Ordu’dan çıktı, İstanbul’a geldi, pideyi pizzaya rakip yapmaya karar verdi

27.1.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Anadolu’nun değişik kentleri adeta bir lezzet durağı… Gaziantep en çok bilinen kentlerden biri… Bu kente lezzet turlarının bile başladığını biliniyor.

Karadeniz’de lezzet konusunda çok bilinmeyen bir cevher… Özellikle Ordu bu konuda öne çıkabilecek özellikler taşıyor.

Pide, tost ve balık yapış biçimleri ile otları bu kenti öne taşıyacak özellikle taşıyor. Üstüne bir de fındık hatta çikolata vadisi çalışmaları eklendiğinde ortaya muhteşem bir lezzet durağı özelliği çıkarıyor.

Ama bunları yapacak girişimcilerin azlığı hatta yokluğu hep sıkıntı oldu…

Hep bu özellikleri ortaya çıkaracak bir lezzet avcısı bekledi Ordu… İşte bu noktada ortaya çıktı Tamer Aktaş… Aslında Ordulu onları tanıyordu…

Seksenli yılların hemen başında ailenin babaları Cevdet ve Nurettin Aktaş kardeşlerin Ordu’da sekiz masalı küçük bir işletme kurdular.

Pide üzerine başladılar. Ama daha sonra diğer lezzetleri de dahil etmeye başladılar.

Ama işi kurumsallaştıran, dünyaya açan ikinci kuşak  yani Tamer ve Samet Aktaş kardeşler oldu. Önce Ordu’da büyüdüler… Sonra ver elini İstanbul dediler.

2007 yılından devraldıkları bayrağı önce İstanbul’da şubeler açarak yukarı çektiler ardından da  Nelipide markasını ile yaygınlaştırmaya başladılar.

Sonrasında fastfood alanında büyümek için ise ‘Pideor’ markasını oluşturdu. Ve şimdilerde dondurulmuş alanına girerek Ordu markalarına tüm Türkiye’de yaygınlaştırma kararı aldılar.

Pideyi dondurulmuş olarak marketlere sokmaya başladılar. Ordu tostunu da aynı şekilde yakında piyasaya sürüyorlar.

Ordu’da 4 bin metrekare kapalı alan içinde günlük 200 binden fazla dondurulmuş pide üretimi yapan fabrikayı kuran Aktaş Kardeşler, ürünlerinin Türkiye’nin birçok zincir marketinde raflarda yerini almasını sağladı.

Konseptin içerisinde Ordu’nun yöresel çıtır pidesi, Ordu’nun doğal kahvaltısı, et, tavuk ve yöresel yemekleri de bulunuyor.

Süreci ikinci kuşak başarılı işadamı Tamer Aktaş anlatıyor:

  • Ordu’da Güzelyalı, Durugöl ve Çarşı olmak üzere toplam üç şubeyle hizmet veriyoruz.
  • Nelipide Gurme olarak İstanbul’da Bağdat Caddesi, Ataşehir ve Beylikdüzü’nde de üç şubemiz var.
  • Nelipide Gurme’nin 2018 yılı sonuna kadar 20 şubeye ulaşmayı hedefliyoruz.
  • Franchise vererek büyümeyi düşünüyoruz. Ulaşımı kolay merkezleri şubeler için tercih ediyoruz.
  • Otopark yeri, bahçesi olan, minimum 250 metrekarelik alanlar şubeler için uygun yerler olarak görüyoruz.
  • Yatırımcılar için hizmet sektöründe çalışmayı sevmelerini ön şart olarak görüyoruz.

Peki bu noktalarda sadece pide mi satılacak… Tamer Aktaş’ın bu soruya verdiği şu yanıt Ordu’nun tüm lezzetlerinin araştırıldığını ortaya koyuyor…

  • Hayır sadece pide değil. Herkes arayışa yanıt vermeye çalışıyoruz.
  • Mesala Ordu Köy Kahvaltısı’nı markalaştırmaya çalışıyoruz.
  • Karadeniz’in eşsiz doğasının insanlığa armağan ettiği lezzetlerin hepsini sunmaya çalışıyoruz.
  • Dumanı üstünde tüten ve sıcacık servis edilen ortası bol tereyağlı kuzine ekmeği Nelipide Gurme’nin misafirlerine yaşattığı kahvaltıya lezzet katıyor.
  • Kuru yufka böreği, çemen, turşu kavurmaları, zeytin ezmesi, kızartmalar, sucuklu yumurta, menemen, petek balı ve çeşitli reçeller de bu kahvaltının içinde yer alıyor.
  • Kahvaltı malzemelerini Ordu’dan getiriyoruz. Böylece Ordu ekonomisine büyük katkı sağlıyoruz. Orada üretim yapmayı teşvik ediyoruz.
  • Bu arada Türkiye’de pideyi belirli bir lezzet standardına getirmek için çok çalışıyoruz.
  • İtalyanlar pizza ile bütün dünyayı doyuruyor. Bizim pidenin hiçbir eksiği yok. Sadece biraz geç kaldık.
  • Şimdi pideyi tüm dünyaya açma zamanı. Dünyanın neresine giderseniz gidin aynı standartta ve aynı lezzette pideye satarsak dünya markası oluruz.
  • Bunun için geç kalmış olabiliriz ama elimizdeki malzeme ve bakış açımız hızlı yol almayı sağlayacak.
  • Dünya ekonomisi ne kadar daralırsa daralsın insanlar yemekte kesmiyor.
  • Bir de bu alan katma değeri yüksek bir alan. Un satmak para kazandırmıyor. Ama unu pide yapıp içinde bir de lezzet kattığınızda önümüzde kimse duramaz.
  • Nelipide Gurme markası ile önce Türkiye’ye sonra da dünyaya açılmayı hedefliyoruz. Bu işten Ordu da Türkiye’de ekmek yiyebilir.
  • Biz lezzet işini iyi biliyoruz. Pizzadan hiçbir eksiğimiz yok. Artılarımız var.
  • Neredeyse 40 yıldır bu işi yapıyoruz. Sürekli ileri gidiyoruz. Neden çünkü kaliteden taviz vermiyoruz.
  • Bunu yaptığımız sürece ilerlemeye devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemde lezzet turizmi patlamayacak. İnsanlar nasıl Antep’e gidiyorsa, Ordu’ya İstanbul’a da pide yemeğe gelecek.
  • Bir süre sonra da dünyanın bir başka noktasında yemek için pide aranacak. Bu defa da pide yiyelim diyecek insanlar.

Tamer Aktaş’ı dinlerken, hayallerini ve hedeflerini öğrenirken Türkiye’de böyle genç girişimcilerin olmasının en büyük sermayesi olduğunu söyleyenlere bir kere daha hak veriyorum. 20 yıldır anlatmaya çalıştığım Ordu lezzetini benden daha iyi anlatan biri ile tanıştığım içinde çok mutlu oluyorum… Ve son sözü Tamer Aktaş’a bırakıyorum…

  • Yemeyi, içmeyi, hatta daha önce ağırlamayı, yani misafiri çok sevmekle başladı hikayemiz.
  • Pideye sınıf atlatarak bu hikaye yaygınlaştı. Ve pidenin yanına koyduğumuz her yenilikle daha kökleştik. Bu yüzden Ordu’da başlayan hikaye şimdilerde İstanbul’a taşındı. Hedef dünyaya açılmak.

Ordu Tostu’nu da keşfetti

Ordu tostunun çok farklı olduğunu yıllardır anlatmaya çalıştım. Hatta zaman zaman Ordu’ya gittiğimiz de dostlarıma tost ısmarlamak için özel gayret içinde oldum. Ama bunu ticarileştirmek de Tamer Aktaş’a nasip oldu.

Şimdi artık her yerde Ordu’nun meşhur lezzetleri arasında yer alan Ordu Tostu’nu herkes bulabilecek.

Ordu Tostu Türkiye’de ilk defa Aktaşlar Lezzet Grubu tarafından üretilip paketlenerek marketlerde satışa sunulacak.

Aktaşlar Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Aktaş, pideden sonra Ordu’nun geleneksel tatları arasında yer alan Ordu tostunun da zincir marketlerde satılacağını duyurdu. Ordu’ya gelemeyen tüm lezzet tutkunlarının da Ordu tostunu tatmalarının istediklerini dile getiriyor ve ekliyor…

“Ekmek ve sucuğu Aktaşlar Lezzet Grubu tarafından özel yapılan Ordu tostu marketlerde yer alacak. Ordu tost ekmeğinin en önemli özelliğinin taş fırında odun ateşinde pişmesi… Ordu tostunu marka yapan tost ekmeği, tost ekmeğini de lezzete ve kıvama dönüştüren taş fırın ve odun ateşi. Ordu tostu, özelliğini ekmeğinden ve içine sürülerek konulan ezme sucuğundan alıyor.”

Otorite boşluğu bir kere daha ortaya çıktı

Geçtiğimiz hafta en çok tartışılan konulardan biri yağ konusu oldu. Çok tartıştık, çok konuştuk ama tam sonucu varamadık. Bir kere daha gördük ki bu tür tartışmaları yönlendirecek bir otorite yok Türkiye’de…

En çok güvendiğimiz kamunun üst seviyede yapılan açıklamaları da herkesi tatmin etmedi.

Şimdi önce bu mesele nedir ne değildir en yetkili ağızdan aktaralım… Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar verdiği bilgiler şöyle:

  • Elimizde 2015 yılı rakamları var. Bu dönemde kullanılan bitkisel yağlar içinde ayçiçeği yağı 1 milyon 418 bin tonla ilk, palm yağının ise 710 bin tonla ikinci sırada yer alıyor. Dünyada bitkisel yağ üretimi 186.95 milyon ton olarak gerçekleşti. Bunun 64.50 milyon tonu palm yağı. Yani üçte biri…

Bu açıklamalar gösteriyor ki palm yağı hem dünyada hem de Türkiye’de önemli bir yere sahip peki bu ürün nerede kullanılıyor… Yeni Bayraktar’ın bilgisinden aktaralım…

  • Palm yağı gıda sanayinde ağırlıklı olarak margarin üretiminde, unlu mamuller, pasta, çikolata, dondurma ve benzeri ürünlerde, kızartmalık yağ olarak da restoranlarda kullanılıyor. Ayrıca kozmetik sektöründe de şampuan, sabun, cilt losyonları gibi ürünlerin üretiminde palm yağı kullanılıyor.

Yeni palm yağı hayatımızın bir parçası… Peki bu kadar hayatımıza giren bu ürün zararlı mı… Nasıl zararlı oluyor. Yoksa palm yağının zararlı olduğu da bir şehir efsanesi mi? İşte geçtiğimiz hafta yapılan tartışmalarda bu konuda farklı kesimler farklı görüşleri dile getirdi. Herkes farklı şeyler söyledi. Ama güvendiğimiz bir otorite ortaya çıkıp şöyledir demedi, diyemedi. Çünkü böyle bir bağımsız otorite yok. Dünya da bu tür otoritelerin olduğunu söyleniyor. Ama Türkiye’de henüz yok. En azından tarafları uzlaştıracak, her kafadan bir sesin çıkmasını önleyecek bir platform bile yok.

Bu durumda umudumuz kamuya kalıyor. Kamu da bu konuda en yüksek kurum bakanlık… Yani Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı… Peki bakanlık bu konuda hiçbir açıklama yapmadı mı? Yaptı hem de bu defa çok hızlı refleks gösterip hızlı bir açıklama yaptı… Ama o açıklama geleceğe dönüktü… İşte o açıklama…

Ticarete konu olduğu için bilemiyoruz, rekabet mi var, kim kimin ayağına basıyor. Onları bilmiyorum. Bilim kurulu şu anda çalışıyor. Kısa zamanda sonucu açıklayacak. Durum sağlıkla ilgili, çok önemli bir konu. Bu yüzden çalışmanın çok uzun sürmeyeceğini sanıyorum. Yapılacak çalışmanın sonuçları kamuoyu ile paylaşılacak ve bilimsel veriler ışığında gerekli idari tedbirler alınacaktır. Gıda konusunda tüketici sağlığını en üst düzeyde korumak temel amaçlarımız arasındadır. Bu konudaki her türlü endişe ve hassasiyetleri dikkate alarak üzerimize düşen görev ve sorumlulukları eksiksiz yerine getirmeye devam edeceğiz.

Bakan Faruk Çelik tarafında yapılan bu açıklamaya rağmen kimse beklemedi. Yani kimse bilim kurulunun çalışmasının sonucunu beklemedi. Herkes konuştu. Yurttaşın kafası karıştı. Ne yiyeceğini şaşırdı. Durum bu… Ortada sorun var. Bağımsız otorite yok.  Birilerinin sorunun köklü çözümü için bunu keşfetmesi gerekiyor.

Herkesi sevdi herkes de onu sevdi

Tam bir yıl olmuş… Bir yıl önce Mustafa Koç’un cenazesine gittiğimiz de Türkiye’nin en zenginlerinin ve işçilerinin vedaya birlikte geldiklerini gözlemiştik.

Türkiye oradaydı. İşte bu durum Koç ailesinin 3'üncü kuşak üyesi ve iş dünyasının önde gelen isimlerinden Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı merhum Mustafa Koç'un anısına hazırlanan belgeselde vurgulamıştı.

Koç’un çocukluğundan başlayan belgesel ilginç bilgilerle dolu… Aslında Türkiye ekonomisinin gelişimi ortaya konuluyor. Ama en dikkat çekici yönü cenazedeki bu birlik beraberlik görüntüsü.

Belgesel başından sonunu izlediğimiz de bu tespitin özellikle vurgulandığını görüyorsunuz. Ve belgeselde Mustafa Koç’un şu sözleri o birlikteliğin sırrını ortaya koyuyor belki de…

“Bana bu yolculuğumda desteklerini kayıtsız şartsız esirgemeyen büyüklerim, kardeşlerim, ailem, başta sevgili eşim Caroline ve daha sonra kızlarım tabii ki. En şanslı patronlardan biriyim. Bu kadar muazzam bir ekip ile çalışmak büyük bir ayrıcalık, hepinizi çok seviyorum.”

Yani sizi herkesin yolcu etmesini istiyorsanız iyi insan, iyi aile babası, iyi patron, iyi siyasetçi olmasınız gerekiyor. Yani herkesi seveni herkes de seviyor bunu böyle bilmek gerekiyor.

Ruslar gelecek deri sektörü eski günlerine dönecek

Türkiye Rusya arasındaki ilişkilerin gelişmesi turizm sektörü kadar deri sektörünü de sevindiriyor.

Deri sektörünün bugünlere gelmesinde Rusya pazarının büyük rolü oldu.

Çünkü Rusya deri sektörü açısında çok büyük bir pazar… Şimdi deri sektörü eski günlerine dönmek için büyük bir fırsatı değerlendirmeye hazırlanıyor.

Rusya’ya olan ihracatını yeniden yüzde 80’lere çıkması için Şubat başında yapılacak ve “Deride Yüksek Ritm” mottosu ile düzenlenen İstanbul Deri Fuarı büyük bir fırsat olarak görülüyor. Fuarı sektörün önde gelen bütün bileşenleri tam destek veriyor.

Deri sektörü adeta fuarın fırsata dönüşmesi için kenetlenmiş durumda.

Kenetlenmenin baş aktörlerinden biri İstanbul Deri ve Deri Mamülleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Dinç… Fuarla birlikte sektörde sıçrama olacağını vurgumluyor ve devam ediyor…

  • Artık 2016 yılını unutalım. 2017 yılının Rusya ve Türkiye arasında hayırlara vesile olmasını arzu ediyoruz.
  • Biz iş dünyası olarak istikrar, barış ve dostluktan yanayız. Alleather-IDF Istanbul Deri Fuarımıza Rusya’dan da katılım olacak.
  • Rusya piyasası bizim önceliğimiz. Genel olarak bu fuar, Türk deri sektörünün sıçrama noktası olacak. Biz de iş dünyası olarak ikili ekonomi ilişkilerimizin geliştirilmesi için elimizden geleni yapacağız.

Kenetlenmenin diğer bir tarafında Türkiye Deri Vakfı (TÜRDEV) Başkanı Kıyasettin Temuçin yer alıyor… Onun şu sözleri de önemli…

  • Bu zamana kadar her iki taraf da aynı dili konuşup, birbirlerinin beklentilerini bilerek iş ilişkilerini sürdürdü.
  • Bundan sonra da Türk firmalar kaliteli ve özgün tasarımları ile Rusya pazarına ihracat yapmaya devam edecekler.
  • Şimdi her zamankinden daha fazla Türk deri ve deri konfeksiyon sektörünün gücünü gösterme zamanıdır.
  • Alleather-IDF Fuarı’nda Türk firmalar hazırladıkları koleksiyonlar ve private label ürünler ile yeniden Rusya pazarına damgasını vurarak gelecek.
  • Bu fuar, Türk deri sanayisinin potansiyeli yüksek hedef ülkelerdeki pazar paylarını artırmayı ve beraberinde özellikle son dönemde Rusya’da kaybedilen ihracat rakamlarını geri kazanmayı hedefliyor.

Sektörün önde gelen isimleri bunları söylüyor… Fuarı düzenleyen UBM EMEA (İstanbul) Yönetim Kurulu Başkanı Serkan Tığlıoğlu da benzer ifadeleri dile getiriyor…

  • UBM olarak böylesi bir dönemde Türkiye’de yatırım yapmaya devam ediyoruz.
  • Çünkü, Türkiye halen üretime güçlü bir şekilde devam ediyor. Ürün temini açısından canlı bir pazar olduğu gibi sürekli, gelişen, büyüyen dinamik ekonomisi ve elbette stratejik konumu sayesinde özellikle Avrupa, Asya, Kuzey Afrika ve Kuzey Amerika bölgeleri için çok önemli bir potansiyele sahip.
  • İngiltere Borsası’na kote dünyanın en büyük fuar şirketlerinden biri UBM olarak uluslararası Türk deri sanayinin çatı örgütü TÜRDEV ile el ele vererek Alleather-IDF İstanbul Deri Fuarı’nı düzenliyoruz. Kendi deneyimlerimiz ve elimizde bulunan uluslararası güç ile Alleather-IDF’i destekleyerek zirvenin vazgeçilmezi haline getirmek istiyoruz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar