Mahkemenin kurdurduğu parti!..

23.6.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Eh, hep Anayasa Mahkemesi “parti kapatacak” değil ya, çıkar bir Asliye Hukuk Mahkemesi de “parti kurdurur!..”

Devlet Bahçeli’nin “ne menem bir parti lideri olduğunu” anlayan MHP’liler ve Ülkücüler, “MHP Tüzük Kurultayını iptal eden” Ankara 3’üncü Asliye Hukuk Mahkemesi’ne teşekkür etmeliler; artık “yeni” bir partiyi, “kendilerinin olan, Türk Milliyetçilerinin, ülkücülerin has partisi olan” bir partiyi kurma yolu, o mahkemenin “iptal kararı” ile açılmış oldu.

Mahkeme “aksi bir karar verse” ve de “Tüzük Kurultayını onaylasa” ve “seçimli genel kurulun yolunu açsa”, yeni partiyi kuracaklar için “Uzun ince bir yol açılacak ve yürüyeceklerdi, gündüz gece”; kim bilir “ne zamanlara” ve “bu defa karşı tarafın açacağı” nice davalar karara bağlanana kadar?..

Meral Akşener ve onun etrafında toplananlar için, Türkiye ve Türk siyaseti için, Türk Milliyetçileri ve ülkücüleri için hayırlı ve uğurlu olsun!..


Biraz insaf ve ho
şgörü!..

Sahne 1 – Sarıklı, cübbeli, sakallı koca koca adamlar, Eminönü’ndedondurma yiyen çocukları azarladılar; “Burası Müslüman ülkesi, Ramazan ayında burada dondurma yiyemezsiniz” diye bağırdılar. Etraftan tepki olunca, tartışma çıktı ve sonunda çekip gittiler. Haber gazetelerde videolarıyla yayınlandı; savcıların kılı kıpırdamadı.

Sahne 2: İstanbul’da bir dolmuşta “şort giyen” bir kıza saldıran ve de karakolda “Tahrik oldum” diyen bir adam, hem de “sabıka dosyası kabarık” bir adam, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Tepki ve şikayet sonucu, tekrar göz altına alındı ve tutuklandı.

Atatürk’e ve annesine hakaret eden “sözde” araştırmacılar ve tarihçiler de “böyle tepkiler sonrasında ve ite kakalar ile göz altına alınmış” tutuklanmışlardı.

Gün geçmiyor ki, “laik bir hukuk devletine sahip olan” Türkiye’nin “dört bir yanında” benzer olaylar meydana gelmesin!..

Taaa 1955’lerden beri gazetecilik yapıyorum ve bilemiyorum ki, Adaletin “kanunların ve görevlerin gereği ile değil, tepkilerin zorlaması ile” yerine getirilebildiği bir ülkede, “partisine mensup gazeteci bir milletvekilinin mahkûmiyet kararının Yargıtay yolu açıkken tutuklanması üzerine başlattığı Adalet yürüyüşünden” bile bu kadar rahatsızlık duyulması, “demokrasi adına” ne anlama geliyor?..


O gün ve bugün!..

21 Mayıs 1963; emekli albay ve eski Harp Okulu komutanı Talat Aydemir ve arkadaşlarının giriştiği ve başaramadıkları için tutuklanıp yargılandıkları, Aydemir ile beraber binbaşı Fethi Gürcan’ın “idama mahkum edilip” cezalarının infaz edildiği darbe teşebbüsü… İdama mahkum edilip cezası meclis tarafından onaylanmadığı için infaz edilmeyen albay Osman Deniz…(Erol Dinçer de idama mahkum edilmiş ama Yargıtay cezayı onamamıştı)

İşte bu olayların öncesinde Ankara’da yayınlanan bir gazete, “ihtilalci grupları yakından izlemekteydi ve haberlerini devamlı olarak vermekteydi. Talat Aydemir grubunun, “kokteyl” grubun (ki, içinde Albay Dündar Seyhanlar, Orhan Kabibaylar, Binbaşı Orhan Erkanlılar vardır) ve Türkeş grubunun (27 Mayıs’tan sonra yönetimi ele alan Milli Birlik Komitesi’nin 13 Kasım 1961’de yurt dışına sürülen 14 üyesinin çoğunluğu) hemen hemen her gün açıklamaları, beyanatları, fotoğrafları, toplantıları ile gazetede yer alırdı. En aktif grup Aydemir grubu olduğu için, onların resim ve haberleri ön plandaydı.

Darbe teşebbüsü Aydemir grubundan geldi, 21 Mayıs sabahından itibaren, o gazetenin sahipleri (ki, 4 gazetecidir), genel yayın müdürü  ve yazı işleri müdürleri “Gelip bizi alabilirler” diye günlerce bekleştiler.

Bugün “diktatör ve tek adam” diye yerden yere vurulan İsmet İnönü o günlerde koalisyon hükümetinin başbakanıdır ve sıkıyönetim ilan edilmiştir ama Gazetedeki beklentiler boşa çıkar, “ifade için bile” çağrılmazlar.

Gazetenin sahipleri sonradan TRT’nin kurucu yöneticilerinden ve haber dairesi başkanı olan rahmetli Doğan Kasaroğlu, rahmetli Basri Balcı, Necdet Onur ve Sungar Taylaner’dir, Genel Yayın Müdürü rahmetli Muammer Yaşar ve yazı işleri müdürleri de Necdet Onur ve “Bendim!..”

Ekspres Gazetesi yayınına devam etti, biz de gazeteciliğimize; aradan 54 yıl geçti ve işte bugün!..

 

Talkım ve salkım!..

Sevgili Mehmet Barlas, 22 Haziran Perşembe günkü yazısında, bütün köşe yazarlarına “ders olacak” bir yazı yazdı; “Gazete köşe yazarlığının unutulmuş nitelikler” başlığı ile.

Yıllar önce (29 Ağustos 1939’da Yenigün Gazetesi’nde) Peyami Sefa’nın “Server Bedi” müstear adıyla ve “Muharrirlikte nasıl tutunabilirsiniz” başlığıyla yazdığı yazıyı sütuna almış ve bugünkü bir örneği vererek, güncellemişti.

Türk edebiyatının “Cumhuriyet dönemi önemli yazarlarından olan” Peyami Sefa, “Arsen Lüpen’den esinlendiği Cingöz Recai gibi polisiye halk romanları yazarken” Server Bedi müstear adını kullanıyordu ve Mehmet Barlas’ın sütununa aldığı yazısında şöyle diyordu:

“…Evvela Türkçeyi iyi yazacaksınız. Bu iyi yazmak işini, sade gazetecilik üslubunun talep ettiği dar manada almayın. Bu şekilde her gün imzası çıktığı için herkesin tanıdığı, fakat parıltısız ve alelade bir köşe fıkracısı olursunuz...

İyi yazıdan maksat, hem edebi kaliteye, hem de fikir ve kültür cevherine sahip yazı demek. Bu kültür dar olmamalı. Mesela yalnız hukuk, yalnız tarih, yalnız iktisat yetişmez. Bütün manevi bilgileri, insanlığın bütün fikir tarihini ve bütün modern cereyanları bileceksiniz. Bilmek de kafi değil. Bütün o meseleleri sevecek, her gün düşünecek ve önünüze serdiği muammalar içinde pişeceksiniz.
Her gün bu karanlıklardan çıkmak için, kendi kafanızda bir ışık arayacak, ona doğru koşacak ve okuyucularınızı da koşturacaksınız.”

Barlas, keşke Server Bedi’nin bu yazısını, 21 Haziran sabahı yerine, 15 Haziran Perşembe sabahı hatırlasaydı, belki “16 Haziran Cuma günkü” ve “Üç tane genel başkanlı CHP yönetiminin kafası karışık” başlıklı yazısında, “Adalet yürüyüşüne çıkan Kemal Kılıçdaroğlu için “1 – Kemal Gülen, 2 – Kemal Demirtaş. 3 – Kemal Kılıçdaroğlu” benzetmesini yapmaz, siyasi hayatımızın gelmiş geçmiş “en hafif sesli ve yumuşak tavırlı” liderlerinden biri için, “böylesine acımasız” davranmazdı.

22 Haziran yazısında, köşe yazarlarına “Server Bedi’nin yazısını örnek göstererek, ders verirken”, 16 Hazirandaki yazısında, rahmetli Peyami Sefa’nın “çok sert ve hatta gaddar köşe yazarlığı” üslubundan bugünlere esintiler getirmesi kalemine hiç yakışmadı.

Sözün Özü

Şair Yahya Kemal, şair Tevfik Fikret için “Şark âleminden kafamızı o çıkardı” demişti. Türkiye’yi ise Şark âleminden Mustafa Kemal Atatürk çıkardı…

Şimdi kafamızı da, Türkiye’yi de şark alemine döndürmeye çalışanlar var; üstelik Şark âlemini de iyice küçülerek; Arap âlemi!!!

Ne demişler; “Dünya gider Mersin’e, biz gideriz tersine!..”

 

Çok fakir ülkeler bunlar!..

 

 

Kanada Başbakanı Justin Trudeau(solda), ülkesini ziyaret eden Belçika Başbakanı Charles Michel onuruna öğle yemeği veriyor. (Teşekkürler sevgili kardeşim Serpil Gogen.)

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar