Bu üslup yakışmıyor

10.3.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türk siyasetinin tavanında konuşma ve eleştiri üslubu, son yıllarda iyice bozulmaya başladı. Dillerin ayarı kaçtı, ağızlardan çıkanları kulaklar duymaz hale geldi.

Sokak dili, siyasi parti liderlerinden, sözcülerinden başlayarak önemli mevkileri işgal edenler tarafından artık sık kullanılıyor. Oysa o makamlarda oturanların en dikkat edecekleri şey, dillerine ve öfkelerine hakim olmaktır. Onlar, akıllarına eseni ve ağızlarına geleni söyleyemez. Siyaset dilinin ötesinde, Dünyada diplomasi dili diye nazik bir dil daha vardır ki, ülkeyi temsil edenlerin buna riayetleri zorunludur.

Hatırlayın “One minute” olayını. Tribünlere sempatik geldi ama, Türkiye’ye dünyada çok şey kaybettirdi. Ey Amerika, ey Fransa, ey Almanya hitapları kahvelerde alkış topladı ama, uluslararası platformda beklenen etkiyi elbette göremedi. Yani biz “Ey Amerika” dedik de, Amerika “Buyurun efendim bir arzunuz mu var?” diye mi sordu? Yoksa her fırsatta Türkiye’ye zarar mı verdi? Türk-Amerikan ilişkilerinin geldiği son duruma bakın, ne demek istediğimizi anlarsınız. Peki “Ey Almanya” ne oldu? Bakanlarımıza salon bile vermediler. Hele son zamanlarda Türk düşmanlığı iyice azdı. Bütün bunlarda davranış ve dil bozukluklarının etkisinin çok olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

Bir ülke, bir büyük siyasi parti, sıradan bir dernek, bir kulüp gibi yönetilemez. Oraların bile tüzükleri vardır ve bunun dışına kolay kolay çıkılamaz. Kulüp, dernek ve odaların Başkan ve yönetimleri bile, konuşmalarına dikkat etmek, çevrelerini ve üyelerini kızdırmamak zorundadır. En küçük kuruluşların dahi itina ettiği bir üsluba devletin kayıtsız kalması ve kahve edebiyatını tercih etmesi çok üzücü ve düşündürücüdür.

Siyaset önderleri, Devlet adamları millete örnek olmak zorundadır. Oturuşlarıyla, kalkışlarıyla, konuşmalarıyla, giyimleriyle hepimize model olmaları gerekmez mi? Nezaket, sükûnet, hoşgörü, tevazu devlet adamlarının olmazsa olmazları arasındadır. Bizimkilerin, bunlara riayet etme zorunluluğunu göz ardı etmemeleri gerekir.

Bir Başbakan’ın “abidik gubidik” gibi bir argoyu, hem de daha önce başbakanlık yapmış olan siyasetçilerle ilgili olarak toplulukların karşısında kullanmaması lazım. Evde torunlarıyla oynarken bile, böyle lafları ağzına almaması, diline çok dikkat etmesi gerekir. Bizim Başbakanımız, televizyonlardan gördüğümüze göre espriyi çok seviyor ama, espride de dil kullanımı çok önemli. Dinleyenleri güldüreceğim diye, her aklına eseni söylememeli, her espriyi yapmamalı ve hele argoyu hiç düşünmemelidir. Şimdi evlerde çocuklar anne ve babalarına “abidik gubidik” nedir diye soruyorlar. Büyükleri ne desin şimdi onlara, “Aman yavrum sakın söyleme bunu, iyi bir şey değil” deseler, çocuk “Kötü bir şey olsa Başbakan amca söylemez” demez mi?

Şimdi geliyorum önce Dışişleri, sonra da İçişleri Bakanlarımıza. Bir Dışişleri Bakanı düşünün ki, Almanya’da Berlin Turizm Fuarında küfürlü konuşuyor. Küfrün cinsini, çirkinliğini burada yazamam ama, bir Türk Dışişleri Bakanının ağzına o laflar yakışır mı? Diplomasinin en ince noktalarına kadar bilmek zorunda olduğu bir makamı işgal eden kişi, bu üslupla konuşamaz, küfredemez. Orada Türk milletini temsil ediyor, bunu nasıl unutur, nasıl söyler o sözleri?

Asıl neye üzüldüm biliyor musunuz, bakanı dinleyenlerin alkış tutmalarına. Bizim insanımıza bir haller oldu. İyiyi ve güzeli değil, kötüyü ve çirkini alkışlar hale geldik. Allah sonumuzu hayretsin.

Ya İçişleri Bakanına ne demeli? Bir gazeteciyi hedef yapmış, öyle şeyler söylüyor ki, söyledikleri değil bir bakana mahalle kabadayılarına bile yakışmaz. Ertuğrul Özkök’e kızmış, verip veriştiriyor kürsüden. Seversiniz sevmezsiniz Özkök, 20 yıl Türkiye’nin en büyük gazetesini yönetmiş, iyi eğitilmiş ve donanımlı bir gazeteci. Neye öfkelendi bilemem ama, ona "Bilmediğin işlere karışma, git Amerika'da, Avrupa'da nonoşlarla mı olacaksın, kimlerle birlikte olacaksan onlarla birlikte ol" gibi yakışıksız sözler söyleyemez, söylememeli. Hele bir gazeteciyi hedef gösterme gibi bir hatayı, asla yapmamalı. Yaparsa, ona bağlı güvenlik güçleri öfke ve kızgınlıkları talimat olarak anlayabilir ve sonuçta üzücü olaylar meydana gelebilir.

Bu can sıkıcı, tatsız ve üzücü konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum. Ama ülkemi yöneten insanlardan işgal ettikleri makamlara daha uygun şekilde, daha efendice ve dillerine iyice dikkat ederek hareket etmelerini istiyorum. Hay Allah dilim sürçtü, az daha ben de devlet büyüklerimize karşı dikkatsizlik yapıyordum. “istiyorum” değil, “rica ediyorum” diyecektim…

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar