Eski masalar...

3.3.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Hafta içinde bir yazıda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olduğu günlerde, Mustafa Kalemli'nin kendisini ziyaret eden ilaç sektörünün duayenlerinden Kaya Turgut'la arasında geçen bir konuşmayı okudum. Kısaca size de anlatmak isterim... Kaya Turgut Kalemli'yi ziyarete gider. Ziyarette makam masası dikkatini çeker. Mustafa Kalemli de anlatır:

"Bu İsmet Paşa'nın başbakan iken kullandığı masadır. Depodan buldurdum, tamir ettirip kullanmaya başladım." der.

Okuduğum bu yazının arkasından, Cumhuriyet tarihin bir parçası olan İnönü'nün, yıllardır kullandığı makam masasının değerinin bilinip sahiplenilmesine hem gururlandım hem de, "Şimdi o masa kim bilir nerelerdedir?" diye düşünüp hüzünlendim... Büyük bir ihtimalle böyle bir masa saraylara layık görülmeyip bir depoya atılmıştır düşüncesi beni hüznün ötesine götürdü ve çok üzdü...

Eski eşyalar da yıllanmış değerli insanlar gibidir. Saygı ister.

Başından geçenlerin, yaşanmışlıkların, değerinin bilinmesini ister.

Her birinin ayrı bir hikayesi vardır. Her biri ayrı bir geçmişi, bir tarihi, bir kültürü anlatır.

Kim bilir hangi mekanlarda bulunmuş, kimin masası diye anılmıştır... Üstünde kaç belge, kaç antlaşma imzalanmıştır... Soyu hangi ağaçtan gelir, hangi tarihte, hangi şehrin, hangi atölyesinde, hangi marifetli ustanın elinden çıkmıştır?

Bunları düşündükçe; onların yeri her zaman bulunduğu mekanın en nadide köşesi olmalıdır diyorum. En görünür köşesi... Öyle olmalı ki ona baktıkça nerelerden geçip nerelere geldiğimizi daha iyi anlayalım. Tarihimizi, onları kullanan seçkin kişilikleri, kültürümüzü yaşatalım.

Bir zamanlar yoktan var oluşumuzu başaranların kahramanlıklarını, alttan yeni gelenlere, yeni kuşaklara ulaştırabilelim… Diğer bir örneğini çağımızda bulamayacağımız, bütün dünyanın kabul ettiği bu kahramanlarımız artık bu gök kubbe altında yaşamıyor. Unutulmasın. Örnek alınsın.

Hatırlarsınız... Türkiye'yi ziyaret eden İsviçre Konfederasyonu Başkanı Pascal Couchepin, iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmasının 80. yıl dönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikte, Lozan Barış Antlaşması'nın imzalandığı tarihi masayı, Türkiye'ye hediye etmişti.

Lozan Barış Antlaşması'nın imzalandığı bu masanın konacağı yerle ilgili bir iki haber okumuştum ama, kaderi ne oldu, şimdi nerededir, bilmiyorum...

Lozan Barış Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde, İsviçre'nin Lozan şehrindeki Lozan Üniversitesi'nin salonunda imzalanmıştı. İmza töreninde masada, Türkiye ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya'nın temsilcileri yer almıştı.

Dünya güçlerine karşı tek başına bir Türkiye!..

8 aylık zorlu bir mücadelenin sonunda Sevr Antlaşması'nı geçersiz kılan bu antlaşmanın imzalanması emrini İnönü'ye veren Atatürk, çektiği telgrafta şunları kaydetmişti:

"Lozan'da İsmet Paşa hazretlerine; 18 Temmuz 1923 tarihli telgrafnamenizi aldım. Hiç kimsede tereddüt yoktur. Kazandığınız başarıyı en sıcak ve samimi duygularımızla tebrik ederek, usulen imza edildiğinin bildirilmesini bekliyoruz kardeşim. Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Mustafa Kemal."

Telgrafı alan İsmet Paşa da Mustafa Kemal Paşa'ya 20 Temmuz tarihinde şu karşılığı verdi:

"Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine; Her dar zamanımızda Hızır gibi yetişirsin. Dört beş gündür çektiğim azabı tasavvur et. Büyük işler yapmış, yaptırmış bir adamsın, sana bağlılığım bir kat daha artmıştır. Gözlerinden öperim, pek sevgili aziz kardeşim."

Lozan Antlaşması; Türk ulusunun Kurtuluş Savaşı'ndaki başarısı ve tam bağımsızlığının bir kanıtıdır. Türk ulusu adına 1. Dünya Savaşı'nı bitirmiş, yenilgiyi zafere çevirebilmiş, Türkiye tarihinde yeni bir dönem başlatmıştır.

Bugünlerde eski masaların değeri pek bilinmiyor…

Eski masalar ya tavan arasına atılmış, ya depolarda...

"Yeni" deyip baş köşelere konan masalara bakın lütfen! Ne bir stili vardır, ne bir geçmişi, ne de bir hikayesi… Bir devrin kültürünü de anlatamaz. Çünkü menşei soylu bir ağaç değildir. Ne oymaya gelir, ne neme. Yeni masalar marangoz tezgahlarının altından toplanıp tutkalla yapıştırılıp sıkıştırılmış, bildiğiniz yonga parçacıkları...

Gün gelir toplumlar denizler gibi dalgalanır. Toplumun derinliklerinde uyuyan nice insanlar uyanır. Sessiz sedasız biriken iç tepkiler, söylenemeyenler, bastırılmış öfkeler su yüzüne vurur. Toplum şekil değiştirir... Bütün devirlerde ve bütün toplumlarda böyle hareketlenmeler görülür. Alttan gelen "yeni"ler, çözüm bulmamış sorunlar, davalar bir çalkalanmayla infilak eder. Bu toplumların kaçınılmaz bir kanunu gibidir.

Dünya durdukça bu daima tekrar eder. Bir devir kapanır, bir devir açılır.

Ve doğa hükmünü yürütür…

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar