Ağlayan zeytin ağaçları...

10.2.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

"Egenin başladığı yer" sloganıyla ünlenen Küçükkuyu Belediyesi bu hafta sonu 7. Zeytine Vefa Şenliğini kutluyor. Bu yıl yapılan şenliğin konusunu da çok ilginç buldum:
"Göç-Ege Denizi'nde Ölen Mültecilere Ağlayan Bin Yıllık Zeytin Ağaçları"
Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan, çevresinde sadece çalışkanlığı ile değil, güler yüzü, yardım severliği ile de tanınan ve sevilen genç bir belediye başkanı. Değerli eşi ile birlikte kendilerini Belde'de yaşayanları mutlu etmeye adamışlar sanki. Onların hem acılarını hem mutluluklarını paylaşmaktan keyif aldıkları yüzlerinden okunuyor. Küçükkuyu son yıllarda Ege sahillerini "umudun başlangıcı" gören mültecilerin akınına uğradığı zamanlarda da kaçakçı mafyasının tehditlerine karşı nasıl mücadele verdiklerini biliyorum.
Ülkelerinden kaçıp Türkiye'ye gelen erkek, kadın, çocuk, bebek binlerce mülteci için Avrupa'ya umut yolculuğu Ege sahillerinden başlıyor. İzmir kaçak geçiş organizasyonlarının yapıldığı merkeze dönmüş durumda. Konak ve Basmane'nin ucuz otellerinde Suriyeliler, Afganlılar kendilerini götürecek lastik bot ve tekneleri ayarladıktan sonra ilk fırsatta Avrupa'ya kaçma imkanını kolluyor. Ancak bu yolculuklar arkada acı hikayeler bırakıyor...
Türkiye'de bulunan ve sayıları 3.5 milyonu geçtiği tahmin edilen mültecinin kaçış nedeni hep aynı: Ülkelerinde yaşanan iç savaş.
Suriyelilere yönelik uygulanan açık kapı politikası nedeni ile ne tam sayıları, ne de tam statüleri biliniyor. Kalacaklar mı yoksa gidecekler mi, gelecekleri ne olacak bilinmiyor. Türkiye'nin 72 iline dağılmış olduğu tahmin edilen mültecilerin sadece yüzde 57'si kayıt altına alınabildiği için diğerleri hakkında da tam bir bilgimiz yok.
Belki önümüzdeki on yılda milyonlarca Suriye kökenli TC vatandaşından söz edeceğiz. Belki bugün göç alan batı toplumlarında konuşulan "uyum" - entegrasyon, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, "çok kültürlülük" gibi konuların sıklıkla konuşulduğu bir ülke olacağız.
Sözlerime Suriyeli bir mülteci kadının anlattıkları ile devam etmek istiyorum.
"Bizi zorla mülteci kamplarına yollamaya çalıştılar. Biz istemedik. Tanıdıklarımızın yanına buraya geldik. Yaşamak için çalışmak zorundasınız. En büyük zorluğumuz burada. Türkçe bilmediğimizden dolayı ise alınmıyoruz. Ancak bulaşıkçılık yapabiliyoruz, erkeklerimiz de kağıt topluyor. Bu işleri de buradaki tanıdıklarımız aracılığı ile bulabildik. Türkiye'deki yaşam koşulları iyi değil. Efrin'de 8 saat çalışıyorduk, burada 12-14saat."
"Buradaki halkla sorun yaşamadık. Önceleri bizden çekiniyorlardı. Sonra yavaş yavaş ısındılar. Hatta bize yardımcı olmaya başladılar. Komşular eksiğimiz var mı diye soruyor. Kimisi çaya davet ediyor. Burada Kürtlerle Türkler yan yana yaşamayı öğrenmiş. Çocuklarımız okula gidemiyor. Sağlıkla ilgili sıkıntılarımız oluyor. Buradaki tanıdıkların kimliği ile gidip tedavi olmaya çalışıyoruz. Burada kimsemiz olmasa, paramız olmasa tedavi olamayız."
Suriyeli mültecinin bu anlattıkları da bize gösteriyor ki, birçok olumsuz koşula karşın, kentlerde ve mahallelerde hızlı bir yerleşme ile kendiliğinden gelişen bir tür entegrasyon sürecine girilmiş görülüyor. Her yıl doğan binlerce çocuk ve göremeyen binlerce çocuk ve işsiz gençler, kuma olarak satılan kadınlar, açılan işyerleri, kayıt dışı çalışanlar, satın alınan mülkler...
Bir anlamda Türkiye'de siyaset üreten kurumların ve onların kontrolünün dışında kendiliğinden gelişen plansız programsız bu sürecin hukuksal altyapısının olmayışı birçok soruna açıktır ve gelecekte Türkiye'nin başını çok ağrıtabilir.
Bunları düşünürken haber merkezlerinden, Ege Denizinde Ayvacık sivrice mevkiinde içinde 46 mültecinin olduğu lastik bir botun lodos nedeniyle alabora olduğu haberi geliyor. Daha iyi bir yaşam, daha fazla özgürlük özlemi uğruna ellerindeki son kuruşu da "Sizi Avrupa topraklarına ulaştırırız" diyen ölüm tacirlerine kaptıranlar, güvensiz motorlarla engin denizlerin korkutucu karanlığına dalıyor.
Hemen her gün Çeşme, Karaburun, Urla, Ayvalık, Ayvacık, Seferihisar'da yeni trajediler yaşanmaya devam ediyor. Uluslararası Göç Örgütü'nün rakamlarına göre Akdeniz'de sayıları beş bini aşan kaçak göçmen, umut yolculuğunda hayatını kaybetti. Ne yazık ki umut diye gördükleri denizler sonları oldu. Denizler mezar oldu. Şimdi onlar İkinci Dünya Savaşı sırasında adalarda yaşanan açlık ve savaş sonucunda küçük sandallarla Türkiye sahillerine ulaşmaya çalışırken, canlarını sulara salan binlerce adalı göçmen ile yan yana koyun koyunalar..
Hiç şüphe yok ki bu dost toprakların bin yıllık zeytin ağaçları, asırlardır bu umut yolculuklarının şahididir. Ege kıyılarında rüzgarla savrulup denize düşen her bir zeytin yaprağı onların umut yolculuğunu tamamlamak için denizlerdedir.
Denizden Ege'ye esen rüzgarlar hep bu yarım kalmış umutların, özlemin, özgürlüğe kaçışın unutulmayan hikayesini anlatır…

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...