Süleyman olmak, Sinan olmak

25.8.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Başbakan Binali Yıldırım'ın uzak doğu gezisini izlerken yıllar öncesine gittim. Özal'lı yılları hatırladım. Üniversite genç bir talebeyken Özal'ın rutin dışı uygulamaları, uçaklarla yurt dışına taşınan iş adamları ve iş adamlarının dönüşte onlarca bavulla yurda dönmeleri. Pek de hoşumuza gitmezdi.

Acayip şeyler yapıyordu. Köprüyü satıyordu, ithalatı serbest bırakıyordu, kamuda özelleştirmeyi başlatıyordu. Dövizimizi bitirecek, vatanımızı satacak diye düşünürdük. Açıkçası bu konularda da sağlam tezvirat vardı. Çok değişik günlerdi.

Büyük travmaların insanların akıllarında kalıcı olması, hayatının geri kalan kısmına bu korkuların yön vermesi bilinen bir şeydir.

 Bu perspektiften baktığımda risk alınarak ileri adımlar atılan her konuya büyük bir toplumsal muhalefetin gelmesi normal gözüküyor.

Yaz olması münasebetiyle ülkemize gelen Türk kökenli Avrupalılarda gördüğümüz, Avrupalılar şöyle yapmış, böyle düzenli, böyle teknoloji seviyesine ulaşmış, biz Türkler işte böyle beceriksiz, şöyle yapamazmışız falan falan falan.

İçerde de bir kesimde aynı yaklaşımı görüyoruz'' bizden adam olmaz'', ''oturalım oturduğumuz yerde'' orda ne yapacağız, olsa ne olacak.... gibi gibi şeyler.

Tüm bunlar cumhuriyetimizin ortaçağı sayılabilecek 1940 ile 1980 yılları arasında ya yaşamış yada kendi yaşadıklarını evlatlarına empoze etmiş bir neslin korku ve endişeleridir.

Ne Türkiye eski Türkiye'dir ne de Dünya eski Dünya'dır. Koşan çalışan gençlerini iyi yetiştiren ve potansiyelini kendi ülkesi yararına kullanabilen ülkelerin var olacakları, diğer ülkelerin maalesef yem olacakları bir dönemden geçmekteyiz.

Korkularla yaşayanlar kendilerini kapattıkları hapishanelerde ölmeye mahkûmlardır. Agorafobik yaşamların statik yapısı evrenin bize anlatmaya çalıştığı yaşam şekline aykırıdır.

Evren hareket halindedir en küçük hücresinden en büyük yıldız ve galaksisine kadar durmaksızın hareket eder. Ta ki ölene kadar.

Bizi hareket etmekten, ileri adımlar atmaktan alıkoyan en büyük etken karşılaşılacak risklerdir insanlar en çok ileri adımlar atıldığında, eldeki kaynakların kaybedilme riskinden korkar.

Unutulan şudur ki bisiklet durunca düşer, uçak hareket etmezse havada kalamaz ekonomide de temel prensipler bu kadar basittir.

Ulaştığı seviyeyi korumaya çalışan, ülke, işletme yada ne tür bir ekonomik yapı olursa olsun kaderleri değişmeyecektir. O işi kendilerinden iyi yapan biri çıkıp onların pozisyonunu bozacaktır.

Buraya şuradan geldik. Yurt dışına çıkıp vitrin mağaza gezdiğini düşündüğümüz, onlarca bavulla dönen iş adamları için yapılan kıyıcı eleştirileri hatırlıyorum. Aşağıdaki haberi okuyunca Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ı rahmetle, minnetle andım. Demek ki boşuna değilmiş.

''Uluslararası inşaat sektörü dergisi Engineering News Record'un (ENR) her yıl firmaların kendi ülkeleri dışında gerçekleştirdikleri iş hacimlerini dikkate alarak hazırladığı listesini yayımlandı. Dünyanın en büyük ilk 225 uluslararası müteahhitlik firmasını belirlemek üzere yapılan araştırmaya göre bu yılki listeye Türkiye'den giren firma sayısı 31'den 33'e yükseldi. Bu sayı Türkiye'yi Çin'in ardından ikinci sıraya taşıdı.''

Ne demişti Akif

“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen, İki kazma kürek, iki de ırgat gerek,

Ancak hadi gel yapalım şunu geri desen, Bir Sinan, bir de Süleyman gerek.”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 1 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Hasan Karadağ

25.08.2017 - 19:27
Harika bir yazı olmuş hocam. Oturduğumuz yerde eleştirmek yerine öğrenmek çalışmak ve öyle eleştirmek en doğrusu. Diğer yazılarınızı merakla bekliyoruz. Selamlar.