Revizyon kime yarar, kime daha çok zarar verir?

25.8.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Önce klasik bir söylem ile başlayalım.’ Türkiye, tam üye olmadan, AB ile Gümrük Birliği Anlaşması’nı imzalayan tek ülkedir’. Söylem doğrudur.1995 yılı sonunda siyasiler bir an önce Avrupalı olduğumuzu ilan ederek prestij kazanmak istemişler, iyi niyetli ilgililer ise tam üyelik anlaşmasının zaten kısa zaman içinde gerçekleşeceğine inanmışlardır. Böylece Ortaklık Anlaşması’nın temelini oluşturan işgücünün, sermayenin ve malların serbest dolaşımından, sonuncusu gerçekleşmiş, zaten ihtiyacımız olan sermayenin serbest dolaşımında bir sorun çıkmamış, işgücünün serbest dolaşımı ise daha sonra sınırlı kota uygulansın şeklinde verdiğimiz tavizlere rağmen gerçekleşememiştir.

Gümrük Birliği Anlaşması’nın revizyonu niçin istenmektedir?

Mevcut Anlaşma sadece sanayi ürünlerinin serbestçe değişimini öngörmektedir. Taraflar bu kapsama tarım, hizmetler ve kamu alımlarını da dahil etmeyi kararlaştırmışlar ve bu konuları görüşmeyi planlamışlardır. Müzakerelerin nasıl ve hangi tarafın lehine sonuçlanacağı bilinmemektedir. Ancak, Türkiye kamu ihalelerine yabancıların da,  yerli firmalarla aynı şartlarla katılmasını sağlayacak düzenlemeler yapacak, ihalelerde yerli sanayiye sağladığı avantajları kaldıracak, yabancı firmaların hizmetler sektöründe faaliyet göstermelerini kabul edecek, sanayi ürünleri gibi tarım ürünleri de serbestçe dolaşabilir hale gelecektir. Kuşkusuz aynı haklar Avrupa Birliği’nde çalışacak Türk firmaları için de geçerli olacaktır. Bu çerçevede, AB’nin Türk tarım ürünlerine zaman zaman uyguladığı miktar kotalarının, asgari ithal fiyatlarının, nakliye aracı sınırlamalarının da kaldırılması gündeme gelecektir. AB’nin kendi tarım sektörüne verdiği destekler ve sübvansiyonların ülkemize de yansıyıp yansımayacağı ve tarım ürünlerimizin rekabet gücünü nasıl etkileyeceği üzerinde durulacak konular arasında olacaktır. Elbette, müzakereler sonuçlanmadan bu saydıklarımızın hangisinin, ne ölçüde gerçekleşeceğini söylemek mümkün değildir. Kaldı ki, müzakerelerin başlayıp, başlamayacağı bile bilinmemektedir.

Almanya Başbakanı Merkel, açık şekilde Gümrük Birliği Revizyonuna sıcak bakmadığını açıklamıştır. Doğrusu, diğer ülkelerden de aksi bir görüş ortaya çıkmamıştır. Yasal olarak Revizyon kararını verecek olan Avrupa Komisyonu’dur. Merkel’in Komisyona baskı yapamayacağı, serbest ticareti genişletecek böyle bir düzenlemeye karşı çıkamayacağı, 28 ülkenin karar vereceği söylenebilir, Ancak bir gerçek de ortadadır. Uluslararası ilişkilerde, belirleyici unsur çoğu zaman ekonomik ve siyasi güç olmaktadır. Üstelik, Türkiye’nin,  Almanya dahil Avrupa ülkelerindeki algısı oldukça düşük düzeydedir ve böyle bir durumda Almanya’nın kararı başka ülkelerce de itiraz konusu yapılmamaktadır. Zaten 28 ülke içinde Güney Kıbrıs ve Yunanistan da vardır ve müzakereler ilerledikçe bunların tutumunun ne olacağı bilinmemektedir.


Gümrük Birliği Revizyonu yapılmazsa ne olur?

Konuyu sadece Gümrük Birliği kapsamında ele almak doğru olmaz. Bu anlaşma AB ile ilişkilerimizin sadece bir parçasıdır. Anlaşma veya anlaşmazlık diğer alanlardaki ilişkilerimizi de doğrudan etkileyecektir.

Revizyon konusunda anlaşma olmadığı takdirde, halen 150 milyar dolar olan ticaret hacmi, doğal gelişimini sürdürür. Hacmi gelecek yılsonunda 200 milyar dolara ve 5 yıl içinde 300 milyar dolara çıkarma planımız için de aynı şeyi söyleyebiliriz, doğal seyrini izleyeceklerdir. Ticarete konu olan sanayi ürünleri ile ilgili bir kısıtlama veya ambargo iki taraf için de söz konusu olmaz.  Doğrudan yabancı yatırımlarda da bir çıkış beklenemez. Zaten bu tür yatırımlar kalıcı niteliktedir ve yasalarımız çerçevesinde çalışan,  kar eden ve güvenlik altında bulunan kuruluşlarca yönetilmektedir. Yine de, gerginliğin sürmesi halinde hem ticarette ve hem de yeni yatırımlarda Türkiye daha az tercih edilen bir ülke haline gelebilir. Bu alanlardaki gelişmeler hız kaybeder. Gerginlikten en çok etkilenen sektör ise turizm olur. Çünkü en çok para harcayan, pahalı turist Avrupa kökenli olanlardır.

AB Komisyonu Bütçe ve İnsan kaynaklarından sorumlu Komiseri, AB’nin Türkiye’ye 2020 yılına kadar ödemeyi planladığı yaklaşık 4,5 milyar Euro’luk üyeliğe yardım fonunu ödemeyi düşünmediğini açıklamıştır. Bu fonlar, istihdamdan, Kobilere, gümrüklerden vergi denetimlerine, demokrasi ve yönetimden tarım ve kırsal kalkınmaya kadar birçok alanda Türkiye’yi Avrupa’ya yaklaştıracak projeler için kullanılmak üzere oluşturulmuş fonlardır. Bunların durdurulması Türkiye’yi Avrupa’ya yaklaştırıcı nitelikte değildir. Avrupa’nın ülkemizdeki imajını da olumsuz yönde etkiler. Elbette sözü edilen projelerin durdurulması, çok sayıda Türk vatandaşını da etkileyecek ve yabancı kaynakların Türkiye’de iş yapmasını, mevzuatta, uygulamada ve ortak standartlarda buluşmasını zora sokacaktır. Türkiye, bu projeleri kendi imkanları ile yürütmek için ek kaynaklara ihtiyaç duyacaktır.

Gümrük Birliği revizyonunun gerçekleşmemesi Türkiye’ye en çok ABD ile AB arasında imza anlaşmasına kadar gelen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi halinde zarar verecektir. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi halinde, AB’nin serbest ticaret anlaşması imzaladığı ülkelerden yapacağımız ithalat, Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) gereği gümrük vergisine tabi olmayacak ancak bizim yapacağımız ihracat, AB’ne tam üye olmadığımız için, gümrük vergisine tabi olacaktır. Transatlantik Ticaret ve Yatırım Anlaşması Başkan Obama tarafından tamamlanmış ancak henüz onaylanmamıştır. Başkan Trump’ın da henüz gündemine gelmemiştir. Trans Pasifik Anlaşması’ndan çekilen Trump’ın Transatlantik anlaşması hakkındaki kararı bilinmemektedir. Anlaşmanın onaylanması ülkemiz dış ticareti için tehlike yaratır. Gümrük Birliği revizyonunun bir amacı da bu çelişkiyi ortadan kaldırmaktı. Bugünkü koşullar altında bu tehlike devam etmektedir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...