İkili dış ticaret dengeleri kurmak kolay değildir

10.2.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İkili dış ticarette fazlalık vermek yani ihracatın aynı ülkeden yapılan ithalattan daha fazla olmasını ya da en azından ithalat ve ihracatın aynı düzeyde olmasını istemek her ülke için aranılan bir durumdur. Aksi halden her ülke şikayetçidir. Bu ülkeler arasında Türkiye de vardır.
ABD ile Çin’in toplam ticaret hacmi 650 milyar dolardır. ABD, bu ticarette 340 milyar dolar dış ticaret açığı vermektedir. İngiltere ile Çin’in dış ticaret hacmi 80 milyar dolardır. İngiltere 42 milyar dolar açık vermektedir. Hindistan ise, ABD ile ticaretinde 24 milyar dolar fazla vermektedir. İngiltere de, Hindistan’ın en çok dış ticaret fazlası verdiği ülkeler arasındadır. ABD; Japonya, Almanya ve Meksika ile olan dış ticaretinde de açık vermektedir.
ABD Başkanı Trump, dış ticaret açığı verdiği ülkelere karşı önlem almak istemekte örneğin Çin den ithalatta % 40 oranında vergi uygulayacağını açıklamakta, Euro’nun değerinin düşük tutulduğunu ve böylece ihracatlarında avantaj sağladıklarını öne sürmekte, serbest ticaret anlaşmalarının ABD’ne zarar verdiğini ve bunların ya iptal edileceğini ya da yeniden düzenleneceğini açıklamaktadır. İngiltere Başbakanı’nın son ABD gezisinde iki lider, Çin ve Hindistan’ın ekonomik açıdan daha fazla güçlenmeleri halinde, batılı değerlerin zarar göreceğini ifade ederek dış ticarete bir de siyasi boyut eklemişlerdir.
Doğrusunu söylemek gerekirse, ikili dış ticarette, yönetimlerin müdahale ve yönlendirmesi ile  denge sağlamak çok zordur. Dış ticaretin yapısına da uygun değildir. İthal  ve ihraç edilen mallar çok farklıdır. Her ülkenin ihtiyaçları ve imkanları aynı değildir. Yüzyıllar önce ortaya atılmış ve halen uygulanılmaya çalışılan, her ülkenin en iyi koşullarla ürettiği malın diğerlerine satmasını öngören ‘karşılaştırmalı üstünlükler teorisi-mukayeseli avantajlar teorisi’ bir yana bırakılsa bile, ticarete konu olacak malların yapıları, fiyatları, üretim sezonları, tüketim yerine uzaklıkları, finansman koşulları, söz konusu iki ülkenin ittifakları, anlaşmaları, siyasi yakınlıkları birbirinden çok farklıdır. Bazı ürünlerin alım kararlarında fiyat  önemli değildir, önemli olan o malı alabilmektir. Bazı mallar ise vazgeçilmezlik niteliğine sahip olmadıklarından, ithalatları kolayca ertelenebilmekte veya başka ürünlerle ikame edilebilmektedir. Yüksek teknoloji barındırmayan ihraç ürünleri için bu durum daha da geçerlidir.
Hal böyle olunca, ekonomik yapıları, ihraç mallarının bünyeleri, üretim maliyetleri, ihraç kapasiteleri, ithal ihtiyaçları çok farklı olan ülkeler arasındaki dış ticarette denge kurmak mümkün değildir.
Türkiye 70’li yıllarda o zamanki Doğu Avrupa ülkeleri ile takas sistemine dayalı (kliring sistemi) bir dış ticaret modeli uygulamış ancak başarılı olamadığı için sistemden vazgeçilmiştir. Her ülke diğerinin en rekabetçi ürününü almak istemiş, denge kurulabilsin diye, kalitesiz ve pahalıya gelen ürünleri ithal etmek durumunda kalınmış ve dönem sonunda da alacaklı kalan ülkeye serbest dövizle ödeme yapılmıştır.
Denenmiş , yapay sistemler yerine yapılması gereken başka şeyler vardır.
Bunlardan birincisi, ihracatın yapısının ileri teknoloji üretimine dayandırılmasıdır. İhraç mallarımızın yapısındaki ileri teknoloji ürünlerinin oranı halen % 4 civarındadır.
İkincisi, ithal edilen malların yurt içinde, rekabet  gücüne sahip ve arz istikrarı sağlayacak bir biçimde üretilmesidir
Üçüncüsü, teşvik sisteminin yenilenmesi, selektif baza indirilmesi ve proje bazında verilmesidir.
Dördüncüsü, yurt  dışından ithal edilen ve içinde sübvansiyon, damping gibi haksız rekabet koşulları taşıyan ürünlere karşı gerekli koruma  önlemlerini  alabilecek güçlü bir teşkilata sahip olmaktır.
Belki de en önemlisi, bunları ve bunlara ilave edilebilecek önlemleri geciktirmemektir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...