Anaksagoras; “Ben Urla’da mutluyum!..”

28.7.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Milattan 500 yıl önce yaşayan Urlalı filozof Anaksagoras’ın geçen ay Urla Meydanı’na konulan heykeli ile ilgili olarak “Benziyor, benzemiyor tartışmaları” başlatılmış, bu arada avucunun içindeki “Güneşi, gezegenleri, ayı sembolize eden” küre de çalınmıştı. O yetmiyormuş gibi, bir de tartışmalara bir Yunan Adası belediyesi burnunu sokmuştu.

Aslında, Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar başta, açılışa katılan çoğunluk, “Anaksagoras Heykelininin Urla Meydanındaki yerinin değiştirilmesi görüşünde birleşmiş” ve Başkan “Ona Urla taşından görkemli bir koltuk yaptırarak, Belediyenin yanındaki parkın içine koyacağız” demişti.

“Hırsızlık olayı” da olunca, heykel, koltuğunun ve avucuna konacak yeni kürenin yapım süreci için meydandan taşınmıştı.

Bunu fırsat bilerek, Anaksagoras ile nir sohbet imkanı buldum ve “Hoş geldin, hoş bulduk” faslından sonra, ona sordum; “Heykelin sana benzemiyormuş, Yunus Emre’ye benziyormuş, doğru mu” diye…

Güldü; “ Bunu söyleyenler kimler? Benim heykelimi yapmak isteyip de yapamayan birkaç kişi. Beni nerede görmüşler de, Urla Meydanına konulan heykelimin bana benzemediği yaygarasını koparıyor, oraya buraya,  gazetelere, TV’lere açıklamalar yapıyor, yazılar gönderiyorlar. Ben gülüp geçiyorum, herkes de gülüp geçsin!..”




Ünlü filozofun yüzüne dikkatle baktım,  gözlerinde hafif bir gülümseme ışığı gördüm ve sordum; “Yani memnun musun?..”

Bir kahkaha attı; “Tabii memnunum. 2500 yıl sonra doğduğum yere döndüm. Hem de Mahmut Tolon Hoca başta Urlalı sevdalılarımın onca mücadelesinden sonra. Heykelimi yapan Tülay Hanım’a da çok teşekkür ederim. Eğitimi ile, sanatçılığı ile, gerçek bir heykeltıraş. Beni, Önasya insanının özellikleri olan yumuşak hatlara kavuşturarak Urla Meydanına döndürmesi, çok hoşuma gitti. Hele hele heykelimin benden 1800 yıl sonra yaşayan, tanışma imkanı bulamadığım ünlü Türk şairi, filozofu Yunus Emre’ye benzetildiğini duyunca, çok da gururlandım, memnun oldum. O da benim gibi bir Önasyalı, Anadolulu.”

Tam bir soru daha soracaktım ki, “Bak” dedi; “Dünya’da onu da, beni de görüp tanıyan kimse var mı?  Bizim bire bir, yüz yüze resimlerimizi, heykellerimizi yapan var mı? Benim kime bezneyip, kime benzemediğimi, Yunus kardeşin kime benzeyip, benzemediğini kim, nasıl iddia edebiliyor? Ben böyleleri ile Atina’da da tanışmıştım. Perikles olmasaydı, bu zihniyetin temsilcileri öldüreceklerdi beni. Çanakkale’ye sürgünle kurtardım, başımı. Aldırmayın onlara. Ben Urlalılara teşekkür borçluyum ve işte ediyorum. Yaz, Öcal bey…”

Kızmış gibiydi, konuyu değiştirdim; “Ama, Urla Meydanı’ndaki heykelinizin elindeki ‘Güneş’i, gezegenleri, Ayı temsil eden’ yuvarlak küreyi çaldılar, üzülmediniz mi?..”

Kafasını salladı; “Üzülmez olur muyum. İnsanoğlu bu. Kimisi Aydaki en büyük kraterlerden birine adımı verir, kimi de Urla meydanındaki heykelimin elindeki Ayı çalar. Bilimin temelinde yatan evrimin değişmez ilkesidir, kimleri doğru evrilmişledir, kimileri eğri. Sizler de üzülmeyin, biliyorum çok kısa zamanda avucumun içinde gene gezegenleri, ayı, güneşi sembolize eden o küre olacak ve benim heykelim Urla Meydan’ında çok daha güzel bir yere konacak. Belediye Başkanımız Sibel Hanım söz verdi. Ona güveniyorum.”

“Peki ama” dedim; “Ya Yunanlı bir ada belediyesinin, bu ‘Benziyor, benzemiyor’ tartışmasına burnunu sokmaya kalkışması?..”

Gene güldü; “Siz onlara aldırmayın. Perikles beni Çanakkaleye kaçırmasa, öldürmüşlerdi beni. Şimdi mi bana sahip çıkmak akıllarına geldi. Hangi Yunanlı görmüş de beni, Urla’daki heykelimin bana benzemediğini iddia edebiliyor? 2500 yıl önce resmimi mi yapmışlardı, heykelimi mi dikmişlerdi de, şimdi ‘kıskanan’ birkaç Urlalının çıkardığı tartışmayı bahane ederek bana sahiplenmeye kalkışıyorlar. Aldırmayın onlara, Anadolumuzda bir atasözü var; İt ürür, kervan yürür. Siz beni bundan sonra hep oturacağım yere taşıyın, oraya koyun, bana yeter. Artık her gün Urlalılarla beraber olacağım, daha ne isteyeyim?..”

Koca filozofa, Dünyanın ilk astronomi bilginine teşekkür ettim. Ayrılırken, arkamdan “Ben anayurdumun insanlarının arasında olmaktan çok mutluyum, mutlu olarak da kalmaya devam edeceğim” diye fısıldadığımı duydum.

Şimdi de, işte “duymak istemeyenlere” bu gerçeği duyuruyorum; duyun da, tezvirat yapmadan, oturun oturduğunuz yerde. Anaksagoras, “kimsenin değil”, Önasyalılar, yani Anadolulular başta tüm insanlığındır!..


Quo Vadis?..

İnanamadım; “18 yaşındaki öğrenciler bile, yurtlarda, tutacakları evlerde , o evlerin odalarında “iki kişi yatamayacaklarmış”; neden, neden, neden; “Tacizler, tecavüzler, sapıklıklar oluyormuş”, bunu önleyeceklermiş!..

Ey benim “üstün” akıllılarım; “Üçlü olursa bunlar olmayacak mıymış”, dahası “taciz ve yatak zabıtaları kurup”, yurtları, evleri mi basacaksınız?..

Peki ya, bu evlerden birinde, ihbar sonrası yapılan baskın sırasında, “18 yaşında milletvekili seçilme hakkını verdiğiniz ve de milletvekili seçtirdiğiniz” iki genç milletvekili o zabıtaların karşısına çıkarsa ne olacak?..

Bu kafa, “5 yaşındaki çocuğa 15 Temmuz’u, 6 yaşındaki çocuğa Cihat’ı anlatmaya kalkan” kafadır, Mısırlıoğlu’lar, Cübbeli Ahmet’ler kafasıdır, işte!..

Allah sonumuzu hayretsin; “OHAL var”; başka ne diyelim?..


Aziz Kocaoğlu’na mesaj!..

Sayın Başkanım, stop… Ben bu satırları yazarken, 20 gün olmuştu, İzmir Körfezi’nde vapur yolcu taşımacılığının “toplu sözşeme anlaşmazlığından dolayı” durması, stop… O günden bu yana, her gün sabah / akşam on binlerce, kim bilir belki de yüz binlerce İzmirli işe gidip gelirken, perişan oluyor, stop… Sendika başkan ve yöneticileri her gün konuşurken, Sizden, “işveren” durumunda olan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden ses seda çıkmıyor, stop…

Grevin başında Belediye Meclisi’nde yaptığınız bir konuşma hariç, bu konuda Belediye yönünden bugüne kadar gelen tek “resmi” bilgi yok, stop… Maalesef, İzmir’de gazeteci kalmamış galiba, her gün beraber olduğunuz onca gazeteci de size “bu konuda soru sormuyor”, hâlbuki yüz binlerce İzmirli sizden “Ne olup bittiğine, ne olacağına dair haber bekliyor”, stop…

Metrolarda, otobüslerde, tramvaylarda yazın bu nemli ve bunaltıcı sıcağında balık istifinin de üstünde olarak gidip gelen insanların “sizden haber beklemeye” hakları var, sevgili Başkanım, stop… Etrafınızda bir kişi de çıkıp, size “Sayın Başkan, İzmirlinin durumu vahim, kamuoyu çok öfkeli, sizi sevenler ve oy verenlerin homurdanmaları nezaket sınırlarını çok aştı, bir açıklama yapın, kamuoyunu aydınlatın” demiyor mu, stop… Saygılar, stop…Öcal Uluç, stop...


Sözün Özü

Türkiye Futbol Direktörü ve Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim, istifa etti; Bâde harab – ül Basra!..

(Bu sözün tercümesi; “Basra harap olduktan sonra.”)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...