Atatürk Cumhuriyeti’nin farkı!..

3.2.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Avrupa Ortaçağ’da “cehaletin karanlığında” yaşar ve “din savaşlarında birbirini yer”, kılıçtan geçirir ve engizisyonun kanlı çarklarında işkencelerle yok ederken, Asya’da Türk / Arap / Fars alimleri, Çin’den, Ön Asya’ya, Mısır’dan, Kafkasya’ya, Orta Asya’dan Mezopotamya’ya kadar olan coğrafyada “uygarlık dünyasının bütün akıl / düşünce / bilim ürünlerini” topluyor, bu ürünlere “yenilerini” ekliyor ve “Avrupa başta dünyayı aydınlatmanın kandilleri” olarak pırıl pırıl parlıyorlardı!..

Sonra ne oldu da, “bu kandiller” söndü, İslam Dünyası “zaman tünellerinde kalarak” karanlığa büründü?..

Zira, Hristiyan dünyasının karanlığa bürünmesine, engizisyonların, din savaşlarının pençesine düşmesine sebep olan “ruhban sınıfı”, İslam Dünyası’nda da ortaya çıkıverdi!..

Halbuki, İslam’ı “semavi dinlerin” en mükemmeli, en anlamlısı, en uygarı ve çağdaşı yapan “en önemli özelliklerinden biri” idi, “İslam’da ruhban sınıfının olmaması” hükmü!..

Ruhban sınıfının belirmesi ve “İslam’a hakim olması”, İslam dünyasını böldü; İslam’ı “zaman tünelinin karanlıklarında bıraktı”; İslam’ı birbirine düşürdü ve İslam, “Hristiyanlığın Ortaçağ’da yaşadıklarını yaşamaya başladı!..”

İslam’ın “Asya’nın ve İslam’ın bütün dünyayı aydınlatan” kandillerinin yerini, Müslümanları, Kuran’ı Kerim’in, onun işaret ettiği akıl ve bilim yolundan çıkartan, birbirine düşüren, savaştıran, birbirini öldürten ruhbanların ipleri ele almasıyla bugünlere kadar gelindi. Onca mezhep, yüzlerce tarikat, binlerce cemaat, çoğu birbirine düşman on binlerce, kim bilir belki de yüz binlerce ruban!..

Sadece “Arap dünyasına bakmak”, hatta sadece “Irak / Suriye ve Yemen’e bakmak” bile İslam’ı, “İslam’da olmaması gereken” ruhban sınıfının ne hâle getirdiğini çok iyi gösteriyor!..

“Maddeci” Batı dünyası uygarlık ve kalkınma yolunda, “bütün dünyayı da sömürerek” ilerlerken, İslam Dünyası, “birbirini yiyerek, fakirleşerek” ve de görülüyor ki, “hızla artan nüfusunu” bile doyuramayacak, okutamayacak, bilim ve akıl yolunda eğitemeyecek hâlde “yerinde bile sayamıyor!..”

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken, “İslam Dünyası’nın ne yapması gerektiğini” ortaya koyan bir “örnek devlet” yarattı. Bu devlet, hem “Kuranı Kerim’in ve Hazreti Peygamber’in çizdiği sınırlar içinde, büyük çoğunluğu Müslüman olan”, bununla beraber “ilim ve akıl yolu ile çağdaş uygarlığı yakalayacak” bir yolda yürüyecek bir milleti de beraber yaratacaktı!..

Elbette, “ruhbanlar”, Atatürk’e ve Atatürk Cumhuriyeti’ne düşman olacaklardı; zira “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Atatürk’ün çizdiği yolda ilerlerse”, biliyorlardı ki, “biat ettirdikleri” bütün halklar, bir gün gelecek “Yeter artık” diyeceklerdi!..

Türkiye Cumhuriyeti, “bütün engellemelere rağmen” bir asra yakın, yolunda yürüdü ve bugünlere geldi; kimsenin şüphesi ve milyonların endişesi olmasın ki, “bundan sonra” da yürüyüş devam edecek!..

Yaşayıp, göreceğiz; Atatürk de, Atatürk Cumhuriyeti de sahipsiz değil ve olmayacak!..

Ve… Eksik cümle!..

Sevgili bakanım Ali Naili Erdem’den bir telefon; “Atatürk Farkı başlıklı yazını keyifle okudum, ne var ki, yazıda ‘eksik kalmış’ bir cümle var” dedi ve “o” cümleyi söyledi!..

Aslında yazımın büyük bir bölümünü, saygın bir yazarımızın, sayın Mehmet Necati Güngör’ün “Bu yetki Mustafa Kemal’e bile verilmedi” başlıklı yazısı oluşturuyordu. Yazı, “1924 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ‘Atatürk’e verilmesi istenen Meclisi feshetme yetkisi’ üzerindeki görüşmeleri” anlatıyor, “öneriye karşı çıkanların kürsüden neler söylediklerini” özetliyor ve sonunda “teklifin oy birliğine yakın bir çoğunlukla reddedildiğini” belirterek noktalanıyordu.

Sayın Erdem’in, yazıda “sonradan Adalet Bakanı da olacak olan” İzmir Mebusu Mahmut Esat Bozkurt’un sözlerindeki “eksik olduğunu söylediği cümle” şuydu; “Bu yetkiyi verirsek, cumhurbaşkanının Abdülhamid’ten farkı kalır mı?..”

*******

Sayın Bakanıma ilgisi ve tamamlaması içinhem kendim, hem de okuyucularım adına teşekkür ederim.

Bu tamamlama bana hatırlattı ki ve anlaşılıyor ki, “Abdülmahid kara sevdalıları” Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın “Abdülhamid’ten farkının olmamasını istiyorlar”; bakalım sandıkta Millet “farkı olsun” mu, yoksa “olmasın” mı diyecek?..

Günaydııınnn!..

CHP’nin Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz, “Bizim Mehmetimiz El Bab’da, Suriye’de şehit oluyor. Ama Türkiye’ye gelen Suriyeli erkeklerin yaş aralığına baktığımızda, 15 ila 44 arasında 819 bin 350 askere alınabilecek erkek, Türkiye’de kafelerde, publarda Türk kızlarıyla geziyor” demiş…

Anlaşılıyor ki, “CHP’nin dış politikadan sorumlu başkan yardımcısı”, publara, kafelere aylarca gitmemiş, hatta yıllardır da sokaklarda, caddelerde, parklarda da dolaşmamış, gazetelerdeki haberleri okumamış, ekranlardaki haberleri ve yorumları da izlememiş. Kim geçen hafta cafeye götürdü (!) ise, CHP’liler ona teşekkür etmeliler; “partilerinin dış politika sorumlusunu” nihayet uyandırılabilmiş, bu acı gerçeği görmesini ve konuşabilmesini sağlayabilmiş!..

Sözün Özü

Yunanlıların Ege’de 18 adamızı işgal eder ve bazılarında, savunma bakanlarının, genel kurmay başkanlarının da katıldığı törenlerle karakollar kurup silahlandırırken sesini sedasını çıkarmayan Genel Kurmay Başkanımız, geçen hafta “bir hücumbotla ve yanına bazı komutanları da alarak” Kardak kayalıklarının etrafında bir “deniz gezintisi” yaptı. İnsanın aklına, “Bayram değil, seyran değil, eniştemiz bizi neden öptü” sorusu da geliyor ama, yine de milletçe Genel Kurmay Başkanımıza teşekkür etmemiz gerek; geç de olsa, “Ege’de Türkiye de var” diyebildi!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...