Bu ikili iyi forvet, Türk lokumunun gücüyle gıda ihracatında goller atacak

10.2.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ben Türk lokumu meselesine takıntılıyım. Lokumun çok önemli izleri var hayatımda. Yıllar önce yurtdışında dil kursunda hoca dünyanın dört bir yanından gelen herkesin ülkesine ilişkin bir şey söylüyordu. Benim Türkiye’den geldiğimi öğrenince “O Türk Lokumu” deyiverdi. Çok sevdiğini anlattı.
Ertesi gün yanımda götürdüğüm lokumları sınıfta herkese ikram ettiğimde, sınıfın hatta okulun en ünlü öğrencilerinden biri olmuştum.
Yine dünyanın ta öteki ucunda küçük bir kasabada minik bir dükkanda Türk Lokumu ile karşılaşmıştım yıllar önce…
Ve dünyanın 7’den 70’e tanıdığı bir ürünü marka haline getirip neden kurda kuşa satamadığımız konusunda düşünceliyim.
Üstelik lokum hikayesi olan bir tatlı olarak bilinir. Dünyaca ünlü yazarların kitaplarında, en önemli dergilerde bu hikayeler yer bulur her zaman…
Hem hikayeler konusunda, hem de zahmetli bir imalat süreci olan lokum ile Türklerin başarısı da şu başlıklarla buluşturulur:
“Türk lokumu “dünyanın en çok arzu edilen tatlısı” olarak sunulur. Yemek tarihçisi ve “Şerbet ve Baharat: Türk Tatlıları ve Şekerlerinin Tüm Hikayesi” kitabının yazarı Mary Işın’ın aktardığına göre, lokum meşakkatli yapım süreci nedeniyle asla Avrupa’da başarılı şekilde üretilemedi ve her zaman Osmanlı ya da Türkiye’den ithal edildi.
● Lokum, 18’inci yüzyılda saray pastanecileri tarafından icat edilirken, ilk ihracatçısı olan Hacı Bekir tarafından “mükemmel” hale getirildi. 1861’de lokum ilk kez İngiltere tarafından ithal edildi.
● O dönemde “Haz Yumruları” adıyla satılmaya başlanan lokum, daha sonra “Türk hazzı” (Turkish delight) şeklinde İngilizce’ye yerleşti. Lokum o dönemde o kadar popüler hale geldi ki, Charles Dickens da “Edwin Drood’un Gizemi” kitabında Rosa adlı karakterini bir lokum dükkanına götürmüştü.”
Lokum konusunda yazılan çizilen ve anlatılan o kadar çok hikaye var ki öyle kolay bitmez. Ama dünyanın dört bir yanına lokum satma tartışması bitirilebilir.
Bunu bitirecek iki önemli isim var. Aslında gıda ihracatında bu iki ismin aynı anda bir arada olması çok büyük şans.  Hani o milli takımda çok iyi bir jenerasyon yakalandı diyerek dünya üçüncüsü olduk ya tıpkı onun gibi… Sektör İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Zekeriya Mete ve Şekerli Mamuller Tanıtım Grubu Başkanı  Hidayet Kadiroğlu ikilisi ile çok iyi bir forvet kazandı.
Lokumda daha genel alarak gıda da gölü atarsa onlar atar. Hidayet Kadiroğlu ile geçen baharda uzun bir sohbetimiz oldu. Hedefleri büyük, cesaretli bir işadamı…
Zekeriya Mete tam bir Karadenizli… Lokumun yanında Türk çayının da onun döneminde mutlaka marka olması gerekiyor.
Bir de bugüne kadar yaptıkları var.  Türk lokumu onların döneminde Honduras’tan Japonya’ya kadar nam saldı. Ama yetmez… Satış rekorları kırması, lokumun filmlerde yer alması, hatta çikolata dahil bütün şekerli ürünlerin önüne geçmesi gerekiyor.
Lokum bunu hak ediyor. Bu ikili de bunu başarmak zorunda. Bu arada belirtelim lokum bir sembol. Yanına kahveden, çaya belki baklavaya bir dizi ürünü de eklemeleri gerekiyor.
Ve şu anda ilk beşe zor giren gıda ihracatını lider yapmaları gerekiyor.
Bu iki isim de bunun farkında ve son dönemde çok önemli çalışmalar yapıyorlar…
Önce Zekeriya Mete’yi dinleyelim:
● Evet gıda Türkiye’nin açıklarını kapatacak çok önemli bir sektör. Bizim ihracatımızın içinde ithalat yok. Bunun iyi bilinmesi gerekiyor.
● Ama mantığı değiştirmeniz gerekiyor. Önce devletin teşvik politikası değişmeli. Biz hıyarı,  domatesi desteklemek yerine turşuyu, salçayı desteklemeye geçmek durumundayız.
● Yani ihracat ama sanayi malı ihracatı.  O zaman zenginleşiriz. O zaman katma değer daha yukarı çekeriz.
● Bürokratın kafayı değiştirmesi lazım. Bana ne sizin Avrupa’ya mal satmanızdan diyen bürokratların ödüllendirilmesi uygulaması son bulmalı.
● Yerel  yöneticilerin ellerindeki değerlerin arkasında durması lazım. Kars’ın kaşarı dünya markası olamıyorsa, Rize’nin çayını bütün dünya tüketmek için kuyruğa girmiyorsa biz ne yapabilirdik diye düşünmeli herkes.
● Son olarak biz işadamı örgütleri ve ihracatçılar olarak kendimizi nasıl aşarız, daha fazla ülkeye nasıl gideriz diye bakmalıyız. İnovasyon toplantılarından sonuç alıyor muyuz? Tasarımda daha neler yapabiliriz düşünmeliyiz.
● Biz bu mantıkla yola çıktık ve Türkiye’de dünya markası olacak bir gıda fuarına ihtiyaç olduğunu gördük.
● Son olarak  sektör olarak  bu yıl 47’ncisi düzenlenen Almanya’nın Köln şehrindeki dünyanın en büyük gıda fuarı ‘ISM 2017 Uluslararası Bisküvi ve Şekerleme Fuarı’ndaydık.
● 68 ülkeden bin 650 firmanın katıldığı ISM Fuarına ülke olarak fuara 76 firma ile katıldık. Biz bunun gibi bir etkinliğe neden yapmıyoruz diye hep düşündük.
● Fuara 40 bine yakın sektör ilgilisi katıldı. Muhteşem bir rakam. Bisküvi, dondurma, sakız, kakao, çikolata , kuruyemiş, helva ve lokum hersey oradaydı.
● Kan kaybetse de hala önemini ve güncelliğini koruyor dolayısıyla biz bu fuarı bu sene sadece katılımcı gözüyle değil rakip olarak da takip ediyoruz.
● İsteğimiz bu sene Eylül ayında ülkemize gerçekleştirmeyi planladığımız “CNR Food İstanbul” fuarı ile dünya markası olmak.
● Türkiye’nin dünya üzerindeki jeopolitik konumu, uçuş avantajı ve vize kolaylığı bizim için bir fırsat.
Almanya’dan yeni dönen Zekeriya Mete’nin anlattıkları ve yapmak istedikleri bunlar… Heyecan verici… Diğer heyecan verici forvet Hidayet Kadiroğlu birkaç gün önce Moskova’dan verdi mesajını…
Rusya’nın Moskova kentinde 6-10 Şubat tarihleri arasında 24’üncüsü düzenlenen PRODEXPO Gıda, İçecek ve Gıda Hammaddeleri fuarına tam kadro katılmıştı gıda sektörü…
Şekerli Mamuller Tanıtım Grubu Başkanı Hidayet Kadiroğlu orada verdi mesajlarını:
● Geçen yıl Rusya’ya gelmemiştik. Şimdi güçlü bir şekilde geldik. Rusya iyi bir alıcı. Ama biz satmakta zorlanıyoruz.
● 2015 yılında Rusya 2.5 milyar dolarlık şekerli mamul almış. Dünyanın en büyük 15’inci alıcısı.
● Böyle bir komşumuz var ve biz 2016 yılında bu ülkeye sadece  8.4 milyon dolarlık ürün satabildik.
● Pazardan aldığımız pay yüzde 1 bile değil. Rusya’ya kilometrelerce uzaktan gelip bizden daha çok satan ülkeler var. 2017 yılında büyük bir hamle planlıyoruz.
● Hedef 100 milyon dolarlık ihracat… Bunu yapmak için çok çalışacağız.
Hidayet Kadiroğlu’na hedefleri olan bir işadamı diye anlatmıştım biraz önce Rusya ile ilgili hedefi sektörde devrim. En iyi olduğumuz dönemde bile Rusya’ya bu alandaki ihracatımız 50 milyon doları geçmemişti. Bunu ikiye katlamak çok önemli bir hedef. İhracatta yeni yollar aradığımız bugünlerde herkesin destek vermesi gereken bir hedef…
Bu iki forvete sektör tam destek veriyor. Yetmez Ankara’da destek vermeli.
Ölmeden önce tadılması gereken 7 şey arasında gösterilen Türk lokumunu lokomotif olarak alan bu iki forvetin ihracatı aşk ile yapmaları örnek olmalı.

Adı Hitit ama HIZINI
ALAMADI Avrupa markası oldu
Babasının inşaat sektörünün can damarı olan Posta Caddesi’ndeki “Fuat Hızal Müessesesi”ni 1980 yılında HIZALTAŞ olarak büyüterek çalışma hayatına adım attı.
Sonra sektörle birlikte büyüdü. Hatta sektörün büyümesine önderlik yaptı. İnşaat malzemeleri  ticareti yaptı. Toplu konutu işine girdi.
Ve 17 Ekim 1989’da Türkiye’nin gurur olacak çok önemli bir yatırıma imza attı. Hitit Seramik’i kurdu.
1959 yılında Ankara’da doğan, 1966-78 yılları arasında TED Ankara Koleji’nden mezun olan Türkiye’nin en sevilen işadamlarından biri olan İbrahim Hızal’dan bahsediyoruz.
3 çocuk babası olan İbrahim Hızal’ın aslında dördüncü çocuğu da seramik diye bilinir. Hitit Seramik asırlık şirketlerin arasında kısa sürede sıyrılır ve çeyrek asır bile olmadan 4 kıtaya ihracat yapacak noktaya gelir. Kısa sürede bir başarı öyküsü yazan İbrahim Hızal sektörü şöyle anlatıyor:
● Avrupa her şeyden önce bilinçli tüketiciye sahip. Türkiye, seramik konusunda ham madde ve üretim kapasitesi açısından, İtalya ve İspanya’nın ardından 3’üncü sırada geliyor.
● Orada var olmak ve tanınabilmek, çok uzun soluklu uğraşlar gerektiriyor. Avrupalı müşterilerin ihtiyaçları bölgesel olarak değişiyor. Örneğin; İskandinav ülkeleri ile Orta Avrupa ülkeleri birbirinden farklı ihtiyaçlara ve zevklere sahip.
● Hitit Seramik, çalışmalarını ağırlıklı olarak Avrupa’ya yönelik yaptığı için, tasarımlar da bu yönde gelişiyor.
● Kurulduğumuz günden bu yana ihracatı üst hedef olarak koymuş ve kendisini dünyaya tanıtmış bir firmayız. Şirket politikamız, yüzde 60 ihracat, yüzde 40 iç pazar satış şeklinde.
● Özellikle son 10 senede, Avrupa’nın büyüyen pazarlarından Almanya ve Fransa’da çok ciddi yatırımlar yaptık. Bu iki ülkede kurduğumuz şirketler vasıtasıyla lojistik merkezlerini de devreye soktuk.
● Bu sayede stokladığımız ürünlerle komşu ülkelere sevkiyatlar yapabiliyoruz. Bu, Avrupalı müşterilerin ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilmek açısından çok önem arz ediyor.
Özellikle Avrupa pazarında fırtına gibi esen Hitit Seramik rüzgarının iç pazardaki tavrını ise şöyle anlatıyor İbrahim Hızal…
● Türkiye’de yılda ortalama olarak 800 bin konut yapılıyor. Yenileme sektörünü de bu işe katarsanız, rakam 1 milyonu buluyor.
● Tüm bunlar seramik sektörünü hareketlendiriyor. Bu anlamda da üst segment yapılar bizim sektörümüz için büyük önem ifade ediyor.
● Şu anda üst segment yapılar konusunda çok büyük bir hareketlilik oluşmuyor ama diğer illere yayıldığında ve binalar yıkılıp yeniden yapıldığında yeni ihtiyaçlar hasıl olacak.


Foto Altı: Kent ve Yaşam Ödülü’nü Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ece Ceylan Baba’nın elinden alan Göynük Belediye Başkanı Kemal Kazan şimdi de kenti “Sakin Şehir” yaptı.

Şimdi Göynük’te olmak var 
Ve Bolu Göynük,  Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in açtığı yoldan gitti ve Türkiye’nin 12’inci Sakin Şehri (Cittaslow) oldu.
Göynük 2014 yılında Uluslararası Cittaslow Birliği’nin Türkiye Koordinatörü Seferihisar Belediyesi’ne üyelik başvurusunda bulunmuştu. Aynı zamanda İpek Yolu Belediyeler Birliği (İPEKBİR) Başkanı da olan Göynük Belediye Başkanı Kemal Kazan geçtiğimiz yıl “Kent ve Yaşam Ödülü”nü kazanmıştı. Kemal Kazan, ödül töreninde yaptığı konuşmada,  İstanbul gibi bir metropole en yakın Cittaslow olmaya çalıştıklarını vurgulamıştı. Kazan gelişmeden sonra da Cittaslow olan Göynük’ün de dünyadaki güzel örneklerinden biri olacağını vurguladı ve şu mesajları verdi:
● Hayatı keyif alarak yaşamak için Cittaslow felsefesi çok önemli. Biz de bu felsefenin Göynük’e katacaklarıyla sahip olduğumuz potansiyeli daha da iyi değerlendireceğimize, uluslararası platformda oluşturacağımız strateji ile tanınırlığımızın artacağına yürekten inanıyoruz.
● Göynük’te termal turizmin gelişmesi için de çabalarımız da sonuç verdi ve termal tesis yatırımlarına da başlandı. Kendine has kent estetiği olan Göynük’ün bu dokusunun bozulmaması için imar planlarımızı hassasiyetle oluşturmaya devam ediyoruz.
● Göynük, Anadolu’daki Türk yaşayışının ve yerleşme kültürünün önemli örneklerini aslına uygun olarak günümüze taşıyan kentlerden biri. Son yıllarda Türkiye’nin gözde destinasyonlarından biri olarak öne çıktık.
● Göynük, mimarisini ve doğal güzelliklerini koruyarak, geleneklerine sahip çıkan “Bir Osmanlı Kenti” olarak tanınıyor. Tüm bu yönleriyle çeşitli bilimsel ve tarihi araştırmalara konu oluyor.
● Osmanlı mutfağının tüm özelliklerini taşıyan Göynük Mutfağı’nın bu yönüyle “slowfood” çalışmaları kapsamında desteklenebileceğini ve bu çalışmalarla yöresel ürünlerimizin değer kazanacağını düşünüyorum.

Yeşil makinaları üreten öne geçecek
Türkiye’de makine denildiğinde akla Adnan Dalgakıran gelir. Hem Türkiye İhracatçılar Birliği’nin hem de İstanbul Sanayi Odası’nın yönetiminde sektörü temsil eder.
Hem de sıkı temsil eder. Doğru bildiğini söyler… Yıllardır dile getirdiği ama bir türlü çözüm bulmayan bir meselesi vardır ve cümlelerle anlatır:
“Biz dünyanın dört bir yanına Türk makinasını satıyoruz. En önemli kuruluşlar bizim ürünlerimizi beğenerek alır. Ama bir türlü Türkiye’de özellikle de kamuya ürünlerimizi beğendiremiyoruz.”
Bu büyük sıkıntı devam edip gider. Ama sahaya çıktığımızda sıkıntının sadece kamuda olmadığını gördük. Türkiye’nin  hatta dünyanın çamaşırhane dendiğinde önemli firmalarından biri olan TOLKAR  bazı Türk otelcilerine ürünlerini beğendirmekte zorlanıyor.
Bu yüzden Türkiye’deki bazı büyük otellerin milyonlarca dolar dövizi yurtdışına veriyor.
Oysa TOLKAR en inovatif ürünleri yapmakta adeta dünya markası olmuş bir firma…
Antalya Servis Hizmetleri Müdürü Deniz Karanfil yeni ürünleri anlatırken, Yönetim Kurulu Başkanı Cenk Karace bir dokun bin ah işit vaziyetinde bu önemli vurguyu yaptı.
1969 yılında işe soyunan TOLKAR Makine sektörün en eski firmaları arasında yer alıyor. İzmir’de herkes tanıyor TOLKAR Makine’yi… Kentin başarı öyküsü yazmış firmaları arasında gösteriliyor.
İç pazarda büyük bir ağırlığı olan TOLKAR Makine tam 50’ye yakın ülkeye de ihracat yapma başarısı göstermiş.
Kimlere makine satıyor peki TOLKAR? Cenk Karace anlatıyor:
● Oteller, tatil köyleri, pansiyonlara anahtar teslim üniteler kuruyoruz.
● Ayrıca bu kurulaşlara hizmet veren endüstriyel ve ticari çamaşırhanelere yönelik, yıkama makineleri, kurutma makineleri, bantlı ve yataklı ütü makineleri, pres ve paskala ütüler, çarşaf ve havlu katlama makineleri, besleme makineleri ve diğer çamaşırhane ekipmanları ile bunların otomasyonları konusunda hizmet veriyoruz.
Peki son dönemde yeni ürünlerde hangi özellik öne çıkıyor. Bu soruya yine yanıt Cenk karace’den geliyor…
● Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de suyun tasarrufu konusunda bilinçlenme ve buna göre gerekli önlemleri alma konularında ciddi adımlar atılıyor.
● Gerek üreticiler gerekse kullanıcılar artık daha az su tüketen makineler ve sistemlere yöneliyor.
● TOLKAR, bu bağlamda 2009 yılında piyasaya sürdüğü Smartex Miracle serisi ürünleri ve patentli PolyRib ECO Drum teknolojisi sayesinde tüm muadillerine göre yüzde 50 su tasarrufu elde ediyor.
● Bu alanda büyük bir başarıya imza attık. Suyun ekonomik kullanımı sadece su kaynakları için değil, çamaşırhanelerde kullanılan ısıtma enerjisi ve kimyasalların kullanımı açısından da ekonomi anlamını taşır.
● Bu bağlamda çamaşırhaneciler de sürekli olarak su tasarrufu konusunda her türlü teknolojiyi takip ediyor.
Cenk Karace önümüzdeki dönemde de daha yeşil ürünlerin piyasada kayıtsız şartsız hakim olacağını vurguluyor ve ARGE çalışmalarını bu alana kaydırdıklarını anlatıyor.
O bunları anlatıyor ama biz hala dünyanın 50 ülkesindeki devlere ürün satan firmanın neden Türkiye’deki oteller tarafından el üstünde tutulmadığını anlamıyoruz.
Ve bu anlayışın değişip değişmeyeceğini merak ediyoruz…

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...