Yorumsuz Gündem

2.6.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

  • Ensar Vakfı'nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Siyasi iktidar olmak başka bir şeydir, sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. 14 yıldır siyasi iktidarız ama sosyal ve kültürel iktidarımızda sıkıntılar var. Hayalimiz olan nesillerin yetiştirilmesi konusunda pek çok eksiğimiz bulunuyor" demiş.

Ayrıca "Elbette çok ümit verici gelişmeler de yaşandı. İmam Hatiplere olan ilginin artması, tüm okullarda Kuran-ı Kerim, Osmanlıca gibi derslerin konması güzel şeyler..." diyerek sözlerine devam etmiş; "Medyadan sinemaya, bilim - teknolojiden hukuka kadar pek çok alanda en etkin yerlerde, ülkesine ve milletine yabancı zihniyette kişiler, ekipler, hizipler var. Bundan büyük üzüntü duyuyorum. İmkanlarımıza rağmen hâlâ pek çok yeri boş bırakıyor olmamız aklın ve vicdanın kabul edeceği bir durum değildir."diyerek konuşmasına devam etmiş.

***

  • Bugünü daha iyi anlayabilme adına geçmişe dönüp bakıyoruz. Ensar Vakfı'nın adının geçtiği üç "çocuk tacizi" olayını zihnimizden kovmaya çalışarak, gazetelerde gözümüzü geçtiğimiz aylarda Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Cumhurbaşkanının katılımıyla düzenlenen 3. Milli Kültür Şûrası'ndaki konuşmalara çeviriyoruz.

Cumhurbaşkanının açılış konuşmasında "televizyonun, internetin özellikle de sosyal medyanın kültürümüzü adeta yiyip bitirmesine göz yumamayız"dan başlayıp "eğer bugün İstanbul'un sokaklarında yürüyen bir kişinin kıyafetinden, ayakkabısından, şapkasından, vücut çalımında hangi kültüre ait olduğunu çıkaramıyorsak kültürel kuraklığın pençesindeyiz demektir"e uzanan konuşmasına; Şûra'da felsefe, yemek, bilim gibi konuların, toplantıya davet edilen bilim adamlarının, gençlerin ve kadın katılımcıların (% 15) azlığını yazan haberleri görüp okuyoruz.

Bu Şura'nın sonuç raporundan da; devlet, şehir ve belediye tiyatroları, özel tiyatrolara benzetilerek, idari anlamda özerkleştirilecek. Ödeneklerinde de 5 yıllık süre içinde her yıl yüzde 20 oranında kısıtlamaya gidilecek. Bu kurumlar, "devlet teşviki ve özel iyileştirmelerle" sivilleştirilecek. Bu kurumlarda çalışan çoğu sanatçı, "emekliliğe" teşvik edilecek. Bundan böyle sahne sanatları repertuvarlarında yerli ve yabancı eser dengesi, "milli değerler" gözetilerek sağlanacak, performansları denetlenecek, gibi sonuçlar da çıkmıştı.

***

  • 18 yaşındaki Dicle, iki yıl boyunca amcasının cinsel istismarına uğradığını söyleyince ailesi onu evlatlıktan reddediyor ve hakkında ölüm fermanı çıkarıyor… Herkes tarafından susturulup dışlanan Dicle 22 Mayıs'ta Cumhuriyet Savcılığı'na giderek başından geçenleri anlatıp, suç duyurusunda bulunuyor.

Soruşturma devam ediyor ama ölüm tehditleri daha da artıyor can güvenliğinin olmadığını söyleyen Dicle, koruma talebiyle ikinci bir kez savcılığa başvuruyor. Dicle konuştuğu bir gazeteden sorumlulara, vicdanlara, topluma sesleniyor; "Beni öldürecekler, bana sahip çıkın! Öldükten sonra sahip çıkılmak istemiyorum, yaşarken bana sahip çıkın! Ben yaşamak istiyorum… Ölüm korkusu ile sürekli şehir değiştiriyorum... Hayalet gibi oldum, hayatım kabusa döndü!" diye haykırıyor, yalvarıyor...

***

  • Bu yıl L'Oreal ve UNESCO'nun 2017 ödülünü Türkiye’nin farklı üniversitelerinden altı genç bilim kadını, Yaşam ve Malzeme Bilimleri alanında yürüttükleri önemli araştırmalarıyla kazanmayı başardılar. Bu toplumumuzun gerçek gururu olmayı hak eden bilim kadınlarının her birine de araştırmalarında kullanılmak üzere 15’er bin dolar burs verilecek.

ODTÜ’den Doç. Dr. Pınar Zeynep Çulfaz Emecen, Selçuk Üniversitesi’nden Doç. Dr. İmren Hatay Patır, Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden Doç. Dr. Hilal Demir Kıvrak Malzeme Bilimleri alanında; Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Duygu Sağ, Acıbadem Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Zeynep Aslıhan Durer, Gebze Teknik Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ayşe Koca Caydaş ödül kazandılar.

L’Oreal Türkiye Kurumsal İletişim Müdürü Filiz Ecet: "Biz L’Oréal Türkiye olarak 15 yıldır genç ve üstün yetenekli bilim kadınlarının araştırmalarını gün yüzüne çıkararak onları burs ile ödüllendiriyoruz. 15 yılda 88 bilim kadınını ödüllendirerek tüm dünya ülke arasında en fazla bursiyere sahip 5. ülke konumundayız. Dünya genelinde bilim alanında çalışan kadın oranı maalesef yüz güldürmüyor. Her 3 araştırmacıdan yalnızca biri kadın ve bilimsel yüksek akademik pozisyonların sadece yüzde 11’inde kadınlar bulunuyor.

Türkiye’nin rakamlarına gelecek olursak; 2015 UNESCO raporuna göre 10 yılda bilim kadını sayımız 2 kat arttı. Bilim alanında kadınlarımızın payı %36 olarak öne çıkıyor. L’Oreal Türkiye olarak bu oranı arttırmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz."

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...