Kim yanlış, kim doğru?

10.3.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Sanırım günümüzde doğru ile yanlışın kuralları yeniden tartışmaya açılıyor...

Türkiye'de olup bitenlerden, söylenenlerden, Almanya - Türkiye arasındaki atıp tutmalardan başınızı kaldırıp Fransa'da olup bitenlere bakma fırsatı buluyorsanız, ne dediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin favorisi, Fransız sağının adayı Fillon'un karıştığı skandaldan bahsediyorum...

Muhafazakarların "en sağlam" adlarından olan Francois Fillon, belki de 23 Nisan'da yapılacak ilk tur seçimlerine bile giremeyecek.

Sağ partilerin güçlü adayı, karıştığı yolsuzluk skandalına halkın verdiği tepkiler nedeniyle, saf dışı kalma riskiyle karşı karşıya... Yalnız sol kanat tarafından değil, kendi partisi tarafından da ağır bir biçimde eleştiriliyor.

Yıllarca karısı ve çocuklarına, meclis bütçesinden bir milyon avro tutarında "hayali asistan" ücretleri ödediği ortaya çıkan politikacıyı, kampanya ekibinin güçlü isimleri bile daha şimdiden birer birer terk ediyor. Çevresi gittikçe boşalıyor...

Kamuoyu yoklamalarının sonuçlarına göre, halkın yüzde yetmişi skandal nedeniyle Fillon'un Fransa cumhurbaşkanlığı yarışından çekilmesini istiyor!

Bizde seçimlerin favorisi gibi görünen bir parti başkanının böyle bir yolsuzluk suçlaması karşısında, toplumun değer yargılarına dolayısıyla partisine zarar vermemek için adaylıktan çekilmesi görülmüş müdür?

Yolsuzluk her yerde yaşanıyor diyebilirsiniz.

Doğru yaşanıyor ama, benim dikkat çekmek istediğim birinci nokta; halkların yolsuzluklara verdiği farklı tepkiler...

Bu skandalı ocak ayında basın ortaya çıkardı!

Her ne kadar Fillon haberin ortaya çıkarılmasını "komplo" olarak nitelese de, Fransız yargısı, bizde olduğu gibi haberi yapanlara değil, Fillon'a soruşturma başlatıyor.

O bu badireyi etrafına yandaş kalabalıkları toplayarak, bize tanıdık gelen bir usulle, aşmaya çalışıyor. Böylelikle yerleşik düzenin kurallarını tartışmaya açmaktan çekinmiyor...

Doğru ile yanlışın ne olduğunu bildiğimiz yıllarda olsa, siyasetçiler "güçler ayrılığına" itirazsız boyun eğerlerdi.

Basınla yargının, sivil toplumun siyaseti denetleme gücü olduğu gerçeği itirazsız kabul edilirdi. Bugünün siyasileri "hukuk devleti" ilkesinin tartışmasız temel ilkesi "denge denetleme" sistemini bile sorgulamaya kalkıyor...

Bunlar bizim yakın tarihteki yolsuzluk ve rüşvet olaylarında görüp de değiştiremediklerimiz... Bakalım Fransa'nın iç dinamikleri yanlışı doğruya çevirebilecek direnişi gösterebilecek mi?

Siyasetçilerin korkulu rüyası olan "medya" ve "yargı" bağımsız ve tarafsız kalabilecek mi?

En önemlisi Fransız halkı doğrunun yanında olmaya devam edebilecek mi?

***

Biliyorsunuz küresel yolsuzluk karşıtı koalisyonu Transparency International her yıl OECD ülkeleri için Yolsuzluk Algı Endeksi yayınlıyor.

Bu sene yayınladığı rapora göre Türkiye 100 puan üzerinden 42 puan alarak OECD üyeleri içinde Meksika'dan sonra yolsuzluğun en çok görüldüğü ikinci ülke olmuş!..

Örgüt Türkiye ile ilgili açıklamasında ülkemizin Avrupa'nın en "yolsuzu " olduğunu da belirterek, 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının etkisine işaret etmişti.

Yurt içinde de TESEV'in yayınlanan "Yolsuzluk ve Yolsuzlukla Mücadele Raporu"na göre, toplumun yüzde 85'i Türkiye'de yolsuzluk olduğu görüşünde. Toplumun yüzde 68'i yolsuzluğu kabul edilemez, yüzde 32'si kabul edilebilir buluyor(!) Daha da can sıkıcı olanı, halkın gelecek yıllarda yolsuzların giderek artacağına inandıklarını söylemeleri...

Dünyanın en zengin ve sanayileşmiş ekonomilerinin üye olduğu Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyeleri içinde Fransa 100 puan üzerinden aldığı 70 puanla yolsuzluğun gittikçe azaldığı ve çok yaygın görülmediği ülkeler arasında yer alıyor. Ceza hukuku da her türlü aktif ve pasif rüşveti, ulusal ve uluslararası yetkililerle olanları da ayırt etmeksizin suç kabul ediyor.

5237 sayılı Türk Ceza yasasının 252. ve devam maddeleri de bizde yolsuzluk ve rüşvetin benzer tanımını yapıyor. Bizdeki asıl sorun yasalardan çok uygulamalardan kaynaklanıyor!

Devletin en yetkili ağzının yürütmenin yargıya müdahale edebileceğini açıkça söylemesi, itiraz edilen birçok büyük inşaat projesine alınan engelleyici mahkeme kararlarının uygulanmaması, polisin ve yargının devletin doğrudan kontrolü altına alınmaya çalışılması amacıyla yeni ve tepkisel yasalar çıkartılması, kamu gücü kullanılarak yandaşların zengin edilmesi, makam sahibi yapılması gibi uygulamalar... Bütün bunlar halkın ortak bir kabulü olarak okunabilir mi?

Bu tür uygulamalar toplumda yolsuzlukların normalleşmesini mi, yoksa Fransa'da olduğu gibi itiraz cephesini mi genişletir?

Toplumların geleceğini yakından ilgilendiren bu soruların cevabını bekleyip göreceğiz...

Nisan ayı her iki toplumun da geleceğini belirleyecek.

Nisan, her iki ülkenin de yanlış ile doğru arasındaki "kader" oylamalarının yapılacağı bir ay olacak!

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...