Neden Atatürk düşmanıdırlar?..

17.3.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Atatürk, Dünya’nın “hasta adam” dediği, çökmekte olan ve bölüşülmeye başlanan bir imparatorluk artığı iskeletten, “bir milli ve üniter devlet çıkardığı, bir cumhuriyet kurduğu” ve bu milli devletin temeline “Türk” harcını koyduğu, kolonlarını “Demokrasi / Laiklik / Adalet” olarak inşa ettiği ve de pencerelerini “Mertebe – i resanet (sağlam seviye) ve muasır medeniyet (çağdaş uygarlık)” hedefine doğru açtığı için, “orta çağın karanlıklarında kalan” zihniyeti biatçıları tarafından “düşman” ilan edilmiştir ve ne yazık ki, bugün de  bu zihniyetteki kişilerin ve kuruluşlarının ağır hakaretlerine hedef olmaktadır!..

Mustafa Kemal Paşa, daha Cumhuriyet ilan edilmeden İzmir İktisat Kongresi’nde 17 Şubat 1923’de yaptığı konuşmada demiştir ki; “Efendiler! Tarihimizi dolduran zaferler, yahut izmihlallerin kaffesi ahval-i iktisadiyemizle münasebettar ve alakadardır. Yeni Türkiye'mizi layık olduğu ‘mertebe-i resanete’ isâl edebilmek için, behemehal iktisadıyatımıza birinci derecede ve en çok ehemmiyet vermek mecburiyetindeyiz. – (“Efendiler! Tarihimizi dolduran zaferler ve başarısızlıkların tümü, ekonomik durumumuzla yakinen ilgilidir. Yeni Türkiye'mizi, layık olduğu sağlam seviyeye eriştirmek için, her ne olursa olsun ekonomimizi birinci planda tutarak, en çok bu konuya önem vermek zorundayız”)

Ve, “bu sağlam seviyenin ilk ve en büyük adımı, 8 ay sonra atılmış”, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edilmiştir!..

Mustafa Kemal Paşa, “devletin ve cumhuriyetin temel kurumlarını tamamlandıktan sonra, 29 Ekim 1933’teki 10’uncu yıl nutkunda “sağlam seviyeye erişmenin ana hedefini” de ortaya koymuştur;“Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü, ‘muasır medeniyet’ seviyesinin üstüne çıkaracağız”.

Kültürü “sadece dini kültür olarak anlayanlar” ve Mustafa Kemal’in “milli kültür” ilke ve esasından fena hâlde ürkenler, hedefe “muasır medeniyet (Çağdaş uygarlık) seviyesi” de konunca, Osmanlı’nın son günlerinde İstanbul’dan yükselen “Keşke Yunanlılar kazansaydı” hainliğinin çizgisini, yollarının sahib- i aslisi yapmışlardı. Bugün de “olan” budur!..

Dikkat ediniz, Mustafa Kemal, hiçbir zaman ne ABD’yi, ne İngiltere’yi, ne Fransa ya da Almanya’yı “örnek olarak göstermiş”, ne Avrupa medeniyetinden, ne Rus, ne Çin, ne Arap ve Acem uygarlığından söz etmiştir.

O “muasır medeniyet” diyerek, “insanlığın ulaştığı uygarlığın en üst seviyesinin de üstünü” işaret etmiştir. Mustafa Kemal’in medeniyet ve kültür ölçüsünde, “insan vardır, ahlak vardır, adalet vardır, din vardır, inanç vardır, laiklik vardır, demokrasi vardır, ekonomi vardır, örf vardır, gelenek vardır, dil vardır, eğitim vardır, sanat vardır, müzik vardır, resim / heykel vardır, edebiyat vardır, görgü vardır, insan ve de kadın / erkek ilişkileri vardır” ve “bunların toplamı milli kültür” demektir!..

Sevgili hocamız Prof. Dr. Hüsnü Erkan’ın sohbetlerinde ve yazılarında bize bol bol anlattığı bugünün “bilgi” dünyasında, bu kültüre elbette “çok gelişmiş ve yaygın insan hakları, çoğulcu ve katılımcı demokrasideki kazanımlar, basın ve iletişim özgürlüğündeki devrimsel açılımlar, sanayi ve teknolojinin saygı duyduğu çevre ve hayvan hakları gibi kavramlar” da eklenecek ve bunlar “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkacak milli kültür hedefimizin içinde yer alacaklardı”; almalıydılar!..

Bir asır öncesinden “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline ve kolonlarına konulan harçlara ve de hedeflere bakmak bile” Mustafa Kemal Atatürk’ün “dünya tarihinin ve insanlığın yetiştirdiği en büyük dehalardan biri olduğunu” ortaya koymuyor mu?..

Türkiye Cumhuriyeti’nin her zaman “Dünya’da saygın ve öncü bir devlet olabilmesi için” O’nun koyduğu hedefin ne olduğunu “bir asır sonra, bugünün bilgi dünyasında bile anlayamayacak kadar” beyinleri “çağdaş medeniyete kapalı olanlar”, bugün sadece “Atatürk düşmanlığı yapmış olmuyorlar”, ülkeyi ve bu ülkede yaşayan 80 milyon Türk insanını da “kendi karanlık dünyalarının içine çekmek” istiyorlar; özellikle de çocuklarımızı ve gençlerimizi!..

Bu yazıyı yazarken, hep şunu düşündüm; İstanbul’un bir üniversitesine gidip, o üniversitenin öğrencilerine “Bizim milletimiz tarihte hiç satıcı olmadı, ya ki Abdülaziz’e kadar. Sonra içimize kanı bozuk, sütü bozuklar sızdı. Padişahlarımızı alaşağı ettiler, yıktılar. 10 yılda Osmanlı’yı tarumar ettiler. 1923’te de koskoca 650 yıllık çınara darbe yaptılar. Cumhuriyet kuruldu. İçinden ihanet edenler, ejdada hainlik edenler olunca hayır gelmiyor. Bu milleti, millet yapan değerlere saldırmaya başladılar. Kuran’a, ezana…” diyen bir siyasetçi, bir Belediye Başkanı için sadece “Nankörlük etmiş” demek bilmem ki, yeterli olabilir mi?

“Millet olma ile Kuran’ı, ezanı karıştıracak kadar kavram cahili ve inanç taciri” bu siyasetçi için karar sizlerin sevgili okurlarım!..

 

Sözün Özü

Çocuklarımıza “Anlasınlar” diye, Kuran’ı Kerim’i “Türkçe okutacağımıza”, herhalde “Anlamasınlar” diye, Mehmet Akif Ersoy’u anarken,  İstiklal Marşı’nı “Arapça okuttuğumuz” günlere geldik; Allah sonumuzu hayretsin!..

 

Neden?..

Osmanlı’nın ve Yeni Osmanlıcıların “Kavmi necip” diyerek yere göğe koyamadığı Arapların onca devletinin bir tanesinden bile ne Almanya’ya, ne Hollanda’ya karşı, Türkiye’ye destek veren  “kısık bile olsa” bir ses çıkmadı; neden acaba?..

O!..

Onunla 1970’li yılların ikinci yarısında, rahmetli Kemal Ilıcak’ın TERCÜMAN Gazetesi’nin İzmir / Ege temsilciliğinde haber müdürü olarak çalışırken tanıştım. Hem okuyor, hem de gazetenin teknik servisinde geceleri çalışıyordu. Sonra “Temsilci” olduğum dönemde, o da teknik servisten, fikir servisine geçti,

“gazeteciliğe çok meraklı idi”; önce “gece sekreteri olarak” başladı, sonra da “şehir ve bölge sayfalarının sahibi” oldu. Çalışkan, hem de çok çalışkan, dahası “insiyatif alan” ve “cesur adımlar atan” bir gençti.

Bu arada, üniversiteyi bitirdi” ve de “akademik kariyeri seçti”; artık Ege Üniversitesi’nin Basın Yayın Yüksek Okulu’nda (Sonra İletişim Fakültesi’nde) asistanlık ve yardımcı doçentlik yaptı. Bu arada Kıbrıs’ta bir üniversitede de bir ara öğretim görevlisi olarak çalıştı ve döndü. Buraya kadar normal bir tablo.

Ama sevgili Oğuzhan Kavaklı’nın “en büyük eseri”, kurduğu ve bugünlere getirdiği “dev bir haber ajansı oldu”; EGE Ajans!..

Hoca olarak yüksek okulda ve fakültede binlerce öğrenci yetiştirdi, Ege Ajans’ta da yüzlerce gazeteci!..

Kuruluşunda “yönetici” olarak en büyük payı alan Oğuzhan Hoca, ülkenin sadece “üniversite ajansları ile” değil, basınımızın en büyük ajanslarıyla da yarışacak bir seviyeye getirdi, Ege Ajansı. Ve sonunda da “yaşı geldi”, emekli oldu. Üniversitede bir “Basın Müzesi projesi” üzerinde çalışıyordu. Umarım bu projede de, Ege Ajans’ın bundan sonraki döneminde de, Oğuzhan Hoca’dan yararlanır, rektörlük ve dekanlık!..

Resimde, taaaa 1970’li yılların sonlarında, onunla beraber “gazetede spor sayfasına girecek bir haberi, elektrikler kesik olduğu için mum ışıgında yazıyoruz”; 40 yıl öncesi, dile kolay...

Az daha unutuyordum; bir ara İzmir Gazeteciler Cemiyeti yönetim kurulu üyeliği de yaptı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin ve Ege Üniversitesi’nin birlikte kurduğu İzmir Basın Müzesi’nin kurulmasında da çok emeği geçti.

Beraber çalıştığımız dönemde bana yaptığı yardımlar, daha sonra Hoca, gazeteci, EGE Ajans Müdürü olarak, mesleğimize yaptığı büyük hizmetler için ona ne kadar teşekkür etsem ve etsek azdır.

O benim meslektaşım, o benim kardeşim, o benim arkadaşım, o benim sevgili hocam. Onunla hep iftihar ettim, onunla hep gurur duydum, duymakta da devam edeceğim. Ayrıca “aramıza döndüğü için” de memnunum, daha çok görüşmek fırsatı bulacağız. Yeni hayatında mutluluklar dilerim sevgili Oğuzhan.. Arada GÖZLEM’e de uğra!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...