Bir filmden hareketle

13.1.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Edward Snowden. Bu isim, bundan 4 yıl önce başta ABD olmak üzere dünya kamuoyunu sallamıştı. Snowden,  Amerikan hükümetinin, "güvenlik" gerekçesiyle ve illegal bir şekilde milyonlarca insanın  e-postalarını, sosyal medya hesaplarını, cep telefonu mesajlarını, kredi kartlarını, bilgisayarlarını  göz altında tuttuğunu açıkladı. Öyle ki, terörist kuşkusuyla izlenen insan sayısı ABD’de, tüm dünyadakilerden daha fazlaydı.

2003 ile 2013 yılları arasında ABD’nin kötü ünlü casusluk örgütü CIA, NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) gibi “istihbarat” örgütlerinde ve bunların DELL gibi taşeron şirketlerinde görev yapan 1983 doğumlu genç Amerikalı bildiklerini İngiliz “Guardian” gazetesinde açıkladı.  Gazete eldeki bilgilerin ancak yüzde birini yayınlayabildi. Ama yayınlanabilen bilgiler bile insanların tüylerini diken diken etmeye yetti.

Ülkesinin çıkarlarını tutucu bir milliyetçilikle savunarak ABD istihbarat örgütleriyle  çalışan Snowden, daha sonra "böyle bir toplumda yaşamam mümkün değildi, yanlış bir şey yapmadım ama bana çok ağır bir bedel ödeteceklerini biliyorum" diyerek bildiklerini ünlü belgesel yapımcısı Laura Poitras ve arkadaşlarına ve Guardian muhabirine Hong Kong’da bir otel odasında açıkladı. Poitras, bu görüşmeleri derleyen belgesel ile başta saygıdeğer Pulitzer olmak dünyanın dört bir yanında ödüller aldı.

Gerçek olaylara dayalı bir film

Snowden, yaptığı açıklamalardan sonra, Amerikan hükümetinin şiddetli saldırılarına maruz kalınca, bir yolunu bularak Rusya’ya sığınmak zorunda kaldı. 2013’den beri kız arkadaşı ile birlikte Moskova’da yaşıyor. Snowden’ın bu hareketli yaşamı Holywood’un siyasete meraklı film yapımcısı ve yönetmeni Oliver Stone’unun da ilgisini çekmiş. Stone daha önce, Vietnam savaşını ele alan “Müfreze”, ABD Başkanları Nixon ve Kennedy ile geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz Castro gibi liderlerin yaşamlarını ele alan birçok siyasi film yapmıştı. “Snowden” filmi de çok derine inmeden bile olsa Amerikan siyasetinin yer altındaki karanlık yüzünü ortaya koyduğu için önemli.

Bu film, içinde bulunduğumuz ortamda daha da önem kazanıyor. Çünkü, ülkede ve yakın çevremizde meydana gelen kanlı olaylarda, terörist saldırılarda, Amerikan CIA, İngiliz M16, İsraillilerin Mossad gibi gizli istihbarat örgütlerinin parmağının olduğunu AKP’lı Bakanlar ve Hükümet sözcüleri bile dile getiriyor.

İktidar ABD’den tedirgin

Geçtiğimiz günlerde Başbakan Yardımcısı ve Hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş’un Hürriyet’ten Hande Fırat’a söylediği şu sözler çok manidar:

“Büyük resim çok net; bir asır evvelki oyunun 2. perdesi oynanıyor. Bölge bir kere daha dizayn ediliyor, bölünmeye çalışılıyor. Burada da bu oyunu bozabilecek tek ülke Türkiye olarak görüldüğü için bu oyuna müdahale etmemesi isteniyor… Bu, ikinci Sykes-Picot, çok açık.”

Anımsayalım, Birinci Dünya Savaşından sonra Orta Doğu’yu “cetvel” ile bölen birinci Sykes-Picot anlaşmasının tarafları kimdi? İngiltere, Fransa gibi zamanının büyük emperyalistleri. Bugün ise işleri baş emperyalist olarak ABD karıştırmaya girişti. PKK, PYD, IŞİD gibi maşalarını kullanarak. Büyük Orta Doğu Projesi açıklanırken, birçok ülkenin sınırının değişeceği söylenmemiş miydi?

Bir tuzak mı?

ABD’nin Erdoğan’ı, Saddam’ın Kuveyt’te düşürüldüğüne benzer bir tuzağa çektiğini, Irak ve Suriye’den sonra Türkiye’nin hedefe konduğunu ileri süren Hüseyin Vodinalı, 10 Ocak 2017 tarihinde ODA TV haber sitesine yazdığı yazıda şu ilginç tespitlerde bulunuyor:

“Bahçeli Erdoğan’ın Başkanlık hayallerini canlandırınca ne oldu? FETÖ ile siyasi mücadele akamete uğradı.Terörle topyekün mücadele için milli seferberlik sulandı. Milletin en az yarısı başkanlığa karşı. Ben bu başkanlık olayının en başta Cumhurbaşkanı’na, sonra da tüm ülkeye büyük bir tuzak olduğu kanısındayım… Başkanlık sistemine geçildiği gün, ABD öncülüğündeki Batı ülkeleri, Erdoğan ve AKP’nin Suriye’deki “savaş suçlarını” gündeme getirecek ve BM’de bunun için harekete geçecek. Türk hükümeti, “teröre destek verdiği” ve PKK’ya karşı savaştığı için savaş suçlusu ilan edilecek. Ardından Türkiye’ye aynı İran’a olduğu gibi siyasi ve ekonomik yaptırımlar uygulanacak… Benim gördüğüm kadarıyla ABD şu aşamada pusuya yatmış, başkanlığın gelmesini bekliyor. Bu tuzak sadece Sayın Cumhurbaşkanı’na değil, tüm Türkiye’ye kurulmuş bir tuzaktır.”

“Snowden” filmini izledikten sonra, Vodinalı’nın savlarını dikkate değer buldum; özellikle AKP ve MHP tabanına bir uyarı olarak algılanmalı diye düşünüyorum. Umarım tüm ulusça böyle bir tuzağa düşmeyiz. Mecliste yeterli sayı sağlansa bile, bir bahane bulunarak referandumdan kaçınmak en aklı başında çıkış yolu olacaktır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...