Dışa bağımlılık zordur

28.4.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Referandum sonrasında, bazı kesimlerce tahmin edilen olumsuz ekonomik  sonuçların, küresel gelişmelerin de yardımı ile ortaya çıkmadığını söyleyebiliriz. Dünya piyasalarında dolar değer kaybediyordu, bizde de öyle oldu, TL değer kazandı. Fransa ön seçimlerinden sonra, aşırı sağ bir partinin iktidara gelemeyeceğinin anlaşılması üzerine,  Euro dolara karşı değerlendi, aynı etki bizde de gözlendi. Borsa değer kazandı, dışarıya sermaye çıkışı yaşanmadı ve yerleşiklerin finans piyasalarına hem döviz hem de TL cinsinden kaynak aktardıkları görüldü.

Bu gelişmeler elbette olumludur ama geçici oldukları ve dış konjonktüre bağlı olarak hızla tersine dönebilecekleri unutulmamalıdır. Çünkü ülkenin ana sorunları henüz çözüm aşamasında değildir ve ülkemiz dış kaynaklara bağımlıdır.

Dünya ekonomisi 2008 krizinden çıkmaktadır. Çin gibi bazı ülkeler hariç, büyüme oranları yukarıya doğru revize edilmektedir. Bu konuda başı ABD ve AB çekmektedir. Türkiye’de de büyüme oranları 2016 yılında beklenilenden büyük çıkmış ve 2017 yılı için umut verici tahminler yapılmıştır. Ancak küresel bazda büyüme tahminlerini arttıran IMF, büyüme oranı tahminini 2017 yılı için % 2.9’dan, % 2,5’e indirmiştir. Derecelendirme kuruluşlarından Moody’s de, kutuplaşma, jeopolitik gelişmeler ve geniş dış finansman ihtiyacının ülkemizin kredibilitesini azaltacağını açıklamıştır. Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcımız ise, haklı olarak, büyüme ihtiyacımızın % 5 ila 6’lar düzeyinde olduğunu ifade etmektedir. Bu durumda daha çok dış kaynağa ihtiyacımız olacaktır. Mayıs ayı başlarında açıklanacak ABD faiz artırım kararı, dış kaynağın maliyetinde belirleyici unsurlardan biri haline gelecektir...

Son zamanlarda, ülkemizde büyüme hızının yüksek olmasını gerektiren bir başka gerekçe tartışılmaktadır. Referandum öncesinde reel sektöre KGF garantisiyle oldukça geniş krediler kullandırılmıştır. Bu kredilerlin tutarının 140 milyar TL’ye ulaştığı ve devam ettiği açıklanmaktadır. Bu durumda hem Hazinenin hem de bankaların riski büyümüştür. Ekonominin  canlanması, iç ve dış talebin büyümesi, kredilerin geri ödenmesi döneminde batık oranlarının az sayıda olmasını sağlayacaktır.  Bankaların toplam kredi hacimlerinin % 70’ini mevduatla karşıladıkları göz önünde tutulduğunda, kaynak yaratmak için mevduat faizlerini ve giderek kredi faizlerini arttırmaları beklenmelidir.  Nitekim bu görülmektedir. Nisan ayı başlarında % 10 civarında olan mevduat faizleri % 13’e yükselmiştir. Bu artış kredi faizlerine de yansımıştır. Enflasyon oranlarındaki gelişmeler, faiz hadlerini belirleyecek bir başka unsur olacaktır. Enflasyon oranları zaten çift hanelidir ve kısa vadede anlamlı bir düşüş beklenmemektedir.

Son  yapılan IMF toplantısı sonunda açıklanan raporda ilk kez, ekonomide korumacılıkla mücadele görüşüne yer verilmemiştir. Korumacılık politikasını öne çıkaran ABD Başkanı Trump’ın bu konuda etkili olduğu anlaşılmaktadır. Yüzyıllardır uygulanan ‘mukayeseli avantajlar/karşılaştırmalı üstünlükler teorisi belki de sona erecek, kim neyi daha uygun koşullarla üretiyorsa, ürün oradan ithal edilmelidir anlayışı bitecek ve her ülke, maliyetine çok ta bakmaksızın, yerli üretimi teşvik edecek, rekabet gücünü yitirmemek için, içeride teşvik verirken, dışa karşı da korumacı politikalar uygulayacaktır. Her halde, rekabet gücü olmayan mal üretenler, teknoloji üretmeyenler, iyi dış ilişkiler kuramayan ülkeler için pazarlar daralacaktır

Referandum sonuçlanmıştır ancak içeride ve dışarıda tartışılmaya devam etmektedir. İç tartışmaların yargı kararları ile asgariye indirilmesi düşünülebilse de, dışarıdaki tartışmaların etkisi daha farklı olacaktır. Yakın bir zamanda, olumsuz gözlemler içerdiği anlaşılan AGİT raporu yayınlanacaktır. Rapor, başta Avrupa Birliği üyeleri olmak üzere, ABD ve diğer ülkelerin, ülkemize yönelik politikalarına etki yapacaktır.

Dış politikamızda zaten  çözüm bekleyen önemli sorunlarımız vardır. ABD, AB, Rusya, Irak, İran ve Suriye, çeşitli ve farklı alanlarda sorunlar yaşadığımız ülkelerdir. Dış ilişkilerdeki problemler, dış ekonomik ve ticari ilişkilerimize de yansımaktadır. Özellikle, ihracat, turizm, doğrudan yabancı yatırımlar, Gümrük Birliği Anlaşması’nın revizyonu ve dış krediler açısından yoğun ilişkiler içinde olduğumuz AB ile gerginlikler ülkemize de zarar vermektedir.

Geçtiğimiz günlerde  Avrupa  Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM)Genel Kurulu’nda alınan karar dış ilişkilerimizde yeni bir sorun yaratacak gibidir. Genel Kurul 1996 yılında denetim sürecine alınan ancak attığımız demokratik adımlar sayesinde 2004 yılında denetimden çıktığımız süreci yeniden başlatmaya karar vermiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin temel değerlerinin uygulanması bu karara dayanılarak denetime tabi tutulacaktır. Karar, Gümrük Birliği dahil AB ile müzakere sürecini sıkıntıya sokabilecek mahiyettedir.

Türkiye elbette bu gelişmeye gerekli tepkileri verecektir. Sonuç itibariyle bu karar, ülke imajımızı zedeleyecek niteliktedir. Öte yandan, dış siyasette de, dış ekonomik ilişkilerde de ülke imajının önemi bilinmektedir. Ancak, sabırlı, vakur ve uzun vadeli ülke çıkarlarını gözeten bir anlayışa her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...