Ülkücülerin yeni kahramanları!..

10.3.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Pasaportta “nargilelerimizi içerken” Alpaslan Türkeş MHP’lilerinden, “eski” ülkücülerden bir dostumla sohbet ediyoruz, daha doğrusu “yüzünde acı bir ifade”, gözlerinde “süzgün” bir üzgünlük o konuşuyor, “dinleyen” ben de arada sırada bir – iki cümle söylüyorum.

Diyor ki; “Türk vatandaşı olarak çok üzülüyorum. Rahmetli Adnan Menderes’in çok büyük hatası olan ‘Vatan Cephesi” bölünmesini fersah fersah geride bırakan bir bölünmenin önderidirler bugünkü siyasetçiler. Ne yazık ki dur durak bilmiyorlar, onlara “aklınızı başınıza alın” diyecek bir merci de yok. Bunun sonu nereye varacak belli, görünen köy kılavuz istemez. Yazık ediyorlar, Türkiye’ye. Ve bu gidişin üstünü örtmek için bir gün Suriye, öteki gün Amerika, beriki gün AB, ertesi gün Almanya malmanya diyerek” milletin dikkatini başka taraflara çekiyorlar. İktidarın derdi başka, muhalefet ise sefertasta!..”

“Sefertas da nereden çıktı” diye soruyorum, gülüyor; “İçindekileri ısıtmak gerek ama, nerdeee? Ne sefertasına bakan var, ne de içindekileri ısıtan!..”

Devam edecek ama, “siyasetin bugünkü tablosu konusunda söylenilenlerden, yazılanlardan o kadar bıktım” ki, konuyu gene “siyaset üzerinden” ve de nasırına bakarak MHP’ye çekiyorum; “Sen AKP’yi, CHP’yi bırak da sizinkiler ne yapıyor, ne düşünüyorsun, onu anlat” diyorum.

Gülümserken, birden ciddileşiyor ve “beni çok şaşırtan” bir giriş yapıyor; “Allah razı olsun Devlet Bahçeli’den. Şimdi burada olsa alnından öperdim!!!”

“Yahu sen nasıl böyle dersin” demeye çalışıyorum, devam ediyor; “Yooo, itiraz etme. Hatırla, 2003’te MHP’nin ikinci parti olduğu Ecevit koalisyonunu bozdu, erken seçime gidilmesine sebep oldu. AKP’yi tek başına iktidara getirirken, kendi partisini barajın altında bıraktı. Ama, biz MHP’liler anlamadık. Onu seçmeye devam ettik.”

Nargilesinden derin bir nefes çekti ve başını salladı; “Sonra Cumhurbaşkanı seçimi kilitlenmesinde, tam Erdoğan, herkesin kabul edeceği bir cumhurbaşkanı adayı aramaya başlamışken, MHP milletvekillerini Meclise sokarak kilidi açtı ve Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirdi; gene anlamadık, onu genel başkan seçmeye devam ettik. Derken 7 Haziran seçimlerinde millet AKP’ye tek başına iktidar vermedi. Koalisyon dedi. Ama Bahçeli daha o gece erken seçimden bahsederek, CHP’yle, AKP’yle koalisyon yapmamakta direndi. AKP’nin CHP ile görüşmelerini kanuni süre bitene kadar oyalamasının kapısını açtı, o koalisyon da kurulamayınca erken seçime gidildi ve Meclis Başkanları, Başkan vekilleri “Laiklik ve Türklük Anayasa’dan çıkarılmalıdır” diyen bir parti, AKP tek başına yeniden iktidara geldi. Bahçeli’nin hediyesiydi. Nihayet bir kısım MHP’linin gözü açıldı. Muhalefet başladı. Ama işte görüyorsunuz, şimdi de Erdoğan’a başkanlık yolunu açacak referandumun mimarı oldu. Sonuna kadar onu destekliyor. ‘Almanya’ya bile beraber giderim’ diyor. Barzani teröristinin bayrak diye taşıdığı paçavraların Türkiye’de Türk bayrağı ile beraber göndere çekilmesini bile, birkaç kuru laftan sonra, sineye çekiyor. Sanıyorum artık ülkede gözleri açılmayan MHP’li ve ülkücü bırakmadı, menfaat bağları ile etrafında kalanlardan başka. İşte onun için ona ‘Allah senden razı olsun’ diyorum.”

Duruyor, nargileden bir nefes daha çekiyor; “Bir defa değil, bin defa razı osun. Zira MHP’nin ülkücülerin ve Türk milliyetçilerinin asıl kahramanlarını su yüzüne çıkardığı için. Meral Hanım, Ümit Özdağ, Sinan Ogan, Yusuf Halaçoğlu kardeşlerimin ve etraflarında toplanan binlerce, on binlerce, yarın sandıklarda milyonlarca gönüllünün, nihayet kendisine karşı isyan ederek, yeni, yepyeni bir ülkücüler bayrağını bütün Türkiye’de dalgalandırmaya başlamalarına sebep olduğu için. Bunu ondan başka kimse başaramazdı. Şimdi Türk milletinin bu cesur ve kahraman evlatlarına karşı bir yandan engellemeler, bir yandan saldırılar başladı. Engellemeleri kimin, saldırıları kimin yaptırdığı ortada. Ama onları hiçbir güç engelleyemeyecek. Ülkülerin bayrağını hedefe dikecekler. Allah’ın izniyle ilk büyük başarıları referandum sandığında olacak. Ondan sonra da seçim sandığında. Çıktıkları yol doğru yoldur, Cumhuriyetin, Atatürk’ün, Milletin yoludur, haksız mıyım?..”

Yüzüne baktım, içini boşaltmış, rahatlamıştı, geleceğe daha ümitle bakmaya başladığını görüyordum. Meral Akşener’e, Ümit Özdağ’a, Sinan Oğan’a, Yusuf Halaçoğlu’na ve arkadaşlarına ve de etraflarına topladıkları ülkücülere yürekten inanıyordu, hedeflerine de!..

Gülümseyerek, gönlüne hitap ettim; “Rahmetli Türkeş de olsa, böyle konuşurdu!..”

Su tasarrufu!..

Artık, “suyun petrolden daha kıymetli olduğunun anlaşıldığı” bir süreci yaşıyoruz, Dünya’da…

Her gün binlerce insan susuzluktan ölüyor, açlığın ana sebebi de susuzluk; susuzluk gıdasızlığı, gıdasızlık ölümü getiriyor!..

İzmir’de “su tasarrufu” kampanyası için çırpınan bir dostumuz var; Avni Ersoy, iş adamı, GÖZLEM Gazetesi’nin bürosunun olduğu iş hanının da sahibi; kardeşleriyle beraber!..

Valiliklerden, bakanlıklara, Diyanet’ten, sivil toplum örgütlerine, camilerden, okullara, kışlalara kadar her yere başvuruyor; anlatıyor ve de “Su tasarrufu yapın, bir baraj yapmış kadar sevap işlemiş olursunuz!..”

Yolunu da gösteriyor; “Çok basit, eskiden tek aç – kapalı sarı musluklar vardı. Tık çevirirsiniz açılır, tık çevirirsiniz kapanırlardı. Bugünkü gibi hem pahalı, hem de suyu şelale gibi akıtan, çoğaltan, hızlandıran muslukları atın.”

“Çocuklar için trafik parkı yaptıran” derneğin başkanlığını da yapan ve bir çok park yaptıran Ersoy diyor ki; “Önce devlet dairelerinde, okullarda, kışlalarda, camilerde başlamalı su tasarrufu. Musluklar değişmeli. Bu kampanya bütün yurda yayılmalı. Dünya’da pek çok ülkede su tasarrufu yapılıyor, bizde neden yapılmasın. Su zengini bir ülke değiliz. Artezyenden su çeken konutlara, sanayi işletmelerine, büyük çiftliklere mutlaka saat takılmalı ve öyle büyük tonajda bedava su kullanma hakkı tanınmamalı. Şaşıyorum, bir ayda 91 tonu bedava artezyen suyu olur mu? O su, bu milletin, bu ülkenin suyu, nasıl birilerine 91 tonu bedava verilir?..”

Duyurması benden, duyması gereken de devlet; bilmem ki duyar mı, duyacak mı; dahası önemli; duyarsa “bir şeyler” yapacak mı?..


Sözün Özü

 

Evlatlarına “konuşma hakkı tanımamak için” jandarmalık yapan babanın, mahallede polislik taslayan kabadayılardan “Bunlar beni konuşturmuyorlar” diye feryat ve şikayet etmesine, bilmem ki, Allah ne der?..


Şaka!..

İzmir Barosu bir “Hayır” broşürü hazırlamış, oraya da bir “Adem – Havva” karikatürü koymuş; “Havva ‘Hayır’ dese şimdi hepimiz Cennette olurduk” esprisiyle..

Sosyal medyada kıyamet kopuyor; “Vay Peygambere hakaret edildi!..”

“İnanışlar üzerine tartışmam”; isteyen istediğini düşünmekte serbesttir. Ama “Acaba” diyorum; “Adem ile Havva’yı çıplak resmetmek mi, yoksa elbiseli resmetmek mi, hakarettir?..”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...