Atatürk / Abdülmecid / Dede Efendi!..

30.6.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

“İstanbul ve Ankara Radyolarında Türk Sanat Musikisi eserlerinin okunmasının ve çalınmasının kısa bir süre kaldırılması” ve bu arada İstanbul ve Ankara’da “Batı Musikisi konservatuarlarının kurulması” sebebiyle, “Atatürk, Türk Sanat Musikisi’ni yasaklattı” iddiası o yıllardan bugünlere kadar hep tartışılarak gelmiştir. “O sekiz aylık uygulamanın sebepleri vardır” ve ayrı bir yazı konusudur. Bugün “bu konuyu ısıtıp ısıtıp, masaya, gazete sütunlarına, TV ekranlarına getirenler” için “bir başka olayı” anlatacağım.

Bunun için de, Doktor / Türk Sanat Musikisi araştırmacısı/ Kemençe sanatçısı / Yazar Dr. M. Nazmi Özalp (1932 – 2006)’ın “Türk Musikisi Tarihi” adlı iki ciltlik kitabından, bir bölümü, sütunuma alacağım.

Bakalım “Osmanlı ne yapmış, Osmanlı padişahları ne yapmış” ve de “Türk Sanat Musikisi’nin en büyük bestekarlarından” İsmail Dede Efendi, nasıl vefat etmiş, okuyalım:

… Dede Efendi'nin hayatında hiç şüphesiz en önemli olay, Sultan 3.Selim'in 1807'de tahttan indirilmesi ve 1808'.de öldürülmesidir. Bundan sonra IV. Mustafa'nın tahta oturması, türlü siyasi kargaşa, ''Kabakçı Mustafa İsyanı'', ''Alemdar Mustafa Paşa vak'ası'', Sultan 11. Mahmud'un padişah olması, saraya Batı mûsıkîsının yerleşmeye başlaması, eski zevk ve sanat anlayışının kalmaması gibi nedenlerle inzivaya çekildi. Zaten mûsıkî ile uğraşılacak huzur ve neşe ortamı da yoktu. işte bu yıllarda mûsıkî ve öğrencileri ile uğraşarak birbirinden güzel eserlerini bestelemeye koyuldu.

Devlet yönetimi düzene girdikten sonra, kendini hatırlayarak saraya davet eden Sultan 11. Mahmud'a musahip oldu. İkinci kez saray hizmetine giren Dede Efendi, sanat açısından en verimli yıllarını bu dönemde yaşadı (1812). Bu yıllar onun en güzel, en sanatlı bestelerini yaptığı yıllardır. Bundan kısa süre sonra da ''Müezzinbaşı'' oldu. Kendini çok takdir eden padişah, yalnız devlet adamlarına verilen bir nişanı bizzat takmış, Ahırkapı'da bir konak ''ihsan'' etmişti.

Abdülmecid ve Dede’nin ölümüı…
Sultan II. Mahmud'un ölümü üzerine tahta geçen Sultan Abdülmecid, babasının derin bir sevgi ve saygı ile bağlı olduğu bu değerli mûsıkîşinastan ilgisini esirgemedi; müezzinbaşılık görevini sürdürdü. Ancak Enderun değer ve önemini iyice yitirmeye başlamış adı ''Muzika-i Humayûn'' olmuş, saray teşkilatı değiştirilmiş, batılı mûsikîşinaslara rağbet artmış, padişah, operet ve opera parçaları dinler olmuş, Osmanlı Sarayı'nı Batı sazları istila etmiş, Avrupa'dan piyanolar getirtilmiş, orkestra ve bando takımları kurulmuştu. Sayılı bir kaç ustanın dışında yüzyılların geleneklerine pek aldırış eden yoktu. Abdülmecid bile, Türk mûsıkîsi'ni iyi bilmediğinden, Dede Efendi'den basit ve sanat değeri olmayan eserler istiyordu. Bütün bunlar Dede gibi bir mûsıkî ustasının katlanacağı şeyler değildi. Nitekim bu duygu ve düşüncelerin etkisi ile, öğrencisi Dellâl-zâde İsmail Efendi ile Saray'ın bahçesinde dolaşırken ''İsmail, bu oyunun tadı kaçtı'' demişti.  Bu olanların etkisi ve yaşının ilerlemesi nedeni ile çoktan beri Hac'ca gitme niyetini açığa vurarak padişahtan izin aldı. ileri yaşında acele olarak Hac'ca gitmeye karar vermesi bu kırgınlığa bağlanır. Dellâl-zâde İsmail Efendi ve Mutaf-zâde Ahmed Efendi ile böylece yola çıktı. O yıl Mekke'de kolera hastalığı salgını vardı. Mekke'de bu hastalığa yakalanan Dede Efendi, Hac ''farizesi''ni yerine getirdikten sonra 29.Kasım.1845 Mina'da, Kurban Bayramı' nın birinci günü, öğrencisi Mutaf-zâde'nin kolları arasında, hayata gözlerini kapadı. Cenazesi Hazreti Hatice'nin mezarının ayakucuna defnedildi. Dede'nin ölümü İstanbul'da olduğu kadar bütün İslâm dünyasında da derin bir üzüntü yarattı… 

******

Şimdi, “haklı sebeplere dayanan 8 aylık bir uygulama için” hâlâ “Türk Musikisi aşığı” Atatürk’e saldıranlara sormak gerekmiyor mu; “Demek ki, neymiş?..”

 

Adalet Ağacı ve gübre!..
“Adalet Yürüyüşü”, bazı kişi ve gruplarca sabote edilerek, korku ortamı yaratılıp “durdurulmak” isteniyor.

Bundan “aptalca” bir düşünce ve davranış olamaz.

Tarihi bilmeyenler, “bunların nasıl geri teptiğini” elbette anlayamayacak kadar “dar kafalı” ve cahildirler.

1960 öncesinde “benzer hareketler, sabotajlar” CHP’nin o zamanki lideri İsmet İnönü’ye de yapılmıştı. “Yapanlara, yaptıranlara nelere mal oldu”; tarih kitaplarında yazılıdır!..

Neyse, ben bugün “başka” bir pencere açacağım; Yürüyüş yoluna, kamp yoluna “gübre dökmüşler!..”

Düşünmemişler ki; “Gübre, ağaçlara güç verir, dalları yeşertir, çiçekler açtırır, çokça meyve alınmasına yarar!..”

Düşünmemişler ki; “Bu gübre Adalet Ağacını güçlendirecektir, dallarını büyütecektir, çiçekler açtıracak, meyvelerini misli misli arttıracaktır!..”

Merak ediyorum; hiç mi, bunlara akıl veren yok?..

 

Bilim ve İnanç çatışır mı?..
1960’lı yıllarda idi; “Rüzgarın Mirası (Orijinal adı: İnherit the Wind)” adlı bir filmdi, beni “Darwin’in Evrim Teorisi ile Yaradılış inancı arasındaki çatışma” ile karşı karşıya getiren. “1925’deki bir olaydan” esinlenilerek senaryosu yazılmıştı.

Amerika’nın bir küçük kasabasında, öğretmen B.T. Cates (Dick York), öğrencilerine Darwin'in teorilerini öğrettiği için tutuklanmıştı. Ünlü avukat Henry Drummond (Spencer Tracy) onu savunuyor, Köktenci politikacı Matthew Brady (Frederic March) ise onu mahkum ettirmeye çalışıyordu. Gazeteci E.K. Hornbeck (Gene Kelly) de davayı gazetesine veriyor, bütün Amerika dava ile ilgilenmeye başlıyordu.

Sonunda “Ne mi” oluyordu; bulun internetten filmi, seyredin; “dev oyuncular” ve enfes bir ders!..

Bugün, Türkiye’de “Evrim Teorisi”, orta öğretim müfredatından kaldırılıyor.

Dünyaca ünlü ve Nobel ödüllü bilim adamımız Aziz Sancar “Ben Müslümanım ve Allah’a inanıyorum. Evrime inanmak gibi bir şey yoktur, Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir” diyor.

Ve ilave ediyor; “Güneşi balçıkla sıvayamazsın. Evrim vardır ve kim ne derse desin bu gerçek ortadadır. Bu gibi abes işlerle uğraşsaydım sigaranın DNA’da kanserojen tahribatının haritasını, Piri Reis Haritası’nı yapabilir miydim?”

Ben, Sancar Hoca’nın “ötesinde” ne söyleyebilir ve yazabilirim ki?..

Sadece, www.mahmuttolon.com’da sevgili Hocamızın “Evrime İnanmak” e -kitabını tavsiye edebilirim, o kadar!..

Sözün Özü 
Fikre fikirle cevap veremeyip, hakaret ve küfürle cevap yetiştirmeye çalışanlarla, rahmetli Türkeş’in MHP’si nereye kadar gider, sevgili ülkücüler; ben söylemeyeyim, sizler düşünün!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar