaybettiğiniz zaman bunu ne kendi vicdanınıza ne kamuoyuna ne de Türk siyasi tarihinin gelecekte geçmişini okuyan vicdanlarına

anlatamazsınız.’

*- Kimseye dinletemedi...

Akman görevden alındıktan sonra yaşadığı kırgınlığı şu cümlelerle dile getiriyor:

‘Darbeci FETÖ/ PDY tarafından yer aldığım suçlaması ne benim ne ailemin ne de akrabalarımın kabul edemeyeceği bir durumla karşılaştım. Babalarını 47’sinde, annelerini 42’sinde kaybeden fakir bir belediye işçisinin çocukları olan, 7 kardeş olarak devam ettik hayatımıza.

Hayat sıkıntılar içinde geçse de ben okuyarak devlet memuru olmayı başarmıştım.

Yıllarca eski Türkiye’nin sıkıntılı hayatını çekmiştik ki yıllarca özlemini duyduğumuz hükümete 3 Kasım 2002 seçimlerinde kavuştuk.

Bir kaymakam olarak bu hükümetin başarılı olması için taşrada var gücümle çalıştım.

Ben kendimden eminim.

Hiçbir zaman Cumhurbaşkanıma, başkomutanıma, hükümetime bağlı olmaktan ayrılmadım.

Ancak şimdi benim varlığım ülkem, vatanım, bayrağımız, başkomutanımız, hükümetimiz için tehditse bir kaymakam olarak benim görevim de onu ortadan kaldırmaktır.

Bir iftira ile karşı karşıyayım. Sonuçta aklanacağım belki ama izi kalacak ve ben o izle yaşayamam.

Beni merak eden vatandaşlarımız;www.necmiakman.blogspot.com.tr / adreslerinden okuyabilirler.

Ömrüm boyunca devletin meşru kurumları dışında hiç kimseden emir almadım, almam da. Kanunların emrettiği hususların dışına çıkmadım, çıkmam da. Hiçbir grup, yapılanma, örgütlenme cemaat üyesi olmadım, olmam da.’

 *- Gözyaşımı tutamadım

 Akman, görevden alındığı gün kızı Zeynep’in Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerine yerleşebilecek kadar yüksek bir puan aldığını ancak bu sevince ortak olamadığını mektubunda şu şekilde anlatıyor:

‘Biliyor musun güzel Zeynebim; Tıp Fakültesini okumanı çok istiyordum. Sen Diş Hekimliği okumak istiyordun.

Şimdi sen her ikisini de kazanabilecek bir puan aldın. Ama ben senin hak ettiğin şekilde sevinemedim. İnşallah Tıp Fakültesini tercih edersin.

Senin sınav sonuçların açıklandığı gün ülkesine, milletine, devletine, Başkomutanına, parlamentosuna silah çeken; insanları bombalayan haşhaşilerin arasında adım anılarak çok sevdiğim işimden uzaklaştırıldım.

Lütfen üzülme, babanın hiçbir şekilde o haşhaşilerle, canavarlarla, darbecilerle ilgisi yok.

Baban daima millet iradesini ve demokrasiyi savundu, işini öyle yaptı. Sen müsterih ol kızım babanın onlarla hiçbir bağı yok. Biliyor musun tatlı Ayşem; çok başarılısın. Kore üniversitelerinden birinde okumak istiyordun. İnşallah bir yıl boyunca girdiğin sınavlar seni oraya götürür. Ablan için söylediklerim senin için de geçerli.’

Ben mektubu okuyunca gözlerim doldu...

Yani ağladım...

Sizin de ağlamamanız için eşine ‘kraliçem son kez zedelenen onurumuzu kurtarmaya çalışıyorum' diye başlayan mektubunu sizinle paylaşmıyorum.

 *- Doğrular vazgeçmemeli...

Yazımı şöyle bitiriyorum:

‘Kendini yorgun hissetsen bile, başarı senden kaçsa bile, bir hata sana zarar verse bile, hatta ihanet sana acı verse bile, her hayal yok olsa bile, gözyaşları gözlerini yaksa bile, nankörlük ödülün olsa bile, anlayışsızlık seni gülmekten alıkoysa bile ve hatta her şey hiçbir şey olsa bile vazgeçme yeniden başla!’

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...