Akıl ve vicdan terazisi

10.2.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Siz bu satırları okurken, büyük olasılıkla referandum tarihi belirlenmiş olacak. 16 Nisan gününün referandum tarihi olarak kesinleşmesiyle, artık gündem bu tarihe odaklanacak. İki ay sonra, ülkemiz için büyük önem taşıyan tarihsel bir tercih için sandık başına gideceğiz.

Böylesi önemli bir oylamada doğru karar verebilmek için, başvuracağımız temel dayanak, özgür aklımızın ve demokrat vicdanımızın terazisi olacaktır.

Söz konusu anayasa değişikliği ile ilgili bize sunulan tüm bilgileri, verileri, yorumları; öncelikle aklımızın ve yüreğimizin süzgecinden geçirerek, akıl ve vicdan terazisinde tartmalıyız.

15 yıldır bu ülkeyi kim yönetiyor? 

Öncelikle şu gerçeği vurgulamalıyız; anayasa değişiklikleri, ülke koşullarının uygun olduğu ortamlarda, çok geniş katılımlı tartışmalar ve uzlaşmalarla hayata geçirilir.

Doğrusu, böylesi köklü bir değişim için, ne zamanlama uygun, ne de özgür ve geniş bir tartışma ortamı var… Üstelik bu konuda geniş bir mutabakat da yok… Kısacası, yaşadığımız süreç, tam bir zorlama ve dayatma hali…

Özünde rejim değişikliğini içeren anayasa oylamasını dayatan iktidar çevrelerine kulak verdiğinizde; güçlü Türkiye’den ve istikrardan söz ediyorlar. Terörle ve ekonomik krizle baş etmenin başlıca yolu olarak sunuyorlar başkanlık sistemini... Onları dinleyince, insan şaşkınlığa uğruyor. Sanki 15 yıldır bu ülkeyi başkaları yönetiyormuş gibi!

İstikrar nerede?

Siyasal iktidarın sözcülerine göre, anayasa değişikliğinin temel dayanağı, istikrar ve tek parti yönetimi. Böyle diyerek aslında tek adamlığı dayatıyorlar.

15 yıldır ülkeyi yönetenlerin, Türkiye’yi getirdikleri durumu hep birlikte yaşıyoruz. Yanlış dış politikalarla Ortadoğu bataklığına batmak, savaşın parçası olmak, terör, işsizlik, ekonomik kriz ortamı…

Görüldüğü gibi, bırakın tek adamlığı, tek partili yönetimler bile her zaman çare olmuyor, istikrar getirmiyor. Aslında koalisyonları da kötülememek gerekiyor. Unutmayalım ki çağdaş dünyada, Avrupa’da gelişmiş birçok ülke koalisyonlarla yönetiliyor.

Parti meselesi değil, memleket meselesi

16 Nisan’daki referandumda, siyasal kimliklerimizle ve parti aidiyetlerimizle oy kullanmayacağız. Ülkemizin geleceğini oylayacağız… Dolayısıyla bu oylama bir parti seçimi değil, tamamıyla bir memleket meselesi. Tercihlerimizi bu gerçeği bilerek yapmalı ve oylarımızı buna göre kullanmalıyız.

Cumhuriyetin ve demokrasinin temel değerleriyle örtüşen çoğulcu parlamenter sistemden yana mı olacağız, yoksa otoriter tek adamlık rejimini mi ülkeye getireceğiz? İşte temel soru ve mesele budur. Kararımızı, bu gerçeği bilerek ve geleceği düşünerek oluşturmalıyız.

Tarihi ve vicdani sorumluluk

Anayasa değişikliğini içeren maddeleri ve onların yol açacağı değişiklikleri, tüm yönleriyle irdelemeli ve değerlendirmeliyiz.

Hangi siyasal görüşten olursak olalım, gönlümüzde hangi partinin rozeti bulunursa bulunsun, toplumsal yaşamın neresinde yer alıyorsak alalım; bütün bunları bir kenara bırakıp, vereceğimiz kararı tamamen kendi özgür irademizle vermeliyiz.

Bu bizim ve seçmen niteliğine sahip her yurttaşımızın, tarihi ve vicdani sorumluluğudur. Unutmayalım ki, tarihe ve gelecek kuşaklara karşı hepimiz sorumluyuz.

OHAL’siz, baskısız, şaibesiz, özgür bir referandum

21’nci yüzyılın dünyasında, olağanüstü hâl (OHAL) koşullarında sandığa gitmek, 140 yıllık parlamenter geleneği olan bir ülkeye doğrusu yakışmıyor. İşte bunun için, OHAL’in kaldırılmasını, referandumun özgür bir ortamda, eşit koşullarda ve hakkaniyet ölçüleri içinde yapılmasını talep ediyoruz. Böyle olmasını da diliyoruz ve bekliyoruz.

Ayrıca, hiçbir yurttaş, referandum tercihinden dolayı suçlanmamalı, ayrıştırılmamalı ve ötekileştirilmemelidir. Başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere, ülkeyi yönetme sorumluluğu taşıyanlar; tutumlarıyla, söylemleriyle bu konuda topluma örnek olmalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...