10 Ocak’ı doğru bilmek!..

13.1.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

“Çalışan Gazeteciler Günü / Bayramı” için belediyeler, sivil toplum örgütleri, siyasetçiler, bu arada basın meslek kuruluşları, başkanları bol bol açıklamalar yaptılar. Amma çok acıdır ki, içlerinde “10 Ocak’ı ve bugünlere gelişi gerçek yüzü ile anlatanına” hemen hemen hiç rastlamadım. Varsa yoksa “bugünün iktidarına vur da, vur!..”

“Gerçekleri yazan” varsa ve ben görmemişsem, onlardan özür dilerim!..

Ben 10 Ocak’ı yaşadım; “Güne / Bayrama esas olan” 10 Ocak 1961’i!..

Bakınız “hemen” ve çok açık söylemeliyim ki, 1960 yılından beri, “gazetecilerle doğrudan ilgili olan ve de gazetecilerin durumlarını iyileştiren” tek kanunu çıkaran 27 Mayıs 1960’da Türkiye’nin yönetimine el koyan “askerlerdir”; Milli Birlik Komitesidir; “Ondan sonrası” yoktur ve olamamıştır; hatta “gazeteci” başbakanlara, “gazeteci” parti başkanlarına, “gazeteci” bakanlara ve Meclis’e giren onca “gazeteci” milletvekiline rağmen!..

Hatta ve hatta, “askerlerin çıkardığı” ve “çalışan gazetecilerin sosyal haklarını güvence altına alan” o meşhur 212 sayılı “Basın mesleğinde çalışanlarla yani gazetecilerle) çalıştıranlar (yani gazete patronları) arasındaki münasebetleri düzenleyen kanun”, ne yazık ki, “askeri yönetimin sona ermesi, demokrasinin avdeti ve daha sonra gelen sivil iktidarlar döneminde” yavaş yavaş erozyona uğratılmış, sonra da bütünüyle çöp tenekesine atılmıştır; “bugün kanunun adı vardır, kendisi yoktur!..”

Dahası da var; 10 Ocak 1961’de bu kanun çıkarıldığında, “zamanın büyüklü küçüklü patronları gazetelerini yayınlamayarak” kanuna karşı boykot yapmışlar, ama çok dayanamayarak “pes etmişler”, gazetelerini yeniden yayınlamaya başlamışlardır.

“Bu kısa süren boykot döneminde” İstanbul’da meslek kuruluşları “Basın” gazetesini çıkarmışlar ve bu gazetede, “her gruptan, her gazeteden gazeteciler”, kanunu savunan haber, araştırma ve yazılarıyla boykotçu patronlara karşı çıkmışlardır. Aynı günlerde Ankara’da da “ÖNCÜ Gazetesi” gene “her cepheden, her gazeteden gazetecilerin” haber, yazı ve araştırmalarıyla “kanunu savunmuş ve patronlara karşı çıkarak” boykotun sona ermesinde önemli rol oynamıştır.

Bu iki gazete, “gazetecilerin kutsal ve sosyal hakları için birlik / beraberlik içinde verdikleri ve herkese emsal olacak bir mücadelenin bayraktarları olarak” basın tarihinde önemli bir yer almıştır.

Bu satırları, ÖNCÜ Gazetesi’nin o zamanki yazı işleri müdürlerinden biri olarak yazıyorum; bitmedi.

 

İşte sorumlular!..

Bu önemli kanunun çıkmasından kısa bir süre sonra sivil yönetime geçildi, kurulan İsmet İnönü kabinesinde, “gencecik” bir Çalışma Bakanı vardı; Ankara’nın Babıalisi Rüzgarlı Sokak’tan gelen (Ulus Gazetesi) bir gazeteci; Bülent Ecevit!..

İşte o, “çalışma hayatı ile ilgili hayati kanunları” Meclis’ten çıkardı; Grev / Lokavt hakları, Sendika kurma ve üye olma hakkı, toplu sözleşme imzalama hakkı, vs.

Artık Türk basını da, çalışan gazeteciler de, “Çalışan Gazeteciler Günü / Bayramı olan” 10 Ocak’ı “hemen hemen bütün çalışanların üye olduğu sendikalarıyla, toplu sözleşmelerle gelen güvenceleriyle gerçek bir bayram gibi kutluyordu!..”

Sonra basınımızın ve gazetecilerin üzerinde “kara bulutlar dolaşmaya başladı”; patronlar, sendikalardan, toplu sözleşmelerden, grev hakkından ve gazetecilere verdikleri sosyal haklardan hoşlanmamaya başlamışlardı. “Bunları birer, ikişer, üçer ortadan kaldırmak için” giriştikleri mücadeleye siyasetçiler de, “sağcıları, solcuları dahil” seyirci kaldılar. Hatta, “gazeteci” ve de “demokratik solcu” genel başkanlar, bakanlar ve  başbakanlar da dahil olmak üzere!..

Göz göre göre, toplu sözleşmeler çöpe atıldı, “Gazeteciler Sendikası” bir “tabela sendikası” hâline düşürüldü ve 212 sayılı yasa” “fiilen ortadan kaldırıldı!..”

İşte “10 Ocak’ın gün ve bayram olarak kutlanmaması” o günlerde başladı; “gazetecileri hiç sevmeyen ve onlara demir parmaklıkların arkasını reva gören” bugünün iktidarı zamanında değil!..

Bu 55 yıllık mücadelede hep masanın gazetecilerden yana olan tarafında kalmış bir gazeteci olarak ifade etmeliyim ki; “Eğer, bugün güçlü meslek kuruluşlarımız, sendikalarımız ve toplu sözleşmelerle desteklenen grev haklarımız olsa idi”; ne basınımız, ne çalışanları ve ne de  gazete – TV sahipleri, “iktidarlar ve baskıları karşısında” bu hallere düşmezlerdi!..

Gazetecilerin “çalışma hayatındaki hayati haklarını” ellerinden bir bir alırlarken “bayram yapan” işverenler ve hele hele “bu” demokrasi ve basın hürriyeti kıyamını seyrederek “demokratik rejimin halk adına denetçisi olan” basının bütün gücünün elinden alınmasına göz yuman, dahası içlerinde bol bol  “demokrat(!)” ve de hatta “solcu(!)” bulunan” siyasetçiler, bugünleri hazırladılar. Yazıklar olsun!..



Affetmez!..

Meclis kulisinden bir esinti kulağıma geldi; bir gazeteci ile AKP’li ama “Fetullah Gülen’e yakın olduğu düşünülen” bir milletvekili arasında geçen bir konuşmanın özeti…

Milletvekili demiş ki; “Erdoğan, eğer referanduma ‘Evet’ oyu verirsek, bizlerin üzerine gelmeyecekmiş!..”

Gazeteci “gülerek” cevaplamış; “Siz öyle sanın. Reis affetmez. Baksanıza daha dün, bütün AB ülkelerini dolaşan Türk ekonomisiyle yakından ilgili siyasetçilerle, bankacılarla, iş adamlarıyla görüşen ve bir rapor hazırlayarak Erdoğan’a vermek için randevu talep eden Ali Babacan’a Saray’dan cevap gelmiş ve ‘Danışmanımız Yiğit Bulut’la görüşsün, ondan randevu alsın’ denilmiş. Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucu Üyesi ve MKYK’ın ilk üyelerinden olan, Türkiye Büyük Millet Meclisi 22., 23., 24. ve 26. Dönem Adalet ve Kalkınma Partisi Ankara Milletvekilliğine seçilen 58. ve 59. Hükûmetlerde de Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı yapan, 60. Hükümette Dışişleri Bakanı olarak görev alan, 4 yıl Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliği konusunda görüşmeleri baş müzakereci olarak yürüten ve de 61. ve 62. hükümetlerde Başbakan Yardımcılığı, yani kendisinin yardımcılığını üstlenen Ali Babacan’ı bile affetmeyen Reis, sizleri mi affedecek; güldürme beni!..”

Milletvekili için “ümitle başlayan sohbet” burada noktalanmış; doğru mu bilmem, ben bana anlatan arkadaşımın yalancısıyım, ama günün havasına da çok uyuyor!..

Sözün Özü

“CHP’nin MHP tabanına cilve yaptığını” söyleyen  MHP Genel başkan Yardımcısı Semih Yalçın, “CHP'nin tavrı, kafayı bulup evin kapısını şaşıran sarhoşun başka kapıyı açmaya çalışmasına benzemektedir” demiş.

CHP’nin “ne yaptığı tartışılır ama”, iki aydır “kimin kime cilve yaptığını ve de kimin yıllardan beri söylemedik söz ve hakaret bırakmadığı bir kapıdan adeta gerdek heyecanı içindeymişçesine koşa koşa girdiğini” Türkiye’de bilmeyen mi kaldı, sayın Yalçın?..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...