Geliyor!..

21.7.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Beni yakından tanıyanlar, ailem, dostlarım, meslektaşlarım bilirler, onun için kimseden hele hele okuyucularımdan saklamama gerek yok, yazmamda da sakınca yok!..

Milletvekili seçimlerinde ilk defa 1961’deki seçimde oy kullandım ve o günden bugüne, gerek genel seçimlerde, gerek yerel seçimlerde “hiç aksatmadan” sandık başına gittim.



Bu süreçte, “hiç ‘acaba’ demeden, tereddüt etmeden oy verdiğim iki parti” oldu; Alpaslan Türkeş’in CKMP / MHP’si ve de Turgut Özal’ın ANAP’ı!..

Bakınız, “lider isimleri ile sınırlıdır” bu partilere “hiç ‘acaba’ demeden, tereddüt etmeden oy vermem!..”

Elbette “o liderler ebediyen aramızdan ayrıldıktan sonra” da o partilere oy vermişliğim var; ama “oy verirken, gönül rahatlığım hiç tam olmadı”; tıpkı Celal Bayar – Adnan Menderes ikilisinin izinden giden ve “Süleyman Demirel ile özdeşleşen” 1960 sonrası partilerine oy verirken ki, haleti ruhiyem” gibi!..

Peki, CHP’ye hiç mi oy vermedim; “yerel seçimler haricinde” sadece bir defa; onda da rahmetli Bülent Ecevit beni kandırdı; onun partisine oy verdiğim seçimlerden hemen sonra gitti, Necmettin Erbakan ile koalisyon kurdu ve bana da “Elim kırılsaydı da oy vermeseydim” dedirtti!..

Bütün bunları “neden” yazdım; eğer beni kandırmıyorlarsa ve aldatmayacaklarsa, “yeni yıla” evet 2018’e, “gönül rahatlığı ile, tereddüt etmeden, ‘acaba’ demeden oy vereceğim bir parti ile gireceğim”; Allah sağlık verir de yaşarsam, bana “son yılların en büyük, en tatlı ve en keyif verici yeni yıl hediyesi olacak” yeni kurulacak parti!..

Sinan Ogan’ın “ihtiraslarının kurbanı olarak” davayı yarı yolda bırakabileceğini tahmin ediyordum. Koray Aydın’ın ise Devlet Bahçeli’nin MHP’sinden ayrılabileceğini zaten düşünmüyordum.

İnanılmaz bir “demokrasi” mücadelesi veren, devlet adamlığını “tevazu” ile taçlandıran “bilge” Ümit Özdağ’ın “Yeni kurulacak partinin genel başkanı Meral Akşener olacaktır” dediğini duyduğum an, gözlerim nemlendi. 1960 sonrası Ankara’da çıkan ÖNCÜ Gazetesi’nin yazı işleri müdürü iken “yakından tanıma imkanı bulduğum” rahmetli Milli Birlik Komitesi üyesi ve 14’lerden Muzaffer Özdağ’ın oğluydu, o.

1965 seçimlerinde, Alpaslan Türkeş’in lideri olduğu CKMP (Daha MHP olmamıştı)’nin, Türkeş ve partinin genel sekreteri olan babam (Fuat Uluç) ile beraber Meclis’e giren 11 milletvekilinden biri olmuştu. 

“O babanın oğlu” yanıltmadı halkını ve ülkücüleri, “dava bayrağını” elinden hiç düşürmedi, düşürmüyor!..

“Atatürklü, sınırları Atatürk milliyetçiliği ve ‘Ne mutlu Türk’ün diyene’ sözü ile çizilmiş ‘Türk’ tarifini, laikliği, demokrasiyi, cumhuriyeti, tek devleti, tek milleti, tek vatanı, tek dili, güçler ayrımı ile güçlendirilmiş adaleti, dahası sosyal adaleti kırmızı çizgileri yapmış, Türk halkının büyük çoğunluğunu kucaklayacak” bir partiydi gelen; daha ne olsun?..

Eskilerin bir sözü vardır; “Efradını cami, ağyarını mani”; yani, “olması gerekenlerin içinde, olmaması gerekenlerin dışında olacağı” bir parti; Türkiye’nin ve “Türküm” diyenlerin partisi, on milyonların partisi ve de Bahçeli ve arkadaşları tarafından “ortalıkta bırakılan” ülkücülerin partisi!..

Ülkeye, millete, devlete, cumhuriyete, demokrasiye, halkımıza ve hepimize hayırlı, uğurlu olsun; gel 2018, gel!..

+++++

Nereden nereye?..

Bir biyografi köşesinden:

“… Ümit Özdağ ilk, orta ve lise eğitimini TED Ankara Koleji’nde gerçekleştirmiştir. Lise yıllarında Ankara’da Çankaya Ülkü Ocakları’nda ve Ankara Koleji’nde ülkücü hareket içinde siyasi mücadeleye başlamıştır. Bu mücadele sürecinde ülkücü faaliyetlerden dolayı, Ankara Koleji’nden, 1977/78 öğrenim yılının son günü dersler tamamlandıktan sonra atılmıştır. Bundan dolayı, Ümit Özdağ lise diplomasını Ankara’da Aktepe Lisesi’nden almıştır.”

Ne garip bir tesadüftür ki, Özdağ, “Ülkücülerin partisiyiz” diyenler tarafında da, 40 yıl sonra “MHP’den ihraç edilmiştir”; bilmem ki bu tesadüf, birilerinin yüzünü kızartmıyor mu?..

++++++ 

Öfke baldan tatlılıdır, ama…

“Hero” tişörtü ile duruşmaya gelmeye kalkışan FETÖ sanığına “hatta çok kızgın tepki koymak” devletini, ülkesini, cumhuriyetini seven her Türk vatandaşının hakkıdır ve koymakta da haklıdır!..

Ama “devlet” kızmaz, devler öfkelenmez, devlet “baldan tatlı olan öfkeye kendini kaptırmaz”, kaptıramaz!..

“Tek tip kıyafet” önerisi “haklı sebeplerden” kabul edilebilir; amma…

“Guantanamo” gibi “bütün Dünya’da nefret uyandıran” bir örneği vermeden ve “Kafalarını koparacağız” demeden!..

“Böyle bir tablo”, kimsenin şüphesi olmasın ki, “Guantanamo cehennemini yaratanlar” için bulunmaz bir fırsattır ve çok yakında “tek tip kıyafetli tutuklular ve mahkumların fotoğraflarıyla, IŞİD’in, infaz ettiği ve edeceği turuncu kıyafetli mahkumlarının fotoğraflarını” yan yana koyacak ve altını “iftiralarla, yalanlarla doldurarak” dünyaya yayacaklardır!..

Türkiye’nin “dünyaya algı iletişimi, Guantanamo’yu yaratanların yanında hiç mertebesindedir” ve böyle “orantısız bir mücadelenin gazetelerin sayfalarında da, TV’lerin ekranlarında da, sosyal medya kanallarında da peşin galibi ve mağlubu bellidir!..”

Bu adıma dikkat etmek, sonunu iyi düşünmek ve iyi hesaplamak durumundayız!..

++++++

Sözün Özü

 

“Siyasette ‘stepne olanın’ sonu” için çok iyi bir örnektir, Tuğrul Türkeş’in düştüğü durum; Devlet Bahçeli’ye de ders olmalıdır!..

+++++++

Cihat!..

Cihat’ı “Allah’ın yolunda, Kuran’ın yolunda ve Hazreti Muhammed’in yolunda olan “o yoldan ayrılmayan” hocalar anlatacaksa, çocuklarımıza ve gençlerimize, endişe etmeye gerek yok, hatta “Cihat’ın ne olduğunu anlatacakları, ortalıklarda gezen, kulaklara fısıldanan yalanları, IŞİD kafalıları ayıklayacakları için” o hocalara ve “eğitim müfredatına Cihat’ın anlatılmasını koyanlara”, babalar / analar olarak teşekkür etmemiz lâzım!..

Amma, “İstiklal Savaşı” için “Keşke Yunanlılar kazansaydı” diyen zihniyetin sahipleri gibiler anlatacaksa, o zaman Allah korusun çocuklarımızı ve gençlerimizi!..

“Müfredat başka” asıl olan “uygulama”; İşte bu konuda “Ben endişeliyim ve ümitli değilim”; inşallah yanılırım!..

Bakınız Türk Dil Kurumu sitesine giriniz; Güncel Sözlük’e tıklayınız, çıkan arama sütununa “Cihat” yazınız, karşınıza çıkan karşılık, “Din uğruna yapılan savaş” olacaktır.

İşte bunun için endişeli ve umutsuzum; halbuki “Kuran’ın yani Allah’ın ve Hazreti Peygamberin cihadı”, bu kadar dar anlamda ve “savaş” kelimesiyle noktalanan bir manada değil, “mücadele, gayret, çaba” gibi çok daha yumuşak ifadelerle anlatılan aydınlık ve çok büyük bir ilahi kapı!..

Altını çizerek tekrarlıyorum; “Kimler, nasıl anlatacak cihadı”; işte bütün mesele!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...