Altı ayda çok şey değişti

4.8.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

ABD Başkanı Trump’ın bu yılın ocak ayında görevine başlamasından bu yana siyaset, güvenlik ve ekonomi gibi alanlarda çok şey değişti. Milyarlarca dolara varacak alt yapı yatırımlarına başlanacak, kaynak sağlamak için borç alınacak, bütçe açık verecek ve böylece dolar değer kazanacaktı. Henüz böyle bir yatırımın işareti görülmedi. ABD’nin ikili ticarette açık verdiği ülkelere ve özellikle Çin ve Almanya’ya karşı koruma önlemleri alınacaktı, gerçekleşmedi. ABD, Kanada ve Meksika’nın oluşturduğu Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) ya yeniden görüşülecek ya da feshedilecekti, herhangi bir girişime rastlanmadı. Amerika’nın yoksul halkına yönelik zorunlu sağlık sigortası (Obama care) yeniden düzenlenecek, sistem gönüllü hale getirilecek ve kapsamı daraltılacaktı, geçen hafta Senato’da reddedildi. NATO için modası geçmiş bir kurum denildi, sonra yakın işbirliğine gidildi. Seçim öncesinde Rus yetkililerle temas edildiği ve hatta Rusya’nın seçimlere müdahale ettiği iddialarına karşı inandırıcı açıklamalar yapılamadığı gibi, bu iddiaları soruşturmak için özel bir yetkili görevlendirildi. Medya ile ilişkiler daha önce görülmemiş bir gerginlik içine girdi. Çok sayıda danışman görevden alındı. ABD’nin Orta Doğu politikasında belirsizlik hakim oldu. Yönetime güven azaldı.

Başkan Trump, iki konuda somut adımlar attı. Daha önceki Başkan Obama tarafından imzalanan ve dünya ekonomisinin yüzde 40’ını kapsayan Trans Pasifik Ortaklığı’ndan ayrıldı. ABD’nin bu bölgedeki ekonomik egemenliğini ve hatta dünya serbest ticaret liderliğini Çin’e bıraktığı iddialarına yol açtı. ABD ile AB arasında imzalanan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Anlaşması’nın akıbeti ise halen belirsizliğini korumakta. İkinci somut adım ise ABD’nin Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmek oldu. Bu karar bütün dünyada tepkilere yol açtı.

Bütün bu gelişmeleri hatırlatmamızın nedeni, ABD iç politikasının bir analizini yapmak değildir. ABD, gerek ekonomik ve gerekse güvenlik alanlarında bir dünya lideridir ve aldığı kararlar, küreselleşen dünyada herkesi etkilemekte ve farklı beklentilere sebep olmaktadır. Bu yılın başlarındaki beklenti, ABD’de enflasyonun yükseleceği, işsizlik oranlarının hedeflenen seviyeye ineceği, FED’in faiz artışına gideceği, doların değer kazanacağı ve dış finansman ihtiyacına bağlı ülkelerin kaynak bulmakta zorlanacağı şeklindeydi. Bu ülkelerden biri de Türkiye idi. Herkes büyüme hızını ve para politikasını bu duruma göre ayarlayıcı önlemler geliştiriyordu.

Ağustos ayının başlarında ise çok farklı bir tablo ile karşılaştığımızı söyleyebiliriz.

Dış kaynak bulmakta zorlanmak bir yana, küresel sermayenin gelişmekte olan ülkelere daha yoğun bir şekilde girişine şahit oluyoruz. Global risk iştahı artmıştır. Bu yıl gelişmekte olan ülkelere 970 milyar dolar gireceği ve bu rakamın gelecek yıl 1,4 trilyon dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir. ABD enflasyon seviyesinin daha bir süre yüzde 2’nin altında kalacağını tahmin eden FED’in yakın bir gelecekte faiz artırımına gitmeyeceği ve muhtemelen Eylül ayında bilançosunu küçültmek için piyasaya verdiği likiditeyi geri çekmeye başlamakla yetineceği anlaşılmaktadır. Avrupa Merkez Bankası (ECB) da parasal genişleme konusunu Eylül ayında görüşecek ve faiz konusunu bu görüşmeden sonra gündeme getirecektir. Çin ve Japonya’nın da parasal genişleme politikasını sürdürmesi beklenmektedir.

Türkiye’nin bu gelişmelerden olumlu bir şekilde etkileneceği açıktır. 35-40 milyar dolarlık cari açığı olan ve yılda yaklaşık 200 milyar dolarlık dış kaynağa ihtiyacı bulunan bir ülkeyiz. Ucuz ve bol dış kaynak, hem cari açığın ve hem de büyümenin finansmanını daha kolaylıkla sağlamamıza yardımcı olacaktır.  Nitekim Temmuz ayının ilk üç haftasında ülkemize toplam 2,5 milyar dolarlık dış kaynak girişi olmuştur. Gelişmiş ülkelerde faiz hadleri düşük kalınca, yabancılar düşük faizle borçlandıkları paraları, yüksek faiz veren ülkelere aktarmaya devam edecek gibi görünmektedir(carry trade). TCMB da, Eylül ayında FED ve ECB’nin vereceği kararları beklemeye karar vermiş ve dolayısıyla, faiz indirimi yolundaki telkinlere rağmen, faiz hadlerinde bir değişiklik yapmama yolunu seçmiştir. Faiz indiriminin temel şartının, enflasyonun aşağı çekilmesi olduğu bilinmektedir. Mali yapının bozulması, bütçe açığının artması ve iç talebin giderek tırmanması, enflasyonun anlamlı bir biçimde düşürülmesine engel olabilecek gelişmelerdir. Büyümenin, iç talebin yükselmesi yerine üretim ve ihracata dayandırılması esas olmalıdır.

Açıkça söylemek gerekirse, bol ve ucuz olsa da, ülkeye gelen sıcak paranın kısa vadeli ve spekülatif nitelik taşıdığı, daha uygun mali ve güvenlik koşulları taşıyacak ülkelere hemen gidebileceği unutulmamalıdır. Geçmişte bu durumun örnekleri yaşanmıştır. Önemli olan, sıcak para yerine veya yanında doğrudan yabancı sermaye girişinin arttırılmasıdır. Kalıcı olan sermaye budur. Bunun gerçekleştirilmesi ise hukuk, vergi düzeni, kalifiye eleman eğitimi gibi hususlar dahil güvenli ve karlı bir yatırım ortamının sağlanmasına bağlıdır.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...