Üç konu da çok önemli: Yerli otomobil, propaganda, ithalat

2.6.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bu hafta ilk defa, üç konuda önemli bulduğum endişelerimi yazmak istedim. Zira Türkiye ve Türklerin gelişim ve yönetilişlerine adeta sabotaj gibi görülen bu üç konu, benim hep zihnimi kurcalar durur. Çoğu zaman bu tür endişe duyduğum konularda ülkem sıkıntılar hisseder; ama bir türlü de sistematik köklü  çareler düşünülmez veya geçiştirerek unutulur.

Birinci arzum ve endişem:

Türkiye, benim gençlik yıllarımdan beri hep “Türk yapımı otomobilimize ne zaman kavuşacağız veya yapacağız” laflarının konuşulduğu bir ülkedir. 27 Mayıs sonrası dönemde Türk otomobili yapıldı ve ismi de “Devrim” oldu. Ancak ne hikmettir bilinmez, benzin konmadığı için yürümedi gibi bana her zaman tuhaf gelen bir mazeretler dizisi sonrasında, fedakar mühendislerimizi de hayal kırıklığına uğratan bir karar ve otomobil üreticisi firmaların tezgahları ile iş tavsatılarak ve sabote edildi.

Arkadan Koç Grubu “Anadol”un imalat ve satışlarına geçti. Aylarca yok sattı. Ancak o da “İnek yer” gibi anlamsız iftira ve sabotajlar ve iç/dış baskılarla işin suyu çıkarılarak saf dışı edildi.

Son olarak günümüzde Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ndeki konuşmasında birlik yönetimine “Türk Otomobilini” hayata geçirme talimatı verdi. Sayın Başkan da bunu emir kabul etti. Bakalım heves nereye kadar gidecek ve Türkiye otomobil imal etmemesi konusunda baskılara ne kadar dayanacak... Bekleyip göreceğiz.

Ancak bu arada bir de “KARSAN TAKSİ” olayı yaşadık. Karsan firması, New York şehri taksileri için yapılan yarışmaya girdi. Finale kaldı. Kazandı... Ama Amerika, Japonların “Meksika sınırında fabrika kuracağız” vaadi ile ihaleyi onlara verdi. Türlü tezgahlarla o iş de böylece bitti.

Peki, Türkiye otomobil yapmak istiyorsa Karsan’ın bu projesini niye desteklemez? Türkiye, taksilerini neden yapmak istemez? Anlamak mümkün değil.

Acaba Cumhurbaşkanı asıl bu projenin hayata geçirilmesi emrini verse ve temennisini iletse daha iyi olmaz mı?

Bu iş için her şey hazır, değil mi? Üstelik uluslararası bir yarışma kazanılmış. Yazık değil mi bu emeklere?

Bir daha düşünmek gerek derim, Sayın Cumhurbaşkanım.

 

* * *

 

Gelelim ikinci konuya: İzmir’de bir papaz yakalandı. Gazetelerde casustu, yok Diriliş Kiliseleri kuracaktı dendi. Tevkif edildi. Misyoner papazları ise nefis Türkçeleri ile İzmir sokaklarında gözünü kestirdiklerini durdurarak veya yanaşarak din politikasını aylardır yaparken kimse sesini çıkarmadı. Ne zaman ki Amerika ziyaretinde Donald Trump bu papazın tutuklamadan serbest bırakılmasını istedi, o zaman konu detayları ile basına yansıdı.

İzmir’in emniyet teşkilatı iyi çalışan ve gerçek bir Emniyet Müdürü’nün yönetiminde dikkatle işi takip etmiş ki bu papazı yakaladı ve etrafındakiler de acilen Amerika’ya kaçtılar. Sokaklar papazlardan temizlendi.

Bu iş önemlidir. Diriliş’in ve Mormon misyonerlerin işi ne Türkiye’de? 

Bu işlerde Amerika neden ön planda? Bunu düşünmek gerek. Bu hususlar beni endişelendirmektedir. Biraz dikkatli olmamız gerek. İşin boyutları bir hayli derin olmalı, ama çok şükür dikkatli bir polis teşkilatımız var. Her ne kadar “Fetö” belasının hedefinde yara alsa da, şimdi silkinmektedir.

Türkiye uyanık olmalıdır.

 

* * *

 

Üçüncü endişem...

Ne zaman et sıkıntısı olsa ve gıda maddelerinin fiyatlarının artışına ilişkin haberler basında yer alsa, arkasından “Bilmem kaç ton et, kuru bakliyat vb. tarım ürünlerinin ithalatı” terbiye ve fiyat düşmesi için gündeme gelmekte.

Ayıp ülkeme... Önce Devlet Planlama Teşkilatı kapatılarak hata yapıldı. Plan program kalmadı ortada, Türkiye gıdada dünyada kendi kendine yeten yedinci ülke iken bugün ithalatçı bir duruma düştü... Yazıklar olsun.

Nerede üretim planlaması, nerede üretim teşvikleri, “neyi nerede yetiştirmemiz lazım” stratejisi? Üzülmemek elde değil...

Türkiye’nin petrolü yok gibi... Veya “Var da çıkarılamıyor” dedikoduları sürüp gidiyor.

Türkiye’nin ihtiyacı üretim, tüketim, keşif ile imal etme, tanzim ve ihraç politikalarının acilen düzenlenmesidir; gerisi, işin cılkının çıkmasıdır. Ülkem buna layık değil. Acilen toparlanalım. Başka çare yok; sürdürülebilirliğini, eğitimini ve kaliteli insanını yetiştiremeyen ülke kaybeder, esir olur gider.

Bunun için de ekonomide güçlüler ne yapıyorlarsa onları yapalım... Gerisi laf-ı güzaftır siyaset dehalarımız...

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...