Karalarken, aklıyorsunuz!..

7.7.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ankara – İstanbul yollarında “Adalet için yürüyen” yüz binlerce kişiye, “Adaletin terazisinde tartılan ‘vicdan’ muhasebesinde ‘insafı yok edecek kadar’ gaddar davranarak”, hem de tekrar tekrar “terörist” diyen, “hain” diyen siyasetçilere…

Ve de, “siyasetçilere yaranmak için”, büyük tepki gören, dahası, yürüyüşçülere “İşte ne kadar haklı olduğumuz ortada değil mi; şu savcıların yazdıklarına bakın” dedirtecek tivitler atan “nasıl olmuşlar ve oldurulmuşlarsa” Cumhuriyet savcılarına da söylüyorum ki; “Yanlış, hem de çok yanlış yoldasınız!..”

Şimdi, sadece yürüyen yüzbinler değil, “Onların arasında ben de olabilirdim” diyen, hatta “Ben de olmalıydım” diye düşünen insanlar, hem vicdanında, hem beyninde kendi kendine soruyor; “Ben de mi teröristim, ben de mi hainim, bu nasıl bir insansızlıktır, saçmalıktır?..”

Bu ne demektir bilir misiniz; “Eğer bu hainlikse, ben de hainim, eğer bu teröristlikse ben de teröristim” diyen, diyecek olan “milyonlarca ve milyonlarca” insan demektir!..

Ya da, “Anayasal haklar kullanılarak son derece barışçıl, her türlü şiddete kapalı olarak yapılan bir eylemi, eğer teröristlikle, hainlikle damgalıyorsak”, işte orada “Damgalamamızın sebebi bir panik atak sendromu olmasın” diye düşünerek “Artık durmamız gerekiyor” demektir!..

Yaptırdığınız anket sonuçları “bu yürüyüşü vatandaşın nasıl karşıladığını” bar bar bağırırken, “size yakın olan” ANAR Araştırma Genel Müdürü İbrahim Uslu “Yürümeyen de olumlu bakıyor” derken, tabanınızda büyük saygı gören yazar Lütfi Oflaz, yayınlanmayan  “Rahatsızım” başlıklı veda yazısı yüzünden  “sizlerle beraber olan” gazetesinden istifa ederken, hiç mi düşünmüyorsunuz; “Biz nerede yanlış yapıyoruz”, diye!..

Kuzum, sizler, “terörizmin yanından bile geçmeyen ve terörizme karşı olan” milyonları, “terörist ve hainler ile bir tutarak” damgalarken, aklınıza gelmiyor mu ki; “terörizmi de, hainliği de aklıyorsunuz!..”

Ahhh, şu havuzlar!..



Son yılların değil, son yüz yılın en sıcak günlerini yaşıyorsunuz. Bayram tatili var. Çoluk çocuk gözünüzün içine bakıyor. Atlıyorsunuz arabanıza, ver elini Güney sahillerimizin bir “beş yıldızlı / *****” oteli!..

Odanıza yerleşiyorsunuz, mayolar giyiliyor; “bunaltıcı sıcağı ve çok yüksek nemi hissetmemek için” kendinizi denize atıyorsunuz; “Ohhh, dünya varmış!..”

Eşiniz, 2 yaşındaki oğlunuzda sahilde oyalanırken, siz şöyle bir açılıyorsunuz. Sahilden her metre uzaklaştıkça, Japon / Çin plajları gibi metrekareye neredeyse 3 – 4 insan düşen kalabalıktan sıyrılıyorsunuz ve kulaç atarken “Ne iyi ettik de geldik” diye mırıldanıyorsunuz.

Sonra yavaş yavaş dönüyorsunuz. Sahilde eşiniz karşılıyor sizi; “Bu kalabalıkta oğlumla beraber denize giremem” diyor ve “Çocuk havuzunu gösteriyor”; Ooo, orada çocuklar çığlık çığlıya merdivenlere çıkıp, kaydırağa atıyorlar kendilerini ve kayarak, havuza; cuuump!..”

Hadi, oğlanı da oraya çıkarıyor ve kaydırıyorsunuz, çok hoşlanıyor; 10 – 15 dakika onu mutlu edip, duşa gidiyorsunuz, sonra da odamıza…

3 Günlük tatil bitiyor ve dönüyorsunuz ama, çocuğunuzda birdenbire “gripal enfeksiyon belirtileri” görülüyor. Yüksek ateş… Halsizlik… Sonra, ellerde, ayaklarda, ağız içinde “içi su dolu kırmızı kabarcıklar”… Adeta “su çiçeği” başlangıcı…

Çocuğunuzu doktora götürürken, birdenbire “aynı belirtiler” sizde de ortaya çıkıyor.

“Arkadaşınız” olan Uzman Doktor, durumu görür görmez, “Tetkikler yapacağız ve teşhis koyacağız ama, eminim ki, sen de bu genç delikanlı da El – Ayak – Ağız Hastalığına yakalanmışsınız, hangi havuzdan geliyorsunuz?” diyor.

Bu hastalığın adını  belki de ilk defa duyuyorsunuz. Sebebi, bir virüs ve “antibiyotik” tesir etmiyor. Öğreniyor ki, “Çok bulaşıcı, her yerde, her şeyden geçebiliyor” ve de “ilacı yok!..”

Sadece “ağrıyı giderici ve kaşınmayı önleyici” spreyler işe yarıyor; kendisini de, oğlunu da bir nebze rahatlatıyor. Tek “etkili tedavi”; hijyen, yani, “temiz olmak”, bol bol el yıkamak, gıdaya dikkat etmek; yoğurt, süt, püre, çorba, muhallebi gibi gıdalar; baharatlı, asitli, kızarmış yiyecekler yasak!..

10 gün içinde hastalık kayboluyor, bir süre küçük kırmızı baloncukların izi kalıyor ve… Dikkat edilmezse, “nüksedebiliyor!..”

Doktor arkadaşınız diyor ki; “İş yerlerinden, sınıflardan, kreşlerden, ana okullarından, otobüs ve metrolardan, her yerden virüsü almak mümkün. Ama en büyük kaynak, havuzlar… Sanırım siz de havuzdan almışsınız. O havuza gireceğinize, İzmir Körfezi’ne girseydiniz, daha az riskli olurdu. Bu sıcakta ve bu kalabalıkta, kim, neyi, nasıl kontrol edecek; hele bizde!..”

Buyurun size 5 yıldızlı bir otelin havuzundan geriye kalan “baba elinin resmi”; oğlunun resmini koymaya kıyamadım...

“Paranla rezil, pardon hasta olmak” işte böyle bir şey; herkese iyi tatiller!..

Kapanan tamam da, ya açılacak olan?..

Meral Akşener, “hafıza – i beşerin nisyan ile malûl olduğunu” unutmamalı!..

Çok iyi bilir ki, “Demir tavında dövülür” sözü, “insanoğlunun hafızasının ne kadar unutkan olduğunu” anlatan bir başka atasözüdür!..

MHP’nin “hakaretten başka söyleyeceği söz kalmamış” yöneticileri ile yaptığı “mahkemelik” mücadelenin, “Referandum öncesi daha da artan rüzgarının yerine yeller esmeye başlayacağını” unutmamalı!..

“MHP defterimi kapattım”, onun yollarını gözleyen büyük halk kitleleri için “pek bir şey ifade etmiyor”; herkes kendisinin “açacağı defter bekliyor!..”

“Yeni bir parti mi, kuracak” yoksa Merkez Sağ’ın partisi olan Demokrat Parti üzerine “bundan sonrasını bina edecek” artık karar vermeli ve adımlarını “sağlam basarak” atmalı!..

Yoksa “Bir Meral Akşener vardı, ama…” hikayesi anlatılmaya başlanır ve gün gelir, bu hikâye “büyüklere masallar” kitabında yerini alır!..

Sözün Özü

Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Allah onları yere geçirmiştir; inkarcılara da onların başına gelenin benzerleri vardır. (Kuranı Kerim  - MUHAMMED / 47/ 10 – Diyanet meali)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar