Siyaset dışı yaşam

16.6.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Toplum siyasete öylesine bulaştırıldı ki, günlük yaşamın zorluklarını bile konuşamıyoruz. Bırakın zorlukları, yakın gelecekte karşımıza çıkacak tehlikeler bile umurumuzda değil.

Tüketici bir millet olup çıktık. Üretim giderek geriliyor ülkede. Artık köylüler bile, Migros, Kipa, Şok, Caurffour, A101, BİM gibi süpermarketlerden alışveriş ediyorlar. Bakın köy minibüslerine, ellerindeki marka poşetlerle inen çiftçilerimizi kolayca görürsünüz. Köy ekmeği mazide kaldı. Onlar da bizim gibi francala yiyorlar artık.

Evin alışverişini yaptığım, haftalık semt pazarlarını da sık dolaştığım için, giderek artan pahalılığı yakından yaşıyorum. Eskiden pazarda 50 ila 60 liraya dolan fileler, şimdi 120 liraya bile dolmuyor. Sebzeler hele meyvalar ateş pahası. 15 liraya kiraz, 8 liraya erik, 3 liraya marul, 4 liraya soyulmuş enginar var tezgahlarda. 2,5 liraya maydanoz duydunuz mu, Bodrum pazarında rahatça satılıyor. Pazarla marketler arasında fiyat farkı kalmadı gibi bir şey. Bodrum pazarından çıkıp, hemen yandaki Migros’a gidiyorum, etiketler aşağı yukarı aynı. Et fiyatı uçmuş, dar gelirlinin evine ayda bir kere bile zor girer...

Bu pahalılığın sebebini iklime ve tarımdan uzaklaşmaya bağlıyor herkes. İklim kısmı pek inandırıcı olmamakla beraber, tarımdan uzaklaşma gözlemi doğrudur. Pazarcı esnafı bile köylerde üretimin azaldığını, okuyan çocukların toprağa dönmediğini, çiftçiliğin zahmetli ve zor koşullarına katlanmak istemeyenlerin sayılarının hızla çoğaldığını söylüyorlar. Ülkeyi yönetenler ne yapıyorlar acaba? Tarım ve hayvancılığımızla ilgili etkili önlem alıyorlar mı? Alınan önlemlerin hedefine gidip gitmediğini kontrol ediyorlar mı?

Evet serbest piyasa kuralları geçerli ama bu kadar da serbesti düşünülemez. Ekmek fiyatından süte, ete ve temel gıdalara karşı ciddi bir önlem yok. Buna serbest piyasa değil, körün tuttuğunu sevdiği piyasa denilebilir ancak. Hıyarı, domatesi adam sayıp Antalya’dan otobüse koysanız, İstanbul’da fiyatı 7 lira olmaz. Aracılar çok kazanıyor bu işten. Komisyoncular köşeyi dönerken, çiftçiler işin hamallığını yapıp, ceplerine maliyet parasını bile sokamıyorlar. Bunun üzerinde öyle siyasi nutuklarla filan değil, ciddi şekilde durmak gerek. Komisyoncuyu değil, çiftçiyi güçlendirecek bir piyasa düzeni oluşturmalıyız.

Halkın sağlığı işi de önemli. Sağlık ocakları iyi çalışıyor ama yeterince denetlenmiyor. Geçenlerde Karakaya ailesinin Bodrum’da yaptırdığı ve devlete bağışladığı modern sağlık ocağına gittim. Önce böyle bir bağış için, aileyi yürekten kutlamalıyım. Ülkemizde nice para sahibi var ki hayır işlerine duyarsız ve seyirci kalırlar. Ama Karakaya’lar örnek bir sağlık kurumu kazandırmışlar Bodrum’a, sağ olsunlar...

Oturduğum semtin bu sağlık ocağına iki yıldır gelir giderim. Tıkır tıkır işler, herkes memnun olurdu aldığı hizmetten. Son gidişimde kan tahlili yaptırayım, şeker artışımın nedenini öğreneyim istedim. Doktor eski kayıtlarıma bakarak tahlile gerek olmadığını, 75 yaşıma aldırmayıp ezbere söyledi. Oysa bu yaşa gelen insanların en az yılda 2 ila 3 defa kan tahlili yaptırmaları şart. Neyse, bu baştan savmacılığın üzerinde durmayıp, Özel Bodrum Hastanesinin modern imkanlarıyla çözdüm işimi. Sağlık Ocağından çıkarken, aşı için bekleşenlerin olduğunu fark ettim. İki hemşire boş oturuyor, diğeri ise aşı yapıyordu. Bekleyen vatandaşlardan biri boş oturanlara, (Bizim aşımızı neden yapmıyorsunuz) diye sordu? Aldığı cevap gerçekten çok komikti. Efendim her hemşire ayrı doktora bağlıymış, kendi doktorlarından hasta gelmeyince kimseye bakamıyorlarmış. Vatandaş beklesin, boş oturmak çene çalmak varken,kimin umurunda bekleşenler..? Onun için sağlık ocaklarını denetimsiz bırakmamak gerek diyorum ya...

Son yıllarda devlet memurlarımıza bir haller oldu. Sanki onlar vatandaşın hizmetinde değiller de, vatandaş onların emirlerindeymiş gibi hareket ediyorlar. İstisnalar elbette hariç ama, genelde bu tutum tüm devlet dairelerinde görülüyor. Bu sefer trafikten örnek vermek istiyorum. Ehliyetler yenileniyor ya,hiç teşebbüs ettiniz mi değiştirmeye..? Edin de görün başınıza gelecekleri. Önce internetten randevu alacaksınız. Bu ülkede interneti kullanamayan milyonlarca insan var. Mühim değil, ehliyeti değiştireceklerse öğrensinler. Girin bakalım internete, kolay alabiliyor musunuz randevuyu yoksa pes edip bırakıyor musunuz? Ben pes etmedim, sonuçta aldım randevuyu ama ciddi mazeretim olduğu için gidemedim. Bir süre sonra gittiğimde, yüzü asık ve zoraki cevap veren bir hanım görevliyle karşılaştım. Git, tekrar randevu al, sonra gel gibi emir komutlarına muhatap oldum. Dedesi yaşında (75) bir vatandaşa daha  nazik davranmayı öğrenememiş ve herkesi emir eri gibi görmeyi alışkanlık haline getirmiş olmalı. Oysa ben, devlet dairesine gidiyorum diye Allah’ın sıcağında kravat gömlek giyinmiş, işimizi görmekle görevli memurlara saygılı davranmıştım. Neyse, yeni nesil böyle işte. Bu yazıyı okuyan bir amiri, belki ona vatandaşa nasıl hareket edileceğini bir kere daha anlatır. İnşallah diyelim...

Ehliyet yenileme işi için randevuyu en erken iki aya veriyorlar. Evrakları için de, vatandaşı oradan oraya koşturuyorlar. En matrak olanı, 2 liralık ödemeyi bir, 13 liralık ödemeyi de diğer bir bankaya yaptırıyorlar. Yahu şu 15 lirayı tek bankaya yatırtsanız olmaz mı? Hayır olmaz, çünkü memurun işi artacak. Vatandaş mühim değil, mühim olan vatandaşın emrindeki memurun rahatı. Biz belki göremeyeceğiz ama inşallah bizden sonra gelecek kuşak daha iyi yönetimlerle tanışır ve kucaklaşır.

Dileyelim öyle olsun.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...