Buyurun Cenaze Namazına!..

17.8.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM Gazetesi Yayın Kurulu üyesi “gazeteci – yazar” Serkan Aksüyek, “haftalık yazılar yazdığı” Ege Telgraf Gazetesi’nde “bir aydır”, Karşıyaka’da “25 yıldır yan yatarak, birbirine yaslanmış hâlde duran ve yüzlerce insanın yaşadığı” binaları gündemine aldı.

“Bostanlı’nın Yamuk Binaları İçin Top Şimdi Büyükşehir’de” başlığı ile “son yazdığı yazı” Türkiye’nin boğazına kadar içine battığı “Bürokrasi Çukurunu” bütün dehşeti ile ortaya koyuyor.

Acı gerçek ortada; Ankara’da Bakanlıklar, İzmir’de Vilayet

Karşıyaka ve Büyükşehir Belediyeleri dörtgeninde gidip gelen yazışmalarla geçen her gün, “hemen hemen her gün irili ufaklı depremlerle sarsılan” EGE’nin kalbi İzmir’deki “o binaları ve orada yaşayanları” ölüm riskiyle kucak kucağa bırakıyor!..

İşte, BÜROKRASİ canavarının “insanların hayatı ile nasıl alay ettiğini” ortaya koyan “dehşet verici” o yazı:

 

… Bu sütunların takipçisi okurlar, “Bostanlı’daki yamuk binaları” yaklaşık iki aydır ısrarla dilimize doladığımızı anımsayacaklardır. İzmir’in Karşıyaka ilçesi Bostanlı Mahallesi’nde 25 yıldır birbirine yaslı hâlde duran ve adeta mahallenin “simgesi” olan binaların yarattığı büyük tehlikeye dikkat çekiyoruz.

İzmir ve çevresinde sıklıkla deprem yaşıyoruz. Yüzlerce insanın yaşadığı ve altındaki kafe restoranlar günün her saati dolu olan bu yamuk binalar neden yıkılamıyor? Bostanlı’nın her sokağında binalar üçer beşer yıkılıp yenilenirken, herkesin gözünün önündeki bu yapılar yıkılmak için neyi bekliyor? Şiddetli bir depremde bir facia yaşansa, felaketin sorumlusu kim olacak?

Sorularımız bu kadar basit ve anlaşılır aslında…

“Ha Yıkıldı Ha Yıkılacak” başlığı ile 17 Haziran 2017’de yayınladığımız haberin ardından, 1 Temmuz’da aynı soruları sorduk. O günden bugüne de “Fikrî Takip” köşemizde her hafta sormaya devam ediyoruz. Bu basit sorularımızın muhatapları olan Karşıyaka Belediyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nden yaklaşık iki aydır yanıt alamamıştık. Neyse ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İzmir İl Müdürü Selahattin Varan, detaylı bir bilgi notu göndererek sorularımızı yanıtladı.

Sayın Varan’a ve ekibine duyarlılığı için teşekkür ediyorum.

YAZIŞMA TRAFİĞİ…

Yapılan yazılı açıklamada 2013 yılı Nisan ayından bugüne, yaklaşık dört buçuk yıldır Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Karşıyaka Belediyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Valiliği İl Mahalli İdareler Müdürlüğü arasında çok yoğun ve birbirini anlamayan bir yazışma trafiği yaşandığı görülüyor.

Okurlarımı sıkmadan yazışmaların içeriklerini özetlemek istiyorum…

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, 4 Nisan 2013 tarihinde Karşıyaka Belediyesi’ne yazı yazarak 1359 numaralı adada bulunan 11 yapının  “zemin sorunları nedeniyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıması nedeniyle söz konusu alanın riskli alan ilan edilmesini” talep ediyor.

İl Müdürlüğü, 29 Temmuz 2013 tarihinde Karşıyaka Belediyesi’ne bir kez daha yazı yazarak “yapıların riskli yapı tespitinin yapılmasını” talep ediyor.

Karşıyaka Belediyesi, 2 Ağustos 2013 tarihinde 1359 adanın riskli alan ilan edilmesi ve Belediye’ye yetki verilmesini talep ediyor.

Aradan yedi ay geçiyor.

Devreye Çevre ve Şehircilik Bakanlığı giriyor. Bakanlığın 28 Mart 2014 tarihli yazısında, riskli alan ilan teklifinin, alanın asgari alan büyüklüğünü sağlamaması nedeniyle kabul edilmediği ve taşınmazların riskli yapı tespiti yaptırılmak suretiyle uygulama alanı olarak belirlenmesinin uygun olacağı belirtiliyor.

Aradan altı ay daha geçiyor…

Karşıyaka Belediyesi’nin 8 Eylül 2014 tarihli yazısında “adadaki binaların azami yükseklikleri aynı kalmak kaydıyla geçerli imar planında belirlenen kat adedinden bir kat fazla yapılaşıldığı ve yeni mevzuata göre her blokta bir kat azalma olması nedeniyle binalarda oturanların riskli yapı başvurularının yapılmadığı” belirtiliyor ve Riskli Alan ilan edilmesi talebi tekrarlanıyor. Yani iş, “bir kat fazla, bir kat eksik” tartışmasına boğuluyor. Apartman sakinleri “şu anda şiddetli bir deprem olabilir ve hepimiz ölebiliriz” demek yerine, önceliği ranta veriyorlar. Bu arada zaman su gibi akıp gidiyor.

Devam edelim…

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu durum üzerine 16 Ekim 2014’te bir yazı yazarak, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Yapıların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun kapsamında riskli alan teklifinin değerlendirildiğini, rezerv yapı alanının belirlenmesine ihtiyaç olduğunu belirtilerek, buna ilişkin iş ve işlemlerin tamamlanması halinde söz konusu alan teklifinin değerlendirilebileceğini söylüyor.

İKİ YILLIK SUSKUNLUK

Aradan iki yıldan fazla bir süre geçiyor.

Bakanlık, 3 Kasım 2016 tarihinde alan bazında uygulama yapılabilmesi için ihtiyaç duyulacak “Rezerv Yapı Alanı” belirlenmesine ilişkin kendilerine bir çalışma iletilmediğini ve bu nedenle söz konusu riskli alan teklifinin değerlendiremediklerini belirtiyor.

Karşıyaka Belediyesi bunun üzerine 25 Kasım 2016’da İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bir yazı yazarak alanda “olası bir can ve mal kaybının önüne geçebilmek” amacıyla ortak bir çalışma yapılarak dönüşümün gerçekleştirilmesini talep ediyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ise 30 Aralık 2016 tarihinde Karşıyaka Belediyesi’ne verdiği cevapta, değerlendirme yapılabilmesi için yürürlükteki imar planında 11 binanın yer aldığı adanın dâhil olduğu “Özel Planlama Alanı” için geçerli olan plan notu hazırlanması gerektiğini söylüyor ve tüm bilgi ve belgeleri talep ediyor.

VALİLİK DE DEVREDE

Bu kez devreye Valilik giriyor.

5 Haziran 2017’de İzmir İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nün teknik yetkilileri tarafından binalarda kapsamlı bir inceleme yapılıyor. Uzmanların 6 Haziran 2017 tarihli raporlarında “binaların can ve mal güvenliği açısından tehlike arz ettiğini” ifade ediliyor ve gereğinin yapılması isteniyor.

Valilik bünyesindeki İl Mahalli İdareler Müdürlüğü bu tutanak kapsamında 12 Haziran 2017’de, yani Karaburun’da meydana gelen 6.5 büyüklüğündeki depremin olduğu gün, riskli yapı tespit çalışmalarına ilişkin tüm bilgi ve belgeleri Karşıyaka Belediyesi’nden talep ediyor.

Karşıyaka Belediyesi’nin İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı bünyesindeki Merkez Kent Uygulama İmar Planlama Şube Müdürlüğü’ne yolladığı tüm bilgi ve belgeler, bilgi amaçlı olarak 5 Temmuz 2017 tarihli yazı ile Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne de iletiliyor.

İYİ Kİ DEPREM OLMAMIŞ

Şimdi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu çalışmayı yapması ve sonucunu ilgili tüm kamu kuruluşlarına bildirmesi gerekiyor.

Haberimizi buraya kadar okuyanların “Offf” dediklerini duyar gibiyim. Ortada bir facia riski var. Bu binaların karşısına geçen ve manzaraya bakan herkes; bir an evvel yıkılmaları gerektiğini anlar.

Dört buçuk yıldır devam eden tüm bu yazışma trafiği sırasınca İzmir’de yıkıcı bir deprem olmamasına şükür etmemiz gerektiği de ortaya çıkıyor…

Sözün Özü

 “Suçlu olan, hatta henüz suçlanma bandında bulunan kişilerin aile fertlerinin de damgalanması, teşhir edilmesi ve hatta suçlanması bir zamanlar “ancak komünist ve faşist diktatörlüklerde görülen” bir uygulamaydı. Ne yazık ki bugün basınımızın her iki tarafında da bu “teşhir, damgalanma ve suçlanma” furyası  pek revaçta ve “bu iddialar ve ihbarlar sonucu” bir çok “insan” damgalanıyor, hırpalanıyor; nerede “insan hakları?..”

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...