Cemre / Enflasyon / Para?..

24.2.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bir terslik var bu işte ama şimdiye kadar “bu tersliğin neden olduğuna dair” tatmin edici bir sebep bulamadım.

Terslik “baharın müjdecisi olan” cemrelerin düşüşlerinde; 19 – 20 şubatta havaya, 26 – 27 şubatta suya ve de 5 – 6 martta toprağa düşüyor; ama “fiziki gerçek” acaba böyle mi?..

Cemre “Arapça” bir kelime, anlamı da “kor hâlinde ateş!..”

Peki, doğadaki “fiziksel gerçek” ne; kışın soğuklarından sonra, bahar gelirken, “önce toprak ısınıyor, sonra hava ve de en sonunda da su!..”

Peki, “fiziksel gerçek” buyken, neden “Birinci cemre toprağa, ikinci cemre havaya, üçüncü cemre suya düşmüş” olmuyor?..

Cemre, “uzaydan gelen bir ateş topu” mu ki, “önce havaya, sonra suya, en sonunda oradan zıplayıp toprağa düşüyor” ve de baharı getiriyor; bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var; cemrelerin düştüğünü göremiyoruz; ama “baharın yavaş yavaş geldiğini hissettiğimizden”, cemrelerin düştüğünü, düştüklerini görmesek ve “ısınma sıralarını fiziksel olarak karıştırmış olsak” da, “hissediyoruz!..”

Cemrelerin düşmesiyle ilgili haberler gazete sayfalarına ve TV ekranlarına düşmeye başlayınca, “yıllardan ama yıllardan beri” benim de “Kör değneğini beller gibi” tekrarladığım bir gerçek, “acı” bir gerçek var; Şu “enflasyon” denilen, yani halkın bildiği anlamı ile “hayat pahalılığı” olan lânet şey ile ilgili!..

Dediğim şu; “Enflasyon için de, ‘Düştü, düşüyor’ deniliyor ama, düştüğünü tıpkı cemreler gibi bir türlü göremiyoruz!..”

Bu “görülememe benzerliği” başbakanların, bakanların, Merkez Bankalarının, TÜİK’lerin “resmi rakamlarına ve açıklamalarına rağmen” devam edip gidiyor ve hatta “cemre lehine” bir başka durum da ortaya çıkıyor. Cemreyi “Görmüyor ama hissedebiliyoruz”, doğa ısınıyor, bahar geliyor. Enflasyonda o da yok; “Düştüğünü görmüyoruz”, dahası, “Hissedemiyoruz” da. Yetkililer ne derlerse desinler, ceplerimize bir türlü bahar gelmiyor, kış devam ediyor!..”

“Cemreler gibi düştüğünü göremediğimiz”, ama “hissettiğimiz”, hem de kuvvetlice hissettiğimiz “bir başka düşüş” var, aslında; “Cebimizdeki paranın değeri!..”

İşte bu düşüş “kor bir ateş gibi” ceplerimizi yakıyor, o kadar yakıyor ki, “cemreler gibi baharı müjdeleme” yerine, “tuzu kuru olanlar hariç” herkese “Yandım Allah” dedirtiyor!..

Sırada, cemrelerin düşmesinin bana hatırlattığı ve yazdırdığı bu tablonun “doğrudan etki edeceği” bir sandık var; Referandum sandığı! Bakalım o sandığa 16 Nisan günü, hangi cemreler, nasıl düşecek?..


Acı tablo!..

FETÖ / Darbe Davası sanıklarından Üstçavuş Erhan Almaz, duruşmada, “Genelkurmay Başkanı, en yakınındaki yaverinin FETÖ’cü olduğunu anlayamamışken, ben başımdaki generalin FETÖ’cü olduğunu nereden bileyim? Bu işlerden başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere komutanlar sorumlu” demiş.

Bir asker çocuğu olarak, bu sözlere karşı bütün gönlümle itiraz etmeyi ve hançeremden çıkacak en gür sesle “Doğru değiiil, haksızsın” diye haykırmayı çok isterdim. Amma haykıramıyorum.

Türk Silahlı Kuvvetlerini bu duruma düşüren sorumlular utansın, Türk askerini “kurdukları hain bir tuzakla bu duruma düşürenler” de cezalarını önce Türk adaletinden, sonra da Allah’larından bulsun!..

 


Bir tavsiye!..

Kendimi bildim bileli duyduğum ve dillere pelesenk olan bir söz vardır. “Kaçmayıp cesaretle dövüşürken, bilesin ki dayak yeme riskin bulunuyor, ağzını burnunu dağıtabilirler. Onun için sana kulağına küpe olacak bir söz öğreteyim” derler ve söylerler; “Erkekliğin 10’da dokuzu kaçmak, 10’da biri ise hiç görünmemektir.”

Bu söz nereden aklıma geldi; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gene “Hayırcı” ülkücülere hakaretler yağdırırken “Kurmak için zaman kolladığınız partinizi kurun ve karşımıza çıkın da, hepinizin boy ölçünüzü görelim” demiş.

Meral Akşener de cevabını vermiş; “Haydi kurultayı toplayın da boyunuzu ölçüsünü alın. Biz delegelerin iradesine razıyız, ya siz?..”

Onca toplanan imzaya, onca davete, onca hakim kararına rağmen, “Kurultay’dan hem de kaç defa kaçan” ve sonunda “Erdoğan’ın ve AKP iktidarının arkasına saklanan” bir Genel Başkan’ın çağrısına karşılık benim de diyeceğim odur ki:

Kurultay çağrılarından defalarca kaçarak, “erkekliğin onda dokuzunu bugüne kadar yerine getirdiniz”, şu 10’da birini de yerine getirip, “Hiç görünmeseniz” ya. Belki “Evetçi” cepheye de faydanız olur, her konuştuğunuzda MHP / Ülkücü tabanından “oy kaybettirmek” yerine!..


Okuyor, yazıyor, okutuyor!..

Önümde iki kitap duruyor; can bir dostun iki kitabı. Bu kaçıncı kitabı saymadım. Ama ülkenin köylerinde o kitap sayısından mislilerce ve mislilerce fazla sayıda “kütüphane” açtığını, köy aydınlanması ve köy çocuklarının eğitimi için onlarca ve onlarca bin kitabı, toplam kaç yüz bin kitabı o kütüphanelere koyduğunu, kütüphaneler zincirini Belçika’ya kadar uzattığını biliyorum. “kendisi ile beraber annesi Rasime Hanımefendi’nin adını taşıyan” o kütüphaneler zincirinin halkalarının birkaç tanesinin açılışında ben de bulundum. Onun ve rahmetli Rasime Hanımefendi’nin heyecanını beraber yaşadım. Köylülerin, genç, ihtiyar, çocuk,  kadın, erkek o açılış törenlerine gösterdikleri ilgiyi gördüm, köy halkının gözlerindeki “teşekkür ve şükran” mesajlarını okudum.

Recai Şeyhoğlu eğitimci ve yazar. Onu, “heyecanına, enerjisine, amaçladığı ‘Köy Rönesansı’ hedefine varmak için gösterdiği bitmez tükenmez gayrete hayranlık duyduğum” bir “aydınlık ve aydınlatan adam” olarak tanıdım ve “can dostum” oldu.

“El yazıları (Anılar / Mektuplar)” ve “O Günlerden Kalanlar” adlı

 Kitaplarının ilki, bugüne kadar rastlamadığım türde “çok değişik” bir deneme. Kitapta Dededen, Anadan, Babadan, bugünkü dostlarına kadar gelen bir yaşam sürecinde, “onlardan kendisine kalan el yazısı notlar, mesajlar, anılar” toplanmış.

Öteki, seçtiği kendi yazıları ile Kütüphaneler zinciri, Rasime Hanımefendi ve kendisi için basında çıkan haber, resim ve yazıların toplandığı bir başka deneme. Bu kitap için, yazarı Recai Şeyhoğlu “Elinizdeki kitap, çeyrek yüzyıllık bir arşiv” diyor; bende ekliyorum; ilginç bir arşiv!.. (Rasime ve Recai Şeyhoğlu Kütüphaneleri – Baskı: Bassaray Matbaası / İzmir – Tel: 0232 457 71 48)

 

Sözün Özü

Rahmetli Alpaslan Türkeş’in “9 Işık Doktrini’nin 6’ncı ilkesi “Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik” idi. Şimdilerde “rehber olarak” ortada bir “9 Işıksızlık Doktrini” dolaştırılıyor, 6’ıncı maddesi şöyle: “Emredersinizcilik ve Arka Bahçecilik”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar