Urla’da Katliam!..

3.3.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Babam bir köy çocuğu idi; Manyas’ın Çavuşköy’ünden. Bandırma’da ilk ve orta okulda okurken, yaz aylarında ailecek Çavuşköy’e gider, Uluçlar’ın evinde, Babaannemize misafir olurduk (Dedemiz genç yaşta ölmüştü). O köy, beni de “köy çocuğu yaptı”; subay olan babamın tayin edildiği ve iki yıl kaldığımız, dahası ilk okula başladığım Van’ın Muradiye ilçesinin Çaldıran Köyü (Şimdi ilçe) ile beraber.

O köylerde yaşadığım zamanları, “üst üste koysanız, hatta o günlere Kadıköy, Erenköy, Ortaköy gibi köylerde (!) geçirdiğimiz günleri, saatleri de ekleseniz”, 5 yılın gün sayısını zor bulur, 81 yıllık hayatımda. Ama ben hâlâ bir “köy çocuğuyumdur”, sevemedim şehir hayatını, hâlâ da sevmiyorum ve “köylerimi, o köylerdeki hayatımı” çok özlüyorum.

O köyler, beni, tıpkı kardeşlerim gibi “hayvanları seven, hem de çok seven” bir insan yaptı. Babamızın ve annemizin bize bıraktığı en büyük miraslardan biriydi; hayvan sevgisi. Tarih boyu “insanların en candan dostu ve yardımcısı olan” hayvanlar, hayatımızın her döneminde hep bizimle beraber oldular. Yaşadığımız yerlere göre, kimi zaman kediler, kimi zaman köpekler, kimi zaman atlar, inekler, kuzular, eşekler, tavuklar, hindiler, ördekler, balıklar, kuşlar; hepsini sevdik, onlar da bizleri sevdiler!..

Yukarıdan beri, sevgili dostlarımız olan hayvanlarla beraber, insanlardan da söz ettim. Ama söz ettiğim insanlar, “insan gibi insanlardı” ve bu dünyada ne yazık ki, “insan gibi insan olmayan, insanlar da yaşıyordu”; evet, “insan gibi olmayan” insanlar!..

İşte “o insan gibi olmayan insanlardan” bir avucu, önceki haftanın cumasını cumartesisine bağlayan gece sabaha karşı, yaşadığım Urla Gazeteciler Sitesi etrafındaki bölgenin büyük bir bölümünde tam bir katliam yaptılar. Etrafa attıkları “yoğun tütün zehrine bulanmış” et parçaları ile köpeklerimizi, kedilerimizi öldürdüler. Bu katliam bir yıl önce gece yapılan “benzer” katliamdan “ölü sayısı” itibariyle 4 – 5 kat büyüktü, belki de 10!..

Geçen yıl, bütün çırpınmalarımıza rağmen, ne yazık ki, polisin ve özellikle savcılığın “konuyu ciddiye almamaları”, bu çok daha büyük katliam için, “insan olmayan insanlara” cesaret vermişti, anlaşılan; pervasızca, onlarca ve onlarca ve onlarca kedimizi, köpeğimizi zehirlediler, o atılan zehirden kuşlardan salyangozlara kadar burada aramızda yaşayan hayvanlar da nasiplerini aldılar; lanet olsun!..

Bahçelere, arsalara da atılan zehirli etlerin “özellikle hayvanların etrafında bir parça yemeklik bulmak için dolaştıkları” çöp kutularının yanına konması, bir anda etrafa “Katliamı Belediye yaptı” söylentilerinin yayılmasına yol açmıştı. Bu iddialara katılmadım, mantıklı değildi, eğer “polis ve savcılık bu katliamı ciddiye alırsa”, bu defa “yapanların yakalanmaması için” ortada hiçbir sebep yoktu. Zira “tütün zehrini herkes satın alamıyordu”, sadece izin belgesi olan büyük çiftçiler, tarımla uğraşanlar, kuruluşlar zehri alıp, kullanabiliyorlardı. Bu ölçüde bir katliam için “izin belgeli” alımlara ve “yaygın ve en az 4 – 5 kişinin taşıtlı olarak katıldığı bir gece operasyonuna” ihtiyaç vardı. Ne yazık ki, geçen yıl olduğu gibi ne polis ve ne de savcılık olayın üzerine gitmedi.

Elbette “polisin ve savcılıkların bu tutumunun en büyük sebebi”, “iş olsun torba dolsun” misali çıkarılan “eften püften” Hayvanları Koruma Kanunu idi. Bu kanun hayvan düşmanlarına büyük cesaret veriyordu!..

 

Tarçın’ımız ve Minik’ikimiz de yok artık!..

Urla’daki katliam gecesinde, zehirlenerek öldürülen köpeklerin arasında bizim de “Tarçın’ımız” vardı, bahçemizde beslediğimiz “Minik” adlı gri kedi yavrusu gibi.

Tarçin, 25 yıldır yaşadığımız Urla’da, “Kibar / Dost / Cimbom’dan sonraki” dördüncü köpeğimizdi. Eşimin site içi gezilerinde ona refakat eder, misafirliğinin bitmesine kadar, konuk olduğu evin kapısında beklerdi. Ben günde 5 defa evden ayrılsam ve dönsem, her defasında sanki aylardır ilk defa eve geliyormuşum gibi koşarak, hoplayarak, zıplayarak karşılardı.

Kibar’ı da, Dost’u da, Cimbom’u da unutmadık, Tarçın’ı da unutmayacağız.

Ama, “Köpek giren eve melek girmez” diyen ilahiyat profesörlerinin olduğu bir bu iklimde, artık “yeni bir köpek almaya” cesaretimiz kalmadı; zehirleneceğini bile bile nasıl alalım ki?..

Artık onların resimleri ve hatıraları ile yaşayacağız, kalan ömrümüzde. Dahası; bu “insan olmayan” insanlara da lanet okuyarak!..


İzmir’in 3 Abisi!..

Geçen hafta art arda “iz bırakan, eser bırakan”  3 Abisini kaybetti, İzmir; üçü de iş aleminin ağabeyleri idi, ayrıca Yusuf Uz ile Besim Uyal siyasetin, Tahir Türetken de sporun ağabeyleriydiler!..

“Gömlekçi / Konfeksiyoncu” Yusuf Uz, İzmir’de ANAP’ı kurarken rahmetli Turgut Özal’ın en inandığı, güvendiği insanların başına geliyordu, “Sanayici” Besim Uyal 1960 öncesinin Urla Belediye Başkanı idi. “Karşıyakalı” Tahir Türetken ise Türk ve İzmir sporunun, Türk basketbolunun “unutulmaz yöneticileri” arasındaydı.

Cenazeleri kaldırılırken, cami avlularındaki kalabalıklar ve çiçek selleri, onların ne kadar sevildiğinin göstergesiydi.

İzmir’de bir “biyografi yazarı” olsa, kaybettiğimiz bu üç saygın, sevilen ve değerli hemşerilerinin hayatlarını, gelecek kuşaklara “örnek olsun” diye kitaplaştırabilirdi.

İzmir bugüne kadar “kaybettiği değerini” gözyaşları arasında toprağa verdi, vermeye de devam ediyor. Ama içlerinde “biyografisi yazılanı” o kadar az ki. Çoğunun, sadece İzmir mezarlıklarındaki taşlarda isimleri yazılı, o kadar!..

Aileleri, dostları başta, bütün İzmirlilerin başı sağ olsun ve Uz abi de, Uyal abi de, Türetken abi de nurlar içinde yatsınlar!..


Rezil rüya çabuk bitti!..

Gazetelerde haber; “Malatya'nın Akçadağ ilçesi AK Partili Meclis Üyesi Cumali Doğan, sosyal paylaşım sitesinde yaptığı ‘94 yıllık sarhoşların kurduğu rüyalar bitti. Tabii ki evet’ paylaşımı, tepkilere neden oldu. AK Parti Malatya İl Başkanı Hakan Kahtalı, gerçekleştirilen olağanüstü toplantının ardından Doğan'ın partiden ihraç edildiğini açıkladı.”

“Rezil rüyası” sona erdirilen AKP’liye canı yürekten; “Günaaaydııın” derken, bir de sorum var; “Acaba Referandum olmasaydı”, bu ihraç olur muydu?..

Sözün Özü 

Yüksek Seçim Kurulu, “16 Nisan’da yapılacak anayasa değişikliği referandumunda siyasi partiler dışında kimlerin propaganda yapabileceğine valilik ve kaymakamların karar vereceğine” hükmetti.Bence, YSK büyük hata yaptı; “Bu kararı, AKP il ve ilçe başkanlıklarına bıraksaydı” çok daha iyi olurdu. Hiç olmazsa, vali ve kaymakamları “Kırk katır mı, kırk satır mı” durumuna düşmekten kurtarırlardı!.. 

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...