Amerika nereye koşuyor?

24.2.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Amerikan Başkanı seçilen Donald Trump Amerika’yı kendi şirketi gibi yönetemeyeceğini çok yakında anlayacak mı dersiniz?

İş başına gelir gelmez Müslüman ülkelerden gelenlere karşı söylediği aşağılayıcı sözler ve anayasaya karşı olmasına rağmen bazı Müslüman ülkelerin vatandaşlarına Amerika’ya girmesine yasak koyması, birçok hukukçuyu ve halkı ayağa kaldırmış bulunmaktadır.

"Anayasayı ihlal eden her kim olursa olsun karşısında beni bulur. Bu kişi Amerika’nın Başkanı da olsa fark etmez" diyor 51 yaşındaki Washington Başsavcısı Bob Ferguson ve Yüksek Mahkeme kararı ile de bu hükmü kaldırtıyor.

Bu Trump’ın ilk yenilgisi oluyor.

Ve Amerika’da esas mücadele ve direniş böyle başlıyor;

Amerika ırkçı, otoriter, başkalarının haklarını hiçe sayan, azınlık haklarına saygı göstermeyen, Başkan’ın aldığı her kararı itirazsız kabul eden bir ülke mi olacak, yoksa, insan haklarına saygılı, demokrasiye, hak ve özgürlüklere inananların yaşadığı demokratik hukuk devleti olarak mı kalacak.

Bob Ferguson başkanla ters düştükten sonra görevinden ayrılıyor ve kendisini milyonlarca Trump karşıtı normal vatandaşla birlikte demokrasi mücadelesine adıyor. Kendi aralarında iletişim ağı kurup, aksiyon planlıyorlar. Toplantılar, yürüyüşler, protesto gösterileri tertipliyorlar. Geçtiğimiz haftalarda bütün dünya medyasında da yer bulan kadın yürüyüşü, Amerika’nın en kalabalık protesto yürüyüşü olarak tarihe geçiyor. Hemen her gün kongre üyelerine, senatörlere milyonlarca e-posta, twit, mesaj atılıyor. Milletvekili ve senatörler görüldükleri yerde soru yağmuruna tutuluyor. 14-16 yaşındaki çocuklar bile politize olmuş vaziyetteler.

Daha şimdiden 40’ı aşkın şehir bu direniş hareketinde yer alıyor, sığınmacılara kucak açarak "alternatif bir Amerika" oluşturuyor.

Aralarında Facebook, Apple, Intel, Linkedln, Netfliks, Twitter gibi dünyaca tanınan firmalar, Trump’ın Müslümanlara uygulamak istediği seyahat yasağına karşı çıkıyorlar ve 20 sayfalık bir protesto metni hazırlayarak kamuoyuyla paylaşıyorlar.

Sayıları 15 milyonu bulan Amerika vatandaşıyla, 200.000 network grubu da kayıt olarak direniş hareketine katılmak için müracaatta bulunuyor ve sanat dünyasından birçok isim de bu karşıt hareketin içinde, çevrecilerle beraber yer alıyor veya destek veriyor.

ABD Başkanı’nın kültür ve sanat kurumlarının bütçelerinde yaptığı kesintileri protesto eden ülke çapındaki 90 bağımsız sinema salonunda, George Orwell’in romanından uyarlanan, savaşın aralıksız devam ettiği, insanların bir "başkan" tarafından sürekli denetlendiği, izlendiği ve ne yapıp ne yapmayacaklarının söylendiği bir dünyayı anlatan "1984" filminin gösterilmesi planlanıyor.

Bilindiği üzere romanda ve filmde "propaganda ekibi" gazete haberlerini iktidardaki partiyi destekleyecek biçimde yazıyor, hükümetin yalanlarını, yanlışlarını, hatalarını ortaya çıkaracak belgeleri ortadan kaldırıp, olayları ört bas ediyor, sesini yükseltenleri ise engelliyor.

Medyadan öğrendiğimize göre filmin ilk gösterimi senaryodaki "başkan"a karşı isyanın başlatıldığı tarih olan 4 Nisan’da başlayacak.

Projenin internet sitesinde yapılan açıklamada, "Orwell’in romanının gerçekleri kendi istediği şekilde gösteren, tam itaat bekleyen, yabancı düşmanlığını hortlatan hükümet tipi, hiç bugün yaşadığımız zamankine benzememişti" deniliyor.

Bununla da sinema salonlarında insanların ifade özgürlüğü ile birbirine saygıyı savunmak amacıyla, yaşadıklarımızdan farklı bir "alternatif gerçek" olmadığını göstermek ve toplum arasında iletişimi sağlamak hedefleniyor.

Zaman geçtikçe Amerika'daki bu çetin mücadelenin nasıl sonuçlanacağını da hep beraber göreceğiz.

Bize ne Amerika'dan demek ne yazık ki mümkün değil.

Zira otoriterlik ile hukuksuzluk arasındaki bu mücadele; demokrasiyi, hak ve özgürlükleri ilgilendirdiğinden, orada başlayacak bir yangının bütün bir uygarlığı yakabileceğini de göz ardı etmemeliyiz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...